İnovasyonun, başlangıç noktası da hayal gücüdür. Türkiye’de dünya çapında bir teknopark veya Silikon Vadisi tipi bir sanayi öbeğinin kurulması önündeki en önemli engel de hayal gücünün eksikliğidir.
Türkiye’de her gelen gün, geçen günlerden farklı değil. Kısa vadenin gündemine esir düştüğümüz için gözlerimizi geleceğin ufkuna çeviremiyoruz. Hep aynı konuları defalarca tartışıyor, suyunu çıkarıyoruz. Kendi etrafımıza yine kendimizin çizdiği daire, zihinlerimizi dar bir alana hapsediyor. Aydınlık bir geleceği, büyük projeleri, yaratıcı çözümleri hayal edemediğimiz için günlük dertlerle, sıkıntılarla boğuşmaktan kurtulamıyoruz. Hayal gücümüz köreldikçe, politika, ekonomi, hatta kültür ve sanatta tekdüzelik egemen oluyor. Deneyimli siyasetçi Mehmet Dülger, hayal gücü eksikliğinin, siyasette ortaya çıkardığı kısır döngüyü şöyle anlatıyor: "Bugün siyasetin hayal gücü eksik. İki-üç konu etrafında dönüp duruyoruz... Ve her hafta bir konuyu eritiyoruz... Siyaset heyecanını kaybediyor. Eskiden daha canlı, daha tartışmalıydı. Halk da siyasetin daha içindeydi…"
Ekonomide de durum farklı değil. Asya-Pasifik ülkelerinin ileri elektronikte yaptığı atılımın benzerini Türkiye’de gerçekleştirmek isteyen girişimcilerin sayısı çok az. Cari işlemler açığı ile yatıp, döviz kuru tartışmaları ile kalkıyoruz. Gelişmiş ve demokratik bir ülke olmayı hayal edemediğimiz için de, siyasetçilerimiz ve iş insanlarımız geleceğe nüfus eden bir vizyon geliştiremiyor. Eskilerin "tahayyül" dediği zihin mayalanması olmayınca, yaratıcı çözümlere ulaşamıyor, büyük başarılara imza atamıyoruz.
Uçan Yazar Yok Toplum hayatında, ekonomide, sanatta ve bilimde hayal gücü eksikliği bir kültür veya dünyaya bakış sorunudur. Günlük sıkıntıların zorladığı aşırı bir gerçekçilik anlayışı, hayalleri daha serpilip gelişmeden yok eder. Ayrıca "hayal" kelimesinin günlük kullanımdaki sicili pek de iyi değildir. Türkçemizde hayale dalmak gerçekten kopmak anlamına gelir. Hayal kelimesinin kuruntu yerine kullanıldığı da olur. Şairlerimiz, yazarlarımız hayali boş bir iş olarak görür. Tevfik Fikret, "Evet, hakikati hülyaya hep feda ederim" derken, Mehmet Akif, çağının insanına "Hayaller peşinden koştuğun yetmez mi ey şaşkın"diye seslenir. Yahya Kemal, "İnsan âlemde hayal ettiği müddetçe yaşar" der ama bu hayal daha çok geçmişle ilgilidir. Bugünün esaretinden kurtulma çabası yalnız Ahmet Hamdi Tanpınar’ın dizelerinde sezilir: "Bir âlem kurulur gibi yeniden/Baştanbaşa hayal, düşünce, rüya…"
Sosyolog Şerif Mardin, kültür ve edebiyat alanında da hayal gücü eksikliğini ve bununu sonuçlarını şöyle özetliyor: "Bizde Baudelaire gibi ’uçan’ bir yazar yoktur ve kültürümüz Baudelaire ve Rimbaud’ları yaratmaz. Bu da bir kendi kendini sansürden başka bir şey değildir. Oysa bu tipte kişileri olmayan topluluk, Tanpınar’ın dediği gibi, idealizm ile bayağılık arasında gidip gelmeye mahkûmdur. Genellikle Türkiye’de düşünceye konan sansürün bir dış sansür olduğu anlatılmıştır, ben ise devam eden bir iç sansürün buna sebep olduğunu sanıyorum."
Hayalden Düşünceye Yol Hayal etmek ve hayal kurmak da bir düşünce tarzıdır oysa. Tarihteki ilerlemelerin tümü, farklı şeyler hayal eden ve düşünen kişiler tarafından gerçekleştirilmiştir. Bir toplumda insanların tümü, o dönem geçerli görüşlerin, ilkelerin ve kuralların çerçevesi içinde kaldığında, hiçbir ilerleme olmaz. İlerleme, hayal eden, bilinmeyen denizlere yelken açan, aykırı ve farklı düşünen azınlığın sayesinde ortaya çıkar. Günlük hayatın dışına çıkamayan, tahayyül evreninin sonsuzluklarında kanat çırpamayan bir zihin, yeni sorunlara çözüm bulamaz.
Hayal gücünün gelişmesi kendiliğinden olmaz. Okuma, gözlem ve deneyimlerden oluşan köklü bir hayat kültürü, hayal gücünü sürekli besler. Edebiyatla ilgilenmek ve bilim-kurgu eserleri okumak hayal gücünün at koşturacağı alanları sürekli olarak genişletir. Mizah ise kişinin olaylara farklı açılardan bakmasını sağlar. Zihin belirli bir konuya odaklandığında önce ne kadar aykırı ve imkânsız görünse de tüm hayallere tam yol vermek gerekir. Hayal gücünün zenginliği, böylece herhangi bir konuda çok sayıda fikir üretilmesini sağlar. İki kez Nobel ödülü almış ünlü bilim adamı Linus Pauling’in de vurguladığı gibi "İyi bir fikre sahip olmanın en iyi yolu çok sayıda fikre sahip olmaktır". Gerçekten insan ne kadar çok şey öğrenirse ve hayal gücü sayesinde ne kadar fazla fikre sahip olursa en iyi çözüm fikrine ulaşma ihtimali aynı oranda artar. Toplumda ve ekonomide her sorunun tek bir doğru çözümü bulunduğuna inanılırsa, hayaller söner, düşünce ortamı çoraklaşır.
Hayal Mühendisliği Hayal gücü olmadan gelecek hakkında düşünemeyiz. Geleceği düşünmeyenler de yaklaşan riskleri fark edemez, fırsatları yakalayamaz. İnovasyonun, ürün farklılaştırmasının ve her tür yaratıcı faaliyetin başlangıç noktası da hayal gücüdür.Değişimin tabiatını anlamak, hayal gücünün kullanılması ile mümkün olur. Hayal gücünün genişlettiği ve derinleştirdiği zihin, küreselleşme döneminde farklı ülkelerin pazarların niteliklerini anlamamıza yardımcı olur. Bilimde çığır açan icat ve keşiflerin itici gücü de en başta hayal gücüdür.
Hayal gücü yeni teknolojilerin geliştirilmesinde, keşif ve icatların yapılmasında da başrolü oynar. Hayal gücünün dallanıp budaklandırdığı sayısız düşüncelerin gerçekliğin mihenk taşına vurulması insanı çözüme yaklaştırır. Hayal gücünün ağına takılan düşüncelerin çoğunluğu ilk bakışta insana saçma gelebilir. Beyindeki göz, hayalleri sanki gerçekmiş gibi görür. Ancak zihinde canlandırılan düşüncelerin birisi çözümün ta kendisi oluverir. Bu düşünce tarzı, esasında bir mühendisin akla gelen teknik çözümleri irdelemesinden farklı değildir.
Özgürlük Ortamı Şerif Mardin, edebiyatçılar ve sanatçılar için iç sansürün dış sansürden daha etkili olduğunu söylüyor ama diğer toplum kesimlerinde dış baskılar ve engeller, hayal gücünün serpilmesini önemli ölçüde zorlaştırabilir. Toplumun ve mahallenin baskıları ile zihnimiz "yasak-ayıp-günah" üçgenine sıkıştığında hayal gücünün hareket alanı daralır. İnsanların gelecek için hayal kurmasını kimse önleyemez ama fikir özgürlüğünün sınırlı olduğu ülkelerde hayaller de güdük kalır. Hayal gücünün geliştirilmesinde eğitim sisteminin de önemli bir payı vardır. Çocukluk çağında epey zengin olan hayal gücü yeteneği, hatalı eğitim sistemleri nedeniyle zamanla yok olabilir. Okullarda her sorunun yalnız tek bir doğru cevabı olduğu öğretildiğinde, önce hayal gücü ardından analitik ve eleştirel düşünce yetenekleri zayıflar. Hayal gücü zayıfladığında, geçmişin ve bugünün olumsuzlukları insanın ruhunu sarar ve karamsarlığın bataklığına sürükler.
Bugünün Çılgın Türkleri Türkiye’de dünya çapında bir teknopark veya Silikon Vadisi tipi bir sanayi öbeğinin kurulması önündeki en önemli engel, bence para ve yetişmiş elemandan çok hayal gücünün eksikliğidir. Çünkü hayal gücünün eksikliği ile ufku daralan kişi, özgüveninin kaybeder ve geri kalmışlığı bir kader olarak kabul eder. Sığ bir hayal gücü, çözümlerin görülmesini ve hayata geçirilmesini zorlaştırır. Hayal gücü yetersiz çalışan kişi çözüm fikri üretemez ve sürüden ayrılmaktan korkar. Bu nedenle 21. yüzyılda Türkiye’nin kaderine damgasını vuracak genç kuşağın, hayallerini hep canlı tutması ve bunlar için gerektiğinde çılgınca mücadele etmesi gerekir. Zengin bir hayal gücü, cesaret ve azimle desteklendiğinde, bugünden hayal gibi görünün hedeflere ulaşmak birden kolaylaşır.
Turgut Özakman’ın kitabını okuyup da, bugünün Türkiye’si için çılgınca başarı hayalleri kurmayan ve bu hayalleri gerçek kılmak için elinden geleni yapmayan bir genç, 20. yüzyılın ilk çeyreğindeki "Şu Çılgın Türkler’e layık bir torun olduğunu iddia edemez. Dedelerimizin genlerindeki mücadele ve varkalım azmini devralan gençler ise bilimde ekonomide, sanatta ve sporda büyük başarılara pekâlâ ulaşabilir. Bu hedefi gerçekleşebilir bir hayal olarak gördüğümüzde, yolun yarısını almış olacağız ve Cumhuriyet’in 100. yılına kalkınmış ve demokratik bir ülke olarak girebileceğiz…
Kaynak: Referans Gazetesi
www.referansgazetesi.com
|