Prof. Dr. Arman Kırım’a göre yeni ekonomik düzende inovasyona yatırım yapmayan para kazanamayacak. Kırım, ’Artık yeni teknoloji geliştirmeyenler, yeni ’şeyler’ üretemeyenler daha zor para kazanacak’ diyor.
Türkiye’yi inovasyon kavramıyla tanıştıran ve İnovasyon Konferansı’nın konuşmacıları arasında yer alan Fed Training şirketinin kurucusu Prof. Dr. Arman Kırım’a göre, yeni ekonomik düzende inovasyona yatırım yapmayan para kazanamayacak. Türkiye’nin de değişen dünya düzeninde özellikle de AB ülkelerinin yeni nesil fason üreticisi haline gelmesi durumunda zenginleşebileceğini öngören Kırım, bunun inovasyona, AR-GE’ye ve tasarıma dayalı ve yüksek katma değerli ürünlerin Türkiye’de üretilmesi rolünü üstlenmesi anlamına geldiğini ifade ediyor.
İnovasyonun son yıllarda adından sıkça söz ettirmesini neye bağlıyorsunuz? Sebebi basit. Dünyada mal ve hizmet bolluğu yaşanıyor. Zengin ülke insanlarına mevcut ürünleri kârlı olarak satmak çok zorlaşmaya başladı. Emtialaşma adı verdiğimiz ürün ve hizmetlerin birbirleriyle aynılaşmaları da fiyatları düşürme eğilimi doğurdu. İşte bu büyüme ve kârsızlık sorunlarından çıkışın tek yolu inovasyon. O nedenle tüm dünya 2000’li yılların başlarından beri bu konuyu konuşmaya başladı.
Türkiye inovasyonu hangi açıdan ele almalı? Batı ülkelerinin teknolojilerini yakalayabilme becerisi ve onlar adına iyileştirme ve geliştirme amaçlı Ar-Ge becerilerini geliştirme anlamında yaklaşmalı.
Yeni düzende inovasyon yapmayan para kazanamayacak diyorsunuz. Bu görüşünüzü açar mısınız? Bunu gerçekten söylüyorum. Zira 21. yüzyıl aslında adına "inovasyon ekonomisi" diyebileceğimiz yeni bir çağ. Şimdilerde çoğumuz bu gerçeğin farkında değiliz ama er ya da geç hepimiz bunu anlayacağız. Zaten ülkemizdeki iktisatçılar genelde geçmiş dönemleri analiz etmeyi sevdiklerinden ve bu konuda uzmanımız fazla olduğundan, ileride bu kavram daha çok karşımıza çıkacak. Ama ben geçmiş değil de gelecekle uğraşan bir insan olduğumdan, önümüzdeki 30 yılın artık inovasyon devri olacağını biliyorum ve bunu söylüyorum. Artık yeni teknoloji geliştirmeyenler, bu teknolojileri kullanamayanlar, yeni fikirler ve yeni "şeyler" üretemeyenler giderek daha zor para kazanacaklar. Bu hem bireyler, hem şirketler ve hem de ülkeler için böyle olacak. Oluyor da. Bugün bile kârsızlık sorunu yaşayanlarla başarılı olanlar arasındaki en temel fark yenilik konusunda ortaya çıkıyor.
Peki, şirketler bu yönde nasıl yapılanmalı? Şirketler bir an önce olmayacak şeylerle uğraşmayı bırakıp teknolojik yeteneklerini yükseltmenin yollarını düşünmeye başlamalılar. Olmayacak şeyden kastım da dünya markası olma hevesi. Dünya markası olmak çok zor bir şeydir, içimizden çok az sayıda firmanın bu şansı olabilir. O nedenle de böyle boş hevesleri bir kenara bırakıp hızla yenilikçilik yeteneklerini geliştirmeleri gerekir.
Nasıl yapacaklar? Bu işin danışmanlığını alarak, hem de bir an önce innovatif bir şirket olmanın ilk adımını atmalılar. Benim yazmış olduğum inovasyon ile Mor İnek Nasıl Büyüsün isimli kitaplarımı da okuyup kendileri için bir yol çizebilirler. Bir de inovasyon konulu konferansları kaçırmamalılar. Küresel rekabette ya hamallık yapacak ve üç kuruşa ucuz emeğe dayalı üretim yapıp bunu dünyaya satmaya kalkacaksınız Ya da, inovasyona dayalı ve katma değeri yüksek üretim yapıp gerçekten para kazanacaksınız. Mesele bu kadar açık ve net.
Dünya markası politikası yerine inovasyon politikasının geçerli olacağı görüşündesiniz. Bu görüşünüzü açar mısınız? Sözünü ettiğim gibi dünya markası olmak çoğu firma için boş bir hayal. Hiçbir gerçekçi tarafı olmadığı gibi ne toplumda ne de çalışanlar arasında bir inandırıcılığı kalmadı. Kimse bu tür hayalleri artık yutmuyor. Türkiye bu kadar fazla işsiz insanına ve bu denli artan genç nüfusuna istihdam sağlamayı ancak üreterek ve ihraç ederek yaratabilir. Marka olarak değil. Bizim asıl ihtiyacımız olan yenilikçiliğe dayanan farklı bir sanayileşme politikasıdır. Ben Türkiye Nasıl Zenginleşir? isimli son kitabımda zaten bu politikanın nasıl olması gerektiğinin reçetesini yazdım.
Peki, Türkiye nasıl zenginleşir? Türkiye’nin en I. meselesi zenginleşmek. Zira demokrasi bile zenginlikle doğru orantılı bir şey. Araştırmalar ekonomik büyüme ve toplumsal refah arttıkça demokratikleşmenin daha hızlandığını gösteriyor. Bu saptamaları yapınca da insanın aklına ister istemez şu soru geliyor: Peki ne duruyoruz?
Neden zenginleşmiyoruz? Benim şahsi düşüncem bir kere toplum olarak zenginlik kavramıyla daha henüz barışamadık. Hala zenginlikten söz etmeyi ayıp olarak kabul ediyoruz. Bir çoğumuzda gizli bir zenginlik düşmanlığı var. Oysa bu ne kadar yanlış. Bir toplumda zengin insan sayısı ne kadar fazla olursa bunun toplumun diğer fertlerine yansıması o ölçüde pozitif olur. İkinci bir neden ise bir ‘zenginleşme stratejimiz’ yok. İşte benim kitabım ülkemizde olmayan ve yıllardır yapılamayan bir şeyi yapıyor, bu zenginleşme stratejisinin formülü en ince ayrıntısına kadar veriyor.
Zenginleşmenin formülü ne? Bu da aslında basit. Ben diyorum ki Türkiye, özellikle de AB ülkelerinin yeni nesil fason üreticisi haline gelmesi durumunda zenginleşebilir, istihdam yaratabilir. Yeni nesil tedarikçilik bizim bildiğimiz ve gördüğümüz fasonculuktan farklı. Bu, inovasyona, AR-GE’ye ve tasarıma dayalı ve yüksek katma değerli ürünlerin Türkiye’de üretilmesi rolünün benimsenmesiyle ilgili. Birinci nesil fasonculukta ise size AR-GE’si ve tasarımı yapılmış olan bir ürün getirilir ve bunu en ucuz fiyata üretmeniz istenir. Ben, “Türkiye ikinci nesil fasonculuk yoluyla zenginleşir” diyorum. Her tarafta konuşulan markalaşmak yoluyla zenginleşeceğimiz düşüncesini de kategorik olarak reddediyorum.
Kaynak: Referans Gazetesi
|