Dünyanın her noktasında üretilen bir ürünün ya da bilginin dünyanın her noktasında tüketildiği bir dönemde, yeni bir şeyler bulmak, farklı ve kaliteli olmak, tüketicinin sizi seçmesindeki en önemli tercih sebeplerindendir. Son zamanlarda adını çok sık duyduğumuz inovasyon işte tam burada karşımıza çıkıyor. Yenilikçiliğin ve yaratıcılığın tam içini dolduramadığı inovasyon, önümüzdeki yıllarda, ülkelerin, kurumların ve şirketlerin rekabetinde konum belirleyici en önemli başrol oyuncusu olacaktır.
Kendinizi yenileyemediğiniz takdirde gözden düştüğünüz dünya rekabet liginde üst yerlerde kendinize yer bulmak, sürdürülebilir pazar ve itibar payınızı gözden düşürmemek istiyorsanız inovasyonu gündelik yaşam içine yerleştirmeniz gerekmektedir. Dünya, yönetim anlayışından yönetişim anlayışına, tek başına iş yapma anlayışından ortak kararla iş yapma anlayışına, sır saklamaktan ziyade şeffaflık ve saydamlık anlayışına doğru büyük değişimler ve gelişimler yaşıyor.
Bu değişimlerin ve gelişimlerin yaşandığı günümüzde, yüksek teknoloji üretiminin temel uyarıcısı olarak da inovasyon, buluşçuluk, AR-GE, ÜR-GE karşımıza çıkıyor. Dünya ülkelerini, inovasyon ve AR-GE’nin itici gücü ile "teknoloji üreten ülkeler", yenilikçi ve icatçı olamayan ve ancak "teknoloji satın alan ülkeler" olarak ikiye ayırabiliriz. Ne yazık ki ülkemizde son yıllarda bir üretim kıpırdanması yaşansa da ülkemiz "teknoloji satın alan ülkeler" kümesinde yer almaktadır. Ülkemiz her yıl milyarlarca dolar ödeyerek teknoloji ithal etmekte ve ülke sanayii ithal et-birleştir-sat yani montaj diğer bir deyimle de kopyacı bir modeli yaşam biçimi haline getirmiştir.
İnovatif düşünmeyen, icat çıkarmayan, yüksek katma değerde mal ve hizmet üretemeyen ülkeler yüksek teknolojiyi yakalayamıyor, siyasette ve piyasalarda söz sahibi olamıyor. Bu ülkeler fert başına milli gelirini yükseltemediği için vatandaşını da refah içinde yaşatamıyor. Bu ülkelerin alıp-satma düzeninde denge sürekli ithalat lehine bozuluyor. Hal böyle olunca siz teknoloji üreten ülkelerin sürekli en kıymetli pazarı haline geliyorsunuz. Toplumumuzu ezberci ve dondurulmuş bir düşünce yapısından kurtaracak tek şey, buluş ve yeniliklerin kaynağını oluşturan inovasyon düşünce yapısıdır. Öyleyse kurumlar ve şirketler inovasyon yönetimini bir an önce hayata geçirmelidirler. İnovasyon yönetiminde birinci şart bir vizyonunuzun olmasıdır. Vizyonu olmayan hiçbir hareketin başarıya ulaşamayacağını düşünüyorum. Yeteri miktarda sermaye, eğitim ve yetkinlik, iyi bir ortam ve altyapı, doğru insanı doğru yerde istihdam etmek inovasyon yönetiminin diğer şartlarıdır. Yenilik istiyorsanız, özellikle, doğru kadroları kurmanız gerekmektedir. Yani uygun insanlar uygun ortam ilişkisini çok iyi kurmalısınız.
İnovasyonun önündeki en büyük engelin alışkanlıklar ve kopyacılık olduğunu unutmamak gerekiyor. İnovasyonu eski işleri yeni yöntemlerle, yeni işleri yeni yöntemlerle yapmak olarak da tanımlayabiliriz. Yani alışkanlıkları terk etmek ve işimizde yeni biçimler oluşturmak. Fakat en büyük risk yeni işleri eski yöntemlerle yapmaktır. Yani yeniyi kavrayamamak, anlayamamaktır. Sonuç olarak, inovatif yöntemlerle teknolojiyi geliştirmek, her yerde, kamuda ve özelde inovasyon yönetim sistemini oluşturmak Kayseri’nin Türkiye’nin en yeni vizyonu olmalıdır.
Kaynak: Dünya Gazetesi
|