|
Bundan yaklaşık 30 yıl önce, Japonya’da, havaalanında, sıradan günlerden biri yaşanıyordu. Taa ki ABD’ye gitmek için uçağını bekleyen Sony’nin ilk CEO’su Akio Morita’nın canı fena halde sıkılana kadar! Beklerken müzik dinlemek isteyen ama bunun bir yolunu bulamayan Morita, o dönemin devrim yapacak ürünlerinden birinin ilk adımını o havaalanında attı. Kararını vermişti. Şirkete döndüğünde, ürün geliştiricilerden, her yerde müzik dinlemesini sağlayacak bir çözüm bulmalarını isteyecekti!
Morita, ihtiyaç duyduğu bir ürünü yaptırdı ve 1979 yılında piyasaya sürdü. Düşündü, uyguladı ve haklı çıktı. Şirket, ürünün alternatifleri çıkıp, teknoloji ilerleyinceye kadar, 120 milyon walkman sattı. Sony’nin diğer elektronik ürünlerindeki başarısının önüne geçip, satış rekorları kırarak, efsane haline gelen walkman; CD player, MP3 ve son olarak iPod devrimiyle tarihin derinliklerine gömüldü… Kimilerine göre Sony, bu teknolojide sürekliliğini sağlayamadı. Ancak Sony, PlayStation ile yeni bir çığır açmayı rakiplerine rağmen, zirvede kalmayı başardı. Elbette, yeni bir akım her şeyi değiştirebilir… Ama bilinen o ki, Sony, yenilikçilikte bir döneme adını altın harflerle yazdı! Sony’nin Avrasya Genel Müdürü Mohsen Noohi ile grubun yenilikçi markalaşma öyküsü ve Türkiye deneyimi üzerine konuştuk.
Bir dünya markası yaratmak! Bu hayali gerçekleştirmiş olan Sony’i diğerlerinden ayıran temel özellik neydi? Bildiğiniz gibi, 20. yüzyılın ilk yarısında yaşanan büyük savaşların ardından, Japonya neredeyse yıkılmış durumdaydı. Insanlar, ülkeyi yeniden ayağa kaldırabilmek için çalışmaya ve çıkış yolları aramaya başladılar. Elektronik sektörünün de Japonya’da bu kadar gelişmesinin temel nedenlerinden biri budur. Çünkü tekrar ayağa kalkmanın başka yolu yoktu! Ünlü ve başarılı bir mühendis olan Masaru Ibuka ve pazarlama uzmanı arkadaşı Akio Morita’nın kurduğu Sony de böyle bir dönemde, yenilikçi modeliyle kısa bir sürede dünya markası haline geldi. Onlar, fırsatları gördüler, uzmanlıklarını, pazarın ihtiyaçlarına göre yeni ve farklı ürünler yaratmak için kullandılar. Dolayısıyla yenilikçilik, Sony’nin ruhudur! Biz, hiçbir zaman taklit etmedik, kimsenin peşinden gitmedik… Diğerinin aynısını yapmadık! Sony’nin tüm yöneticilerinin dikkat ettiği en önemli ilke budur. Hayal gücü ve farklı olma arzusu! Bizi bu özellikler başarılı kılıyor.
Bugün, Sony gibi dünya markaları kolay kolay çıkmıyor… Evet, ürün ve hizmetler giderek birbirine benzemeye başladı! Birçok şirket aynı ürünlerle, aynı pazarda rekabet ediyor. Bu noktada “niş” ürün ve pazarların öneminin arttığını düşünüyorum. Insanlar artık farklı ürün ve hizmetler istiyorlar. Hatta kendilerine özel ürün ve hizmet beklentisi içindeler! Tüketicinin, geçmişte hiç olmadığı kadar büyük bir gücü var. Neden? Çünkü internet vb. olanaklar sayesinde, eskisinden çok daha fazla bilgiye sahip! Bilgi, insana güç veriyor… Bu noktada bizler geleceği anlamak, onu oluşturmak ve tüketiciye, “öğreneceği” yeni bir gelecek vaat etmek zorundayız! Bunu da öncelikle tüketiciyi “okuyarak” başarabiliriz.
Siz böyle bir ortamda “dünya markası” olarak kalmak için neler yapıyorsunuz? Öncelikle şunu belirtmeliyim ki, Sony yalnızca tüketici tarafında çalışmıyor, aynı zamanda “profesyonel çözümler” dediğimiz alanda da büyük işler yapıyor. Bunun anlamı şu: Farklı alanlarda faaliyet göstererek, katma değerimizi arttırıyor, risklerimizi azaltıyoruz. Örneğin, birçok televizyon kanalına ya da radyoya gidin, profesyonel anlamda birçok Sony ürününün kullanıldığını göreceksiniz… Dolayısıyla Sony aslında bir değer zincirinin neredeyse her noktasında yer alıyor: Gösteri, eğlence, bilgi… Böylece bütünü daha iyi anlıyor ve değerlendirebiliyoruz. Bence en önemli avantajımız budur! Tek dezavantajımız ise faaliyet gösterdiğimiz değişik alanlarda, farklı şirketlerle rekabet etmek! Bu şirketlerin büyük bir çoğunluğu, “dar alanlarda uzmanlaşan” şirketler. Gerilla mantığı ile rekabet eden bu tür şirketlerle, “büyük bir marka olarak” rekabet etmek, bazen daha zor olabiliyor…
Bunun yanında, Sony’nin yarattığı katma değerde en önemli unsurlardan biri, bilinen teknolojinin ötesinde işler yapmaktır! Örneğin, LCD ekranlar. Bu ürünlerin büyük bölümü, aynı fabrikadan çıkmış gibi... Sony’nin LCD ekranlarını farklı kılan nedir? Panelin kendisi değil, panelin etrafında kullanılan teknoloji! Insanlar bunları daha önce fark etmiyordu. Ancak sahip oldukları bilgi sayesinde artık talep ediyorlar. Bu da bizi güçlü kılıyor.
Sony’nin Türkiye deneyimi nasıl başladı? Bugün nasıl bir noktadasınız? Sony Avrasya, Türkiye pazarına 1993 yılında girdi. Ben, o yıllarda kariyerimin ilk dönemlerini yaşıyordum… Ama Türkiye o dönemde de büyük bir ülkeydi! Avrupa’nın son kıyısı ve Ortadoğu’nun en yakın komşusu! Bu ülkenin bir sır gibi gizlendiğini fark ettim. Gizliydi; çünkü kimsede o kapıyı açacak anahtar yoktu. Türk insanı markaları ve kaliteyi seviyordu, moderndi ve trendleri izliyordu. Ülke pazarının çoğunluğunu gençler oluşturuyordu. Gençler de yeni olana ve en iyisine sahip olmak istiyorlardı. Sony de dünyanın en gözde markalarından biriydi! Işte bu nedenle Türkiye Sony için adeta bir “ev” konumundaydı. Keşfedilmemiş, büyük başarılar elde edebileceğimiz, dinamik bir ülkeydi. Işte biz de “Bu unsurlar neden iyi birer avantaj olarak değerlendirilmesin?” diye düşündük ve geldik. İnsanlar artık farklı ürün ve hizmetler istiyorlar. Hatta kendilerine özel ürün ve hizmet beklentisi içindeler!
27 yıldır Sony’de çalışıyorsunuz. Sizi bu kadar uzun bir süre Sony’ye bağlayan neydi? Ben Sony’ye katıldığımda çok küçük ve niş bir şirketti. Elektronik tüketicileri de bugünkü kadar fazla değildi. Öte yandan en az 3 şirketten daha iş teklifi almıştım. Bunlardan biri de büyük bir Amerikan şirketiydi. Ama Sony’nin tarzı, bugün olduğu gibi çok esnek ve yenilikçiydi. Bu şirkette ne yapmak istiyorsanız onu yaparsınız. Kariyerinizi kendiniz tasarlarsınız! Birçok şirket bunu yapmanıza izin vermez, kariyerinizi sizden başka herkes yönlendirir. “Doğru şeyleri yap. Başarılı ol. Ve daha başarılı ol.” Sony’nin çalışma mantığı budur. Onun başarısı büyüdükçe, seninki de büyür. Sony, insan odaklı bir şirkettir. Bununla birlikte, yalnızca bugünün değil, geleceğin sorun ve ihtiyaçları için de çözüm üretir. Işte geleceği yakalamak budur!
Kaynak: KobiFinans Dergisi 14. Sayı
|