Uzay Kimya Yönetim Kurulu Başkanı Sevda Arıkan İstanbul Teknik Üniversitesi (İTÜ) Kimya Bölümü’nden 1968 yılında mezun oldu. Arıkan’ın o yıllarda Türkiye için yeni bir ürün olan "deterjan”ın ilk üreticilerinden biri olduğu da söylenebilir. O dönemde yoğurt makinelerinde üretilen "krem deterjanlardan" oluşan sektörün değişiminde önemli bir rolü var. Yenilikçiliği bir "iş felsefesi" olarak gören Arıkan, profesyonel kariyerine başladığı dönemde, daha 23 yaşındayken, meşhur Boğaziçi Kolonyaları’nın hazırlık döneminde çalışıyor. Birkaç yıl sonra ’Kolonya neden cam şişede satılır? Plastik şişe daha avantajlı olmaz mı?’ diye düşünerek bir fizibilite raporu hazırlıyor. Sonuç: Türkiye’de kolonya plastik şişeye giriyor.
19 yıllık profesyonel hayatının sonrasında emekli olan Arıkan, hayatta her zaman çalışarak mutlu olanlardan. Bu yüzden, "ev halinden" çabuk sıkılıyor. 2 çocuğu da büyümüşken, tecrübe ve birikimini kullanacağı yeni işlerin arayışına giriyor. Uzay Kimya’nın temelleri de böyle atılıyor. O yıllarda hedefini, "Türkiye’de bulunmayan, ancak tüketicinin yaşam standardını yükseltecek özel ürünler üretmek" olarak çiziyor. İlk bulaşık makinesi deterjanı, mobilya cilası, halı şampuanı Uzay Kimya tarafından üretiliyor. Şirket 1997 yılında kendi fabrikasına taşınarak uluslararası markalarla boy ölçüşür hale geliyor. Giz ve Uzay markalı ürünlerin yanı sıra Migros, Şok ve Gima ile özel markalı ürünler pazarında da söz sahibi oluyor.
KF: Emekli olduktan sonra, hiç bilinmeyen bir sektörde, bilinmeyen ürünlerle yeniden iş hayatına dönmek, böyle bir girişimde bulunmak nereden aklınıza geldi? Uzun yılllar yoğun çalıştıktan sonra ev hayatının bana göre olmadığını anlayıp ’Ne yapabilirim?’ diye düşün-düğümde, farklı bir yöne gitmem gerektiğini gördüm. Deterjan ve kozmetik sektörünü çok iyi biliyordum. Fakat bu alanda büyük bir rekabet vardı. Pazar genişlemiş, ürün çeşidi artmıştı, uluslararası markalar Türkiye piyasasındaydı. Dolayısıyla böyle bir ortama girmek bana pek cazip gelmedi. Aslına bakacak olursanız ben "benzer işler" yapmaktan hoşlanmam. ’Acaba yeni ne yapılabilir? Pazarda olmayan ne var?’ diyerek, insanların ihtiyaçlarını düşündüm. Kimsenin yapmadığı birşey yapmak istiyordum. O sırada şunu fark ettim: Türkiye’de bulaşık makinesi bile üretilmiyordu. Bazı evlerde yurtdışından getirilmiş bulaşık makinesi vardı. Örneğin Türkiye’de yaşayan yabancıların evleri gibi. İnsanlar bu makineler için deterjan bulamıyordu, bunu fark ettim. Avrupa’ya gidenlere ısmarlıyorlardı, Türkiye’ye büyük bavullarda deterjan geliyordu. ’Bulaşık makinesi deterjanı yapsam’ diye düşündüm, aynı anda mobilya cilasını keşfettim. Bu ürün de yabancı dizilerde, filmlerde vb. görülüyor, insanlar yurtdışından getiriyorlardı. İşte girişimime bu 2 ürünle başladım. GİZ markasıyla bulaşık makinesi deterjanı, UZAY markasıyla da mobilya cilası üretimi yaptık.
KF: Böyle bilinmeyen ürünleri üretmek ve satmak zor olmadı mı? Açıkçası ben "hakkında bilgi verebileceğim ürünleri" seçtim. O dönemde Türkiye pazarı bugünkü gibi değildi. Çok ihtiyaç vardı ama gümrük kapıları açık olmadığı için fazla ürün çeşidi de yoktu. Biz neredeyse "sipariş üzerine" ürün geliştiriyorduk. Örneğin halı şampuanı yaptık. Markettekiler ’Yarım kiloluk yetmiyor, 1 kiloluk mu yapsak?’ diye sordular. Arkasından yer cilası, çamaşır beyazlatıcı, tül beyazlatıcı gibi ürünler geldi. Bunların her biri alanında Türkiye’nin ilkleridir. Daha sonra pazar genişleyince uluslararası markalar da geldi. Şu anda 40’a yakın formülümüz, 70 çeşit ürünümüz var. 2’si kendimize ait olmak üzere 8 markaya üretim yapıyoruz.
Son olarak leke çıkarıcı ürettik. Bu alanda da ilkiz. Bulaşık makinesi jel deterjanının Türkiye’deki tek üreticisi de hala biziz. Yabancı marka olarak tek rakibimiz var, o da ithal ediliyor.
KF: Sektördeki oyuncu sayısı neden az? Siz nasıl başardınız? Tüketicinin ihtiyaçlarını çok yakından hissetmeniz gerek. Bu noktada kadın girişimci olmanın önemli bir avantajı var. Temizliğin ne kadar keyifsiz bir şey olduğunu hepimiz kabul ediyoruz. Kadın olarak, ‘Nasıl daha hızlı ve etkin bir çözüm üretebilirim?’ diye hareket ediyorsunuz, bunu kurguluyorsunuz. Sonuçta temizlik maddelerinin formülasyonu konusunda da birikimim vardı. Tabii sektördeki gelişmelerden de çok iyi haberdar olmak gerek. Kimya sektörü ithalat ağırlıklıdır. Hammaddenin gelişimini, yeni hammaddeleri çok iyi takip etmek, yabancı firmalarla güçlü bir temas kurmak gerekir. Onlar da tabii kim daha çok ilgileniyorsa karşılığını verir. Bunun yanında biz Türkiye’deki şartları da çok iyi biliyoruz. Bulaşık makinesi deterjanında çok iddialıyız. Çünkü Türk kültürünü iyi biliyoruz. Ancak yabancı markalar tüm dünyada aynı formülasyonu uyguluyor. Dolayısıyla biz başarımızı daha çok, tüketiciyi iyi gözlemliyor oluşumuza bağlıyoruz.
KF: Bu sektörde hammadde neden ithal ediliyor? Kimya sektörünün hammadde konusunda özel bir durumu var: Yurtdışına bağlı. Bu alanda dünyada tekel-leşmiş gruplar var. Biz de uluslararası büyük grupların satın aldığı aynı yerlerden ithal ediyoruz. Malzemenin yaklaşık yüzde 50’si ithal, gerisi yurtiçindendir. Ben Türkiye için katma değer yarattığımıza inanıyorum. Yan sanayiye de önemli bir destek veriyoruz.
KF: İhracat yapıyor musunuz? Kendi markalarımızla Mısır’a ihracat yapıyoruz. Mısır’daki belli başlı bütün zincir mağazalarda varız. Onun dışında Romanya, Bulgaristan, Suriye var. Son 6 aydır Ramstor’lara da ürün veriyoruz. Bu yılki ihracatımızın, ciromuzun yaklaşık yüzde 15’ini oluşturacağını düşünüyoruz.
KF: Kendi örneğinizi de düşünecek olursanız, KOBİ’ler için başarılı olmanın koşulları neler? Öncelikle "taklitçilikten" kaçmak gerekiyor. Mevcut ürünleri çok iyi etüt edecekler. Onun üzerine ne koyabileceklerine bakacaklar. İyi bir gözlemci olmak, yaratıcı düşünmek gerek. Yaratıcılık da genel kültürle, insanın görüş açısının geniş olmasıyla çok orantılı.
Her gün her şeyi geliştirmek gerekiyor. Bir de kendini çok öven kişiler vardır, örneğin ’15 yıldır tatil yapmadım’ derler. İyi ama bence en büyük yanlışlık buradadır. İnsanlar ne kadar gezerlerse, ne kadar farklı kültürden insanlarla temas halinde olurlarsa bakış açıları da o kadar genişler. Onların ihtiyaçlarını, görüşlerini, beklentilerini çok daha iyi anlarsınız. Dünyayı, insanları ve çevreyi çok iyi tanımak gerek. Çevreye saygılı ürünler geliştirmeliyiz. Ona zarar veren ürünlerin yaşama şansı da yok. Elbette gelişmeleri takip etmek de önemli. Bizim 10 yıl önce kullandığımız hammaddelerle şimdi kullandıklarımız arasında performans ve kalite açısından çok fark var. Artık daha avantajlı formülasyonlara geçiyoruz. Yani ’Bu formül oldubitti, iyi de satıyor’ diye durmak yok. ‘Daha iyisini nasıl geliştirebilirim? Nasıl daha fazla çevreci olmasını sağlarım?’ diye düşünmek gerek.
KF: Girişimcilere önerileriniz neler olabilir? İmkânlar geçmişe oranla daha fazla genişledi. Ama rekabet de arttı. Bugünün dünyasında tek avantaj bilgi paylaşımı. Koşulsuz olarak gereken şey: Durmaksızın gelişmelisiniz. ’Ben en iyiyi yapıyorum’ diyerek oturduğunuz zaman kaybediyorsunuz. Yenilikleri çok iyi takip etmeniz gerekiyor. Takım çalışmasına inanmalısınız. Toplam kalite için de bekçiden genel müdüre, sekreterden yöneticiye herkesin katılımı gerekir.
Emir komuta zinciri de bitti. ’Gelin bu işi birlikte yapalım’ diyerek paylaşma yolunu seçtiğiniz zaman öncelikle fikirler karşılaşıyor. Sorumluluk alınıyor. O yüzden ben kendimi patron değil bir çalışan gibi görüyorum. Herkesin her işi mümkün olduğu kadar bilmesi lazım. Artık dikey organizasyonlar değil; yatay organizasyonlar ve takım çalışması önemli. Gençlerin yaratıcılığından ve fikirlerinden de yaralanmak gerekiyor. Amerika’nın bugün burada olmasının en büyük nedeni özgür düşünceye imkan vermesi. Bir de ‘Niçin olmaz?’a odaklanmayalım, ‘Nasıl olur?’a odaklanalım. Buna vakit ayırırsak muhakkak bir çıkış noktası bulur ve başarıya ulaşırız.
Önce Türk Ürünlerini Tüketelim "Türkiye’de ekonominin kalkınması tamamen tüketime bağlı. Son sözü tüketici söylüyor. Dolayısıyla tüketici Türkiye’de üretilen ürünleri seçerse bu hepimiz için katma değer anlamına gelir. Türkiye’de üretilen her bir mal katma değer yaratıyor. Yabancı markalara yönelmememiz gerektiğini düşünüyorum. Türkiye’nin kalkınma yolu buradan geçiyor. Bizde yabancı marka bağımlılığı dünyada hiçbir ülkede olmadığı kadar yüksek. Bugün en gelişmiş ülkelerde bile insanlar ’Benim ülkemde mi üretildi?’ diye bakıyor. Bizlerin, torunlarımızın iş bulabilmesi, daha yüksek standartta yaşaması için önce Türkiye’de üretilen ürünleri almamız gerek. Bir de Türk sanayisine güvenilmesini istiyorum. Ben bu işlere başladığımda, 68’li yıllarda dünyada olup biteni bilemiyorduk. Bilsek de ne getirtebilir, ne de alabilirdik. Ama şimdi dünyanın her yerindeki hammadde, makine veya teknoloji istediğiniz an elinizin altında. Bunları Türk sanayisi yıllardır kullanıyor ve artık dünya ile rekabet edecek ürünler yapabiliyoruz."
KOBİ’ler İçin Öz Değerlendirme Çalışmamız Var KF: Kalite ve Teknoloji İhtisas Kurulu’nda (KATEK) KOBİ’ler için neler yapıyorsunuz? KOBİ’lerin sorunları net olarak karşımızda. Bunları aşmak için zaman gerekiyor. Biz de öncelikle eğitimlere ve danışmanlığa ağırlık veriyoruz. Geçen yıl çok güzel bir çalışma yapıldı: ’Öz değerlendirme’. Bu çalışmada pazarlamadan insan kaynaklarına, tasarımdan teknolojiye kadar bir firmada olması gerekenleri sorular halinde farklı ortamlarda firmalara dağıtıyoruz. Puanlama sistemi de var. Dolayısıyla sonucu doğrudan görüyor, kendilerini değerlendiriyorlar.
KOSGEB’in de sanayiciye dönük bir çalışması oldu. Onlar da "Stratejik yol haritası"nı çıkardılar. O yol haritasının ise ancak yüzde 20’si yanıtlanarak geri gönderildi. KOBİ’lerin bu formları doldurmak için bile bir ekibi ya da görevlisi yok. Çok iyi niyetle çalışıyorlar ama kalifiye eleman ancak genel işleri toparlıyor. Diğer işler için ayrı bir departman gerekiyor. İşte bu nedenle öz değerlendirmelerin geri dönüşümünü sağlamaya çalışıyoruz. Öz değerlendirmenin her bir başlığı altına eksiklerin karşısına referansları koyuyoruz. Böylece firma eksilerini tamamlamak için hangi kaynaklardan faydalanabileceğini öğrenebiliyoruz. Öte yandan diğer bir önemli sorun, AB’nin verdiği çok önemli destekleri hala tam olarak kullanamamamız. Çünkü proje hazırlık sürecini gerçekleştirecek firmaların ekibe ihtiyacı oluyor. Ancak böyle bir ekibin maliyetlerini yüklenemiyorlar. Proje yapmadıkça da desteklerden yararlanmaları ne yazık ki mümkün olmuyor. Bu konuda ne yapabileceğimiz üzerinde de çalışıyoruz. Belki danışman ve proje yöneticilerini yönlendirmek vb. çözümler olabilir.
Kaynak: KobiFinans Dergisi 11. Sayı
|