Ekonomilerin ulusal dinamiklerden ziyade küresel dinamiklerle ve saiklerle hareket etmesi küreselleşmenin en önemli belirleyicilerinden birisi. Küresel dinamiklerin ise ulusal olana göre denetlenmesi ve öngörülmesi çok daha zor. Özellikle milyarlarca doların bir günde el değiştirdiği mali piyasalardaki riskler çok daha karmaşık. Bu yüzden son yıllarda ortaya çıkan finansal krizler risk tanımını ve yönetimini öne çıkardı. Piyasa istikrarı ve piyasa istikrarını bozacak risklerin tanımı iktisat biliminin bir alt disiplini olan finansın şimdilerde başlıca ilgi odağı. Finansal istikrar tanımı da merkez bankalarının dilinden bundan dolayı düşmüyor. Bu açıdan bağımsız merkez bankalarının şimdilerde başlıca işi risklerden mümkün olduğunca temizlenmiş şeffaf bir piyasa yaratmak. Bilgi akışının eksiksiz olduğu, etkin ve açık bir piyasa küresel finansın patronlarının bugünlerde başlıca hedefi. Fiyat istikrarı ve bu istikrarın sürekliliği artık ulusal bir hedef değil, küresel bir finans politikası.
Bu açıdan bizim Merkez Bankası da fiyat istikrarına giden yolların finansal istikrardan geçtiğini çoktan beri biliyor. Geçenlerde yayınlanan Merkez Bankası'nın finansal istikrar raporu da ekonominin var olan tüm dengelerinin korunmasının finansal istikrarın bir sonucu olacağının adeta bir özeti gibi. Kamu maliyesi, hanehalkları, firmalar ve dış alemdeki gelişmeler doğrudan finans kesiminin belirleyicisi olduğu gibi finans kesimindeki gelişmeler de doğrudan bu alanları etkiliyor ve biçimlendiriyor. Artık tüm dünyada olduğu gibi, açık bir ekonomi olan Türkiye ekonomisinde de mali alan reel ekonomik alanın birçok noktada belirleyicisi olmuş durumda.
Finansal İstikrarın Unsurları Merkez Bankası'nın finansal istikrar raporu iki ana kesimden oluşuyor. Birinci kesim ,Finansal istikrarın makro ekonomik unsurlarını ele alıyor. Burada kamu maliyesi, hanehalkları, firmalar ve dış alem genel dengenin unsurları olarak ele alınıyor. Yani ekonominin "reel" alanı finansal istikrarın alt kümesi Merkez Bankası'na göre. İkinci bölüm ise bankacılık sektörü ve diğer finansal kuruluşları ele alıyor. Burada en dikkat çeken vurgu ise finansal istikrarın orta ve uzun vadede sağlanması ve sürdürülmesi. Burada Merkez Bankası piyasa riskini riskin oluşması ve karşılanması çerçevesinde ele alıyor ve riskin yönetilmesi için pozitif ve negatif yönlü senaryolar geliştiriyor. Kur riski, likidite riski, faiz riski, piyasa riskinin bileşenleri olarak pozitif ve negatif yönlü şokların olası sonuçları çerçevesinde ele alınıyor. Bu raporun Türkiye'nin ekonomik ve finansal risklerini ne ölçüde ele aldığı ayrı bir tartışma konusudur. Ama en azından Merkez Bankası kendi bakış açısından bütünlüklü bir risk haritası çıkarmıştır. Ancak burada önemli olan bu risk merkezlerinin en aza nasıl indirilip yönetileceğidir. Burada karşımıza çok daha geniş ve kapsamlı bir kavram ortaya çıkıyor. "Finans-politik". Evet, finansın ve politik olanın bir arada bir disiplin olarak ele alınması. Örneğin Türkiye'nin dış ticaret açığının bundan sonra da şimdiye kadar olduğu gibi finanse edilmesi için var olan şimdiki koşullar sabitken iki önemli dinamik gerekiyor. Bunlardan birincisi özelleştirmelerin etkin ve planlandığı gibi yürütülmesi. İkincisi ise AB müzakerelerin sorunsuz başlaması ve bu dinamiğin etkisiyle Türkiye'ye sermaye girişlerinin artarak sürmesi. Bu iki dinamiğin de politik iradeyle ve politik dünyanın çerçevesiyle sınırlı olduğu biliniyor. Demek ki Türkiye'nin risk yönetiminin anahtarı öncelikle politik iradenin elinde.
Finans-Politik Ve Risk Yönetimi Küreselleşme bugün karşımıza, piyasaların etkin işleyebilmesi açısından, iki önemli dinamik çıkarıyor. Bunlardan birincisi finans-politik. Bu kavram mali piyasaların gelecekteki olası durumunu kestirmek ve bilgi akışını bugünden geleceğe dönük alabilmek için mali olanın politik olanla ilişkisini ele alan, bunu yorumlayan bir kavram. Küreselleşme finansal işlem miktarlarında çok büyük artışlara neden olurken, finansal riskler de doğal olarak aynı boyutta artmıştır. İşte bu risklerin olası sonuçlarını öngörüp onları yönetmek ve mali piyasalarda doğru ve etkin bilgi akışını sağlamak da bugün, ikinci önemli dinamiğimiz olan risk yönetiminin konusu olmaktadır.
Risk Yönetimi Esas Olarak: a) Yönetişim (governance), b) Riskleri tanıma-ölçme ve şeffaflık-bilgi akışını sağlama ayaklarından oluşur. Bugün ekonomilere milyarlarca dolar yüke mal olan finansal krizler etkin risk yönetim ve finans-politik alanının doğru okunması sonucu daha az zararla atlatılabilir. Esasında ekonomilerin ulusal dinamiklerden çıkıp küresel dinamiklerle hareket etmesinin de bir sonucu olarak gelişen finansal krizler ve krizlerin yönetimi yalnızca makro ekonomi konusu olarak ele alınmamalıdır. Bugün risk yönetimi sektörel hatta firma bazında analizlerle de ele alınması gereken bir konudur. Bu anlamda "risk analizi" geleceğin en önemli mesleklerinden biri olarak karşımıza çıkmaya aday bir finans dalıdır da aynı zamanda. Örneğin Basel süreci banka sektöründeki finansal riskleri en aza indirmeyi amaçlayan entegre bir risk yönetimini geliştirmeyi amaçlamıştır. Bu konu özellikle bağımsız merkez bankalarının finansal istikrar politikalarıyla desteklenmektedir.
Müzakere Süreci, Küresel Ekonomi Ve Türkiye'nin Risk Yönetimi Ekim ayı cumhuriyet tarihinin en önemli adımlarından birine daha tanık olacak. Üç Ekim'de büyük bir olasılıkla başlayacak olan müzakereler, Türkiye ekonomisinin küresel ekonomiye giderek artan bir hızla entegre olmasına da yol açacak. Özellikle mali sektör, başta bankacılık olmak üzere, bu entegrasyonun başını çekecek. Müzakere süreci boyunca Türkiye ekonomisine doğrudan yabancı yatırımların en çok finans ve hizmet sektörlerinde olacağı öngörülüyor. Daha da önemlisi bütün bu süreç boyunca ekonominin dinamiklerinin, artık ulusal saiklerle değil de küresel saiklerle ve küresel enformasyonun bir sonucu olarak gelişeceği gerçeğinin öne çıkmasına şahit olacağız. Bu durum yukarıda belirttiğimiz iki önemli kavramın önümüzdeki günlerde daha da önem kazanacağını bize söylüyor. Doğru bilgi akışının olması ve olası gelişmelerin öngörülebilmesi için finans alanıyla politik alanın ilgisinin sağlıklı kurulması ve bu alandaki risklerin öngörülüp yönetilmesi.
Türkiye'de bu anlamda risk yönetimi, yalnızca bir genel ekonomi yönetimi sorunu değil, aynı zamanda şirketlerin, belki de KOBİ'lerin üzerinde durması ve uygulaması gerekli bir yönetim ve finans tekniği olarak karşımıza çıkacak. Bu çerçevede iktisat ve işletme öğretiminde risk yönetimi önemli bir disiplin olmaya aday. Özellikle Basel II standartlarının uygulamaya başlamasıyla risk ölçümü, tahmini önemli bir uzmanlık ve meslek olarak iş yaşamında yerini alacak. Özellikle grup olarak örgütlenmiş ve borsaya kote olmuş sermaye şirketlerinde entegre risk yönetiminin bir departman olarak geliştirilmesi gerekecek.
Sonuç olanak Türkiye, ekonomi yönetiminden, bankaların yönetimine, bankalardan KOBİ'lere kadar ekonominin her alanında etkin bir risk yönetimi geliştirmek zorunda. Bunun da ilk adımı üniversitelerin ilgili bölümlerinde risk yönetiminin bir disiplin olarak yerini almasıdır.
Cemil Ertem İktisatçı-Finans Uzmanı Kadir Has Üniversitesi Finans ve Bankacılık Doktora Programı
Kaynak: Dünya Gazetesi
|