Belki de yalnızca iş hayatında değil, aynı zamanda özel hayatımızda da geçerliliğini koruyan önemli bir söz vardır; “vermeden alınmaz”. Özellikle iş hayatında bazı kazançları hedefliyorsak, bu hedeflere ulaşabilmek için yatırım, personel, reklam gibi çeşitli harcamaları göze almamız gerekir. TÜBİTAK tarafından verilen Ar-Ge’ye yönelik hibe destekler için de tam olarak bu durum söz konusu.
Öncelikle verilen hibe desteklerin yapısını incelersek göreceğimiz üzere, artık bu tür destekler yoğunluklu olarak “ödeme esaslı” olarak veriliyor. Yani Ar-Ge desteklerinden faydalanmak isteyen şirketler ilgili harcamalarını (personel, malzeme, yazılım, makine, seyahat vb.) öncelikle kendileri yapmak durumunda; bu harcamaları gösteren fatura ve dekontlar ile belirlenen oranlarda geri ödeme alınıyor. Başvuru yapmayı planlayan yöneticilerin ilk yanlış beklentisi burada ortaya çıkıyor.
Bunun yanında, genellikle Ar-Ge harcamalarının önceden veya kısa vade içerisinde geri alınılabileceği sanılıyor. Oysa TÜBİTAK sanayi Ar-Ge desteklerinde masraf dönemleri 6’şar aydan oluştuğu gibi, geri ödemeler için de ayrıca bir değerlendirme süresi gerekiyor. Bu nedenle şirket yöneticilerinin Ar-Ge desteklerini ana finansman kaynağı olarak değil, zaten yaptıkları ya da bir destek bulsalar yapmak istedikleri Ar-Ge projeleri için yardımcı finansman kaynağı olarak görmeleri gerek. Öte yandan, çoğu zaman verilen hibelerin yanı sıra yeni çıkan kanunlar ile tanınan vergi indirimleri, SSK işveren payı indirimleri gibi doğrudan verilen ve hemen nakit akışını etkileyen ek teşvikler önemsenmiyor veya gözden kaçırılıyor.
Bir diğer yanlış ise Ar-Ge ve yatırım arasındaki farkı önemsememekten ileri geliyor. Kabul etmek gerekirse, Ar-Ge harcamalarına tanınan finansman olanakları ile yatırım yapabilme düşüncesi oldukça cazip. Ancak maalesef gerçek hayatta bu, doğru bir önerme değil. Özellikle yazılım gibi hassas sektörlerde, yatırım ve Ar-Ge donanımları arasındaki ince çizgiyi belirlemek zor olsa da, geleneksel sektörlerde (makine, gıda, enerji vb.) bu ayrım kalın çizgiler ile çizilir. Ar-Ge desteklerinden faydalanma niyeti olan yöneticilerin yatırım için gerekli olan altyapı gereksinimlerini proje başvurularından ayrı düşünmeleri ve başvurularında yatırım kalemlerini koymamaları şarttır. Aksi durumlarda ya proje reddedilir ya da değerlendirici kurum tarafından, yatırım olarak görülen kalemler, proje bütçesi dışında bırakılır ki bu da bu niyetle yola çıkan şirketlerde başa dönmek demek olacaktır.
Yanlış değerlendirmelere konu olan başka bir husus da yenilik kavramıdır. Yenilik kavramı, çoğu zaman yöneticiler tarafından sübjektif olarak ele alınan bir konudur. Oysa yeniliğin ne olduğu ve nelerin yenilik sayılabileceği TÜBİTAK tarafından verilen Ar-Ge desteklerine ait yayınlarda net olarak açıklanıyor. Her yeni şey, yenilik anlamına gelmiyor… Bahsedilen yenilik üzerine yapılan kısa bir görüşme neticesinde gelinen 2’inci aşama ise, projenin yeni olmasa da benzerlerinden üstün olduğu iddiasıdır. Elbette birçok proje bu iddiaları yüzde 100 doğrular teknik veriler içeriyor… Ancak birçoğunda ise, öne sürülen yenilik iddiası için dayanak noktası oluşturacak teknik bilgiler bulunmaz. Projenizin başarılı olması için, ilk kriter teknik yeniliğin tutarlı ve iddialı olmasıdır. Bu nedenle yenilik iddiamızı patent, literatür, pazar araştırması gibi kaynaklardan edindiğimiz bilgiler ile somut olarak desteklememiz şarttır.
Kaynak: Bu yazı, Kolay İletişim tarafından, KobiFinans için derlenmiştir.
|