Amerika’da son aylarda yaşanan krizin ardından, Türkiye’de de benzer söylentiler zaman zaman dikkat çekiyor. Bunun karşısında ise herkes Türkiye’de böyle zamanlarda neden geçmişteki gibi büyük fon çıkışlarının olmadığını merak ediyor. Bu konuyu Bilkent Üniversitesi’nin yabancı sermaye konusundaki uluslararası üne sahip Yardımcı Doçent’i Selin Sayek ile konuştuk.
Bahar aylarında dünya genelinde kriz olacağı beklentisine katılıyor musunuz? Bu kadar olumsuz beklentiler dillendirildiğinde zaten o beklentiler erken fiyatlandırılmış oluyor. Ancak şu andakinden daha olumsuz hissiyat içinde değilim. Dünya olarak zaten kriz halindeyiz diye düşünüyorum.
Peki Türkiye’de neler oluyor? Türkiye’de birtakım şeyler olumluya gitti. İlk kez bu kadar uzun bir süreçte, makro ekonomik anlamda çok büyük olumsuzluklar yaşamadık. Ama işsizlikte düzelme olmadı. Cari açığımız sürüyor ki bu finansal anlamda dışarıya bağımlılığın sürdüğü anlamına geliyor. Türkiye’de insanlar büyümenin uzunca süre daha devam edeceğini düşünüyorlar ama ben buna inanmıyorum. Geçen beş yıl içinde hükümeti takdir etmek lazım. Önüne konan iktisadi programı daha önce hiç kimse kelimesi kelimesine uygulamamıştı. Ancak iş mikro düzenlemelere geldiğinde, aynı başarıyı gösteremedi.
Dünyada bu dalga varken, içeride siyasi istikrarda zaman zaman risk unsuru belirirken, yabancı sermaye niye gitmiyor? Şu anda küresel oyuncular daha az riskli yerleri arıyorlar. Öte yandan daha az riskli yerin neresi olduğu hala çok net değil. Türkiye’de bir olumsuzluk olduğunda yatırımcı ABD’ye kaçardı. Şu an da Türkiye’nin riskleri, ABD’ye kıyasla o kadar da artmamış görünüyor. Bakın ilk defa bizde kendimizden kaynaklı bir risk primi artarken; dışarıda da risk primi artıyor. Böyle olunca yatırımcının kaçacak yeri yok. Onun için Türkiye’de kalıyor. Yoksa Türkiye çok iyi işler yaptığı için değil. Eğer dışarısı iyi gidiyor olsaydı Türkiye’den çoktan çıkarlardı.
Yabancıların Türkiye’den çıkmayışlarında son yıllarda giren doğrudan yabancı sermayenin etkisi yok mu? Mutlaka var. Bu nedenle Avrupalılar söylemlerinde Türkiye’ye ekstra destek atıyorlar. Çünkü en çok kaybedecek grup, yabancılar. Portföy yatırımını satmaya kalksa, kim alacak? Piyasanın yüzde 72’si yabancının elinde; çıkmak için çok büyük zararları göze almaları gerekiyor. Öte yandan çıkmama nedeni, sadece çıkamamaları değil bence. Çıkıp gidecek yerleri olmadığı için de çıkamıyorlar.
Bunlar portföy yatırımları için geçerli, doğrudan yatırımlar için durum nasıl? Biz doğrudan yatırımları genelde uzun soluklu olarak düşünüyoruz. Oysa finansa, perakendeye gelen yatırımın üretime gelen kadar uzun soluklu olması gerekmiyor. Yabancı olarak Migros’u satın aldığınızda, bir tüketim ağı satın almış oluyorsunuz. Bu tüketim ağını satıp çıkmak; bir fabrika kurup, oraya yüzlerce işçi alıp çıkmaktan daha kolay. Onun için de Türkiye’de doğrudan yabancı yatırımın portföy yatırımından çok büyük bir farkı olmadığını düşünüyorum. Gayrimenkul sektörüne gelen yabancı da öyle; Levent’e gökdelen dikmek üzere gelen Ortadoğulu yatırımcının benim ekonomime o dönemdeki cari açığı finanse etme dışında bir katkısı olduğunu düşünmüyorum. Tüm bunlar günü kurtaran şeyler.
Yabancı sermaye nasıl gelirse bir işe yarar? Doğrudan yabancı sermayenin yatırım türü ve hangi sektöre geldiği çok önemli. Evlilikler ve satın almalar yoluyla gelen yabancı sermaye dönemi dışında, olumlu etkisi olmadığını akademik çalışmalar gösteriyor. Çünkü doğal olarak, kısa süre sonra kar transferi başlıyor. Ben yabancı sermayeden, bizde olmayan ileri teknolojiyi getirmesini beklerim. Akademik olarak yabancı sermayeyi şöyle ifade ediyoruz; bir bardak dolusu para geliyor ülkeye. Bu para dökülüp ulusal sektöre de fayda sağlıyor mu, soru bu. Şu anda sağlamıyor.
Kaynak: Ekonomist Dergisi / Aysel Alp
www.ekonomist.com.tr
|