|
 |
|
Franchisor-Franchisee İletişimi
|
|
Franchisee’nin operasyonel özgürlüğü bir franchisor’la olan günlük temaslardan çıkarılmıştır. Londra İşletme Merkezi’nin yaptığı araştırmada, görüşülen franchisee’lerin neredeyse yüzde 35’i franchisor’larıyla en azından hafta da bir irtibata geçtiklerini belirtmişlerdir. Bilgiye açık olan diğer franchisee’lerde ise franchisor ile irtibat sıklığı ortalama ayda bir kez olmaktadır. Yüzde 75’i ise bu irtibatları çoğunlukla franchisor’dan ziyade kendilerinin kurduklarını söylemişlerdir. Cevapları göstermiştir ki bu irtibatlarda genellikle franchisor’ı bir kaynak olarak kullanmaktadırlar ve gerek teknik gerekse diğer işlevsel problemlerine çözüm aramaktadırlar. Bir diğer deyişle,franchisor-franchisee iletişimini kuran, onları pozitif bir şekilde denetleyen franchisor değil, daha ziyade franchisee olmaktır.
Franchisee’ler franchisor’ın temsilcilerinin kendilerini nispeten seyrek aralıklarla ziyaret ettiklerini bildirmişlerdir. Yüzde 10’dan daha azı bu ziyaretlerin 15 günden daha sık aralıklarla olduğunu, yüzde 18’i de hiç ziyaret edilmediklerini ileri sürmüşlerdir. Tipik olarak rapor edilen ziyaret sıklığı ise ayda 1 veya 2 kezdir. Bu rakamlar franchisor’ların o derece yakın takipte olmadıklarını ve franchisee’lere yaptıkları ziyaretlerin tamamıyla franchisee’lerin istekleriyle uyumlu olduğunu göstermektedir. Aynı zamanda bu rakamlar franchisee’lerin üçte ikisinin franchisor’ları tarafından verilen desteğin yerinde olduğunu belirtmeleriyle de uyum sağlamaktadır. Bu franchisee’lerin, franchisor’ların verdiği desteğin kalitesi konusunda eleştiri yapmadıklarını göstermemektedir. Frenchise’larını bir seneden fazla bir süredir yürütenler arasında yüzde 17’si verilen desteğin zayıf veya çok zayıf olduğunu, yüzde 34’ü ise sadece makul düzeyde olduğunu iddia etmiştir. Buna karşın bu görüşler desteğin iyi veya çok iyi düzeyde olduğunu ifade eden yüzde 50’lik bir kesim tarafından dengelenmektedir. Zaman içinde olumlu görüşler artacaktır. Çünkü görüşülen kişilerden çoğu, ilk 6 aya oranla memnuniyet düzeylerini arttırmış gözüküyorlardı.
Destek ve denetim aynı anlama gelmektedir ve franchisee’lere franchisor’ları tarafından uygulanan denetimin azaltılmasını isteyip istemedikleri sorulmuştur. Bunlardan yalnızca yüzde 5’i gereğinden fazla denetlediklerini bildirirken, yüzde 12’si ise halihazırdaki denetimin sıklaştırılmasını talep etmiştir. Herkesi her zaman memnun etmenin mümkün olmadığını hatırlayacak olursak, bu bulgulardan ve takip eden paragraflardakilerden çıkaracağımız sonuç şudur ki franchisor’lar az destek vermekle aşırı denetlemek arasındaki hassas dengeyi iyi kurmuş gözükmektedirler.
Yeni Anlayış Araştırmaların bize sağladığı sonuçlardan biri, franchisse’lerin, gerek bilgi birikimi gerekse motivasyon açısından geleneksel küçük işletme sahiplerinden çok farklı olmadıklarıdır. Benzeri temellerden gelişmişlerdir (belki biraz daha eğitimlidirler) ve kendi işlerini yapma konusunda daha önceden edindikleri tecrübe ve bağlantılar halen mevcuttur. Aslında franchise satın alanlarda, franchising ‘den doğacak avantajların yanı sıra, kendi işini kurma fikrinin de önemli bir motivasyon kaynağı olduğu söylenebilir. Bunun da ötesinde çeşitli franchise’lar arasında ciddi farklılıklar bulunmaktadır. Özellikle başlangıç için gereken sermaye miktarı farklı franchise’ları satın alan insanlar arasındaki farklılıkları da oluşturmaktadır. Franchising özellikle bazı tür insanlar için kendi işini yapma konusunda iyi bir yöntemdir. Bunların arasında daha önce kendi işlerini kuramamış olanlarda vardır. Örneğin eski bir basın işçisi, bir araba tamircisi veya bir restoran müdürü daha önce çalıştıkları işi kendilerinin de yapabileceği kanaatinde olabilirler. Buna karşın ordudan gelme biri, iyi eğitilmiş bir üretim müdürü veya büyük bir firmanın tasarımcısı deneyimlerini girişimciliğe dönüştürme konusunda kendilerini çok daha yetersiz hissedebilirler. Fakat az veya çok, franchisor’ın ki ile bir araya geldiğinde bir iş kurabilecek yetenekleri mutlaka vardır.
Operasyonel düzeyde franchisor-franchisee ilişkisi söz konusu olduğunda franchisee’nin ciddi bir bağımsızlığa sahip olduğu gözlemlenmektedir. Franchisor’lar anlaşmalarından kaynaklanan yetkilerine dayanarak franchisee’lerin hareket özgürlüklerinin ciddi bir biçimde kısıtlandığını iddia edebilirler. Bir diğer yönden, bazı kararların alınmasında franchisee’ler pratikte tek yetkilidirler. Şüphesiz ki franchisor’lar her ne kadar hakları olduğunu iddia etseler de bu kararları kendileri almakta istekli davranmayabilirler. Örneğin, franchising’i franchisor’ın gözünde çekici kılan nedenlerden biri, satış noktası düzeyinde personel problemleriyle uğraşmak zorunda olmamasıdır.
Diğer alanlarda franchisor’ın kontrolü ya uzaktan yada çok geç olmaktadır.
Örneğin müşteriye verilen hizmetin kalite kontrolünün ikinci elden yapılması yeterince etkin olmamaktadır. Kontrol, genellikle franchisor’ın alan sorumluları aracılığıyla yapılmaktadır. Fakat bunun yanında sahte müşteriler kullanılabilir veya memnun kalmayan müşterilere promosyonlar veya eldeki faturalar aracılığıyla çağrıda bulunabilir. Buna karşın daha önce de belirtildiği gibi franchisor’ın alan sorumlularının ziyaretleri pek sık olmayabilir. Bu da müşteri şikayetlerinin kalitedeki düşüş yaşandıktan sonra karşılanmaya çalışılması anlamına gelir.
Daha ince ayrıntılara girecek olursak franchisor ve franchisee’ler arasındaki franchisee’nin bağımsızlığıyla ilgili ilişkiler diğer bazı saklı kalmış faktörlerden de etkilenir. Franchisor’ların franchisee’nin iyi niyetine ihtiyaçları vardır ve onları aşırı denetlemek veya anlaşmadan doğan yeni zorunluluklar getirmek bu iyi niyeti kısa zamanda tersine çevirir. Hatta bu tutum yeni bir bağımsız franchisee birliğinin kurulmasını teşvik edebilir ve franchisee’nin pazarlık gücünü artırır. Franchisor’lar genelde bu tip birliklerle başa çıkabilirler fakat yine de uğraşmayı tercih ederler. Ayrıca bir de franchisee’nin dışarıdan destek isteme tehdidi söz konusu olabilir. Örneğin politikacılar ve kitle iletişim araçları franchisee’lerin eline bir takım imkanlar vermektedir. Bu da halk üzerinde bıraktığı imaja karşı ciddi bir şekilde duyarlı olan bir işletme için boş bir tehdit değildir.
Birçok geleneksel küçük işletmenin esas müşterileri kendinden büyük firmalardır ve bu da bağımsızlığın hukuki veya sayısal tanımını değiştirmeksizin bağımsızlıkları üzerinde ciddi bir tehdit oluşturur. Örneğin, İngiltere’de çok iyi tanınan bir mağazalar zinciri, küçük üretici firmalarla ilişkilerini o derece yoğunlaştırmıştır ki bu üreticiler neredeyse tamamıyla bahsi geçen mağazalar zincirine bağımlı hale gelmiştir. Çünkü ürünlerinin esas alıcısı o firma olmuştur. Alıcı belli bir ürün dizaynını ve kalitesini şart koşmuş, teslimat ve fiyat empoze etmiş ve başka müşteri aramalarını önemli ölçüde engelleyici bir tutum içine girmiştir. İngiltere’de yayımlanan Bolton raporuna göre, imalat endüstrisindeki küçük firmaların yüzde 52’sinin, işlerinin yüzde 25’i ölçüsünde tek bir müşteriye bağımlı oldukları varsayılmıştır. Benzeri görüntüler diğer ekonomilerde de yaşanmaktadır.
Birçok geleneksel küçük işletme, tipik bir franchise işletmesinden çok daha bağımsızdır. Fakat fark tamamen göreceli olarak ortaya çıkmaktadır. Bir başka deyişle bir bölünmeden çok, farklı noktalarında çeşitli küçük firmaların yerleştirildiği bir bağımsızlık sürekliliği öngörebiliriz. Öncelikle şunu unutmamalıyız ki küçük franchise işletmeleri bu sürekliliğin en az bağımsız olan tarafına yerleştirilmek zorunda değildir.
Kaynak: Franchising, Başarılı Markalar ve Siz, John Stanworth/Brian Smith, Epsilon Yayıncılık
|
| |
|
| |
|
Bu yazı
1316 kez okundu. |
| |
|
Bu yazı hakkında yorum yapılmamış.
|
| |
|
|
|
|
|
|
|