Raporlama ve muhasebe konusunda da, özellikle ABD’de ve sonra diğer Batı ülkelerinde yaşanan şirket skandallarından sonra sarsılan kamu güvenini yeniden tesis etmek amacıyla, pek çok tartışma ve çalışma var. Temel sorun şu: Şirketlerin ürettiği raporlar, piyasaların, yatırımcıların ve diğer menfaat sahiplerinin ihtiyaç duyduğu kapsam ve nitelikte bilgi içeriyor mu? Ortak kanaat, şirket mülkiyetinin ticaretinin yapıldığı ve giderek genişleyen sermaye piyasalarında kararların rahatça alınmasına yetecek kapsamda gerekli tüm bilgilerin güvenli biçimde sunulmadığı, özellikle de şirketlerin sağlığı ve sağlamlığı konusunda saydamlığın sağlanamadığıdır.
Yatırımcı güvenini tam anlamıyla sağlayabilmek için şirket ile ilgili raporlama sürecine katılan bütün tarafların yani üst yönetimin, yönetim kurulunun, bağımsız denetim firmalarının, tarafsız analiz ve araştırma kurumlarının kendi rolleri ile ilgili olarak açık, hesap verebilir ve dürüst davranmaları mutlaka gereklidir. Ama ayrıca üretilen kurumsal bilgi paketinde muhasebe kuralları, sektörel performans ölçüleri, strateji ve risk yönetimi gibi konularda varolan eksikliklerin de giderilmesi gerektiği savunulmaktadır.
Daha Kapsamlı Bir Raporlamaya İhtiyaç Var Gerçekten, sözgelişi sermaye piyasası olan her ülkenin kendine özgü ve çeşitli ulusal ve uluslararası standartları içeren bir genel kabul görmüş muhasebe ilkeleri seti vardır, ama kalitesi ya da uygulama düzeyi değişir. Üstelik bunların en iyisi bile tarihsel maliyetleri esas aldığı için bugünün karmaşık iş dünyasında eleştiriye açıktır. Küresel olarak geçerli tek bir muhasebe ilkeleri seti kabul edilirse, hem yatırımcılar şirket performanslarını daha geniş bir ölçekte ve karşılaştırmalı değerlendirip seçim yapabilecek, hem de ülke otoriteleri ortak muhasebe ilkelerini uygulayan çok daha geniş bir şirket yelpazesini kendi piyasasına dahil edecektir.
Öte yandan mevcut finansal raporlama düzeni, şirketleri sektörler içinde kıyaslamaya imkan vermez. Bunun için tamamlayıcı finansal (proforma kar zarar ve nakit tabloları gibi) ve finansal olmayan (marka, müşteriler ve inovasyon gibi) performans göstergelerine ihtiyaç vardır. Ayrıca her sektörün kendine özgü kritik performans göstergeleri için standart ölçüler geliştirmesi gerekir; sözgelişi otelcilik sektörü için oda başına gelir gibi bir ölçü içeren tekdüzen bir muhasebe ve raporlama sistemi geliştirilmiştir.
Raporlama, bu unsurları içerecek şekilde geliştirilse bile her şirkete özel bazı bilgiler vardır ki titiz bir yatırımcı bunları da kavramak ister. Yönetimin faaliyet ve rekabet ortamı hakkında görüşleri, şirket stratejileri, kritik performans faktörleri ve şirketin diğer menfaat sahiplerine karşı sorumlulukları gibi bu tür bilgiler için de standartlar olmasa bile rehber kurallar ve raporlama formatları geliştirilebilir.
Bütün bu çok boyutlu bilgilerin raporlanış tarzı da gelişmeye açıktır. Bugünkü elektronik raporlama sistemi bile h‰l‰ geleneksel kayıt bazlı formatlara dayanıyor; bu da bilginin anlaşılmasını ve kolaylaştırılmasını zorlaştırıyor. Gelişmiş bilgi teknolojileri yukarıdaki genişletilmiş bilgi ve veri setini, uygun sınıflandırmalar ve tanımlamalar ile daha mükemmel ve kolay anlaşılabilir bir biçimde sunabilir.
Daha Kapsamlı Bir Denetim Üretilen bu geniş bilginin anlamlı ve güvenilir olup olmadığını belirleyecek standartlar ve bağımsız denetim görüşü de daha kapsamlı olmak durumundadır. Bugün bile bağımsız denetim görüşü bazılarının sandığı gibi şirketin sağlığını ve sağlamlığını açıklamaz, sadece şirketin mali performansının mali tablolarda gerçek, doğru ve tutarlı bir şekilde yansıtıldığını belirtir. Bağımsız denetimin kapsamı, bir yandan yönetimin projeksiyonlarını, şirket stratejilerini, risk unsurlarını kavrayacak bir küresel muhasebe standartları setini esas alarak, diğer taraftan şirketlerin ve denetçilerin sorumlulukları belirlenmek kaydıyla sektöre ve şirkete özel performans göstergelerini değerlendirerek çok daha gelişmiş bir düzeye çıkarılabilir.
Raporlama üretim sürecinin katılımcıları şirket, sektör ve ülke ölçeğinde birlikte çalışarak böyle saydam bir raporlama ve denetim sağlayabilirse, yatırımcılar ve diğer menfaat sahipleri de bu bilginin analizi ve yatırım kararları konusunda daha rahat ve gönüllü sorumluluk alabilir. O zaman kamu güveni de tamamıyla pekişmiş olur.
Kaynak: Dünya Gazetesi
|