KobiFinans
anasayfa Anasayfa
favorilere ekle Favorilerime Ekle
arkadaşına öner KobiFinans'ı Öner
rss RSS
Detaylı Arama
sub-bg-left
10 Şubat 2012 Cuma
FORUM ÜYE SORGULAMA EĞİTİM MERKEZİ
sub-bg-right
Bayilik ve Franchising
Dış Ticaret
e-Ticaret
Finansman
İnovasyon
İnsan Kaynakları
İş Gezisi Rehberi
İş Yaşamı
Kalite
Kişisel Gelişim
KOBİ Destekleri
Marka
Ofis Teknolojileri
Pazarlama
Risk Yönetimi
Satış
Vergi ve Muhasebe
Yeni Girişim
Yönetim
En Çok Okunanlar
Kitap Tanıtım
Dış Ticaret Dünyası
Nihayet DURUKANOĞLU


Yeni Pazarlara Açılma Zamanı

Yeni Pazarlara Açılma Zamanı Türkiye'nin ihracatının büyük bir bölümünün gerçekleştiği Avrupa pazarında geçtiğimiz yıl önemli ölçüde daralma ya­şandı. Türkiye'nin en yüksek ihracat rakamlarını sağlayan otomotiv yan sanayi, tekstil ve hazır giyim, demir çelik, çimento gibi sektörler bu gelişme karşı­sında rotayı yeni pazarlara çevirdi. Aslın­da pazar çeşitlemesi ve yeni pazarlara açı­lım Türkiye'nin uzun vadeli planları ara­sında yer alan bir konu... Başta Dış Tica­ret Müsteşarlığı (DTM) olmak üzere, Tür­kiye İhracatçılar Meclisi (TİM), Türkiye İş Adamları ve Sanayicileri Konfederasyonu (TUSKON) ve ihracatçı birlikleri tarafından birçok koldan yürütülen bu çalışmalar, geçtiğimiz yıl önemli ölçüde hız kazandı. Suriye, Libya, İran, Hindistan, Katar gibi Ortadoğu ülkelerinin yanı sıra Afrika, La­tin Amerika ve Çin gibi nispeten coğrafi olarak uzak ülkelerle de ticari temaslar gerçekleştirildi. Bu temasların bir bölü­münde işadamlarına devletin zirvesi de eşlik etti. Sonuç olarak, Türk ihracatçıları yeni pazarlarda yeni bağlantılar kurarken, ihracat hacminin Avrupa ülkelerine oran­la nispeten daha düşük kaldığı ülkelerden önemli ölçüde değişim sinyalleri gelmeye başladı. Avrupa ekonomileri küçülürken, gelişme ve büyüme gösteren yakın pazarlarla ilişkisini geliştiren Türkiye için bu pazarlara yapılan ihracat adeta reçete ol­du. Uzmanlar, alternatif pazarlara yapılan ihracatın, 2009 yılı için psikolojik sınır olarak belirlenen 100 milyar dolarlık ihra­cat hacmine ulaşmada çok etkili olduğu görüşünde birleşiyor.

İlerleyen dönemde Türkiye’nin ihracatında ön plana çıkacak alternatif pazarları, bu pazarlardaki fırsatları, sektörlerin hedeflerini ve yeni pazarlara adım atarken dikkat edilmesi gereken noktaları araştırdık.

Ortadoğu ve Afrika’nın Yükselişi
2009 yılında alternatif pazarların ihracatçılar için büyük çıkış noktası olduğunu söylemek yanlış olmaz. Rakamlar da bu yaklaşımı doğrular nitelikte… Kısa süre öncesine kadar hedef olarak görülmeyen bazı ülkelere ihracat rekorları kırılıyor. Türkiye İstatistik Kurumu (TÜİK)’in 2009 ihracat verilerine göre, Türkiye’nin toplam ihracatı içinde AB ülkelerinin payı, yüzde 48’den yüzde 46’ya inerken, Afrika ülkelerine olan ihracat yüzde 12,3 artarak 10,2 milyar dolara ulaştı. Afrika ülkelerinin Türkiye’nin ihracatındaki payı da yüzde 6,9’dan 10’a yükseldi. Bu yükselişte kimi ülkeler, diğerlerine göre çok daha fazla öne çıktı. Örneğin, Kuzey Afrika ülkelerine ihracatta yüzde 27,3 artış görülürken, Irak'a ihracat ise yüzde 30,9 oranında artarak, 3,9 milyar dolardan 5 milyar 126 milyon dolara çıktı. Çin' e ihracat da yüzde 11,3 artarak 1,6 milyar dolara erişti. Kimi ülkeler ise rekor kırdı. Mısır'a ihracat yüzde 83,6 artarak 2,6 milyar dolara, Libya'ya yüzde 67,6 ar­tarak 1,8 milyar dolara, Virgin Adaları'na yüzde 137,9 artarak 194 milyon dolara, Türkmenistan'a ise yüzde 42,6 artarak 945 milyon dolara yükseldi.

TİM Başkanı Mehmet Büyükekşi, son bir yıl içinde komşu ül­keler ile Ortadoğu ve Afrika ülkeleri­ne yapılan ihracat­ta önemli artışlar yaşanmasının, ih­racatçının ve ülke ekonomisinin yü­zünü güldüren bir gelişme olduğunu belirterek, bu pa­zarların ön plana çıkmasında söz konusu ülkelere yönelik özel stratejilerin önemli bir payı olduğunu belirtiyor. Yeni hedef pazarlara yönelik ça­lışmalara devlet tarafından da tam destek verildiğini belirten Büyükekşi, özellikle bu pazarlara yönelik ticari heyeti ziyaretleri­nin iş hacmini geliştirmekte çok olumlu et­kileri olduğunu söylüyor. Türkiye'nin alter­natif pazarlara yönelme stratejisinin, aslın­da yeni bir hareket olmadığını dile getiren Büyükekşi, şöyle devam ediyor: "Komşu ve çevre ülkelere yönelme stratejisi krizden çok önce uygulamaya konmuştu. Kriz dö­neminde ise ilişkiler giderek hızlandı. Er­ken davranmış olmanın meyvelerini bu dö­nemde topladık. Kriz ortamında gelişmiş ülkelere ihracatımız gerilerken, bu düşüşü alternatif pazarlarla telafi edebildik."

TUSKON Yönetim Kurulu Başkanı Rı­zanın Meral de bir­kaç yıl önce Tür­kiye-Afrika Dış Ti­caret Köprüsü pro­jesini hayata ge­çirdiklerini belir­terek, Türkiye'nin bölgeye yaptığı ih­racatın hızla arttı­ğını belirtiyor. Geçtiğimiz yıla kadar aleyhimize olan ihracatın ithalatı karşılama oranın tersine döndüğü­nü belirten Meral, Türkiye'nin belki de tari­hinde ilk defa Afrika'ya aldığından fazla mal satabilir hale geldiğini söylüyor. Afri­ka'nın yatırımlar alanında da fırsatlar barın­dırdığını ifade eden Meral, geçtiğimiz yıl iç pazarda yaşanan daralmanın ardından Türk sanayicileri, tüccarları, madencileri ve müteahhitlerinin Afrika'da yeni iş imkanla­rı oluşturduğuna dikkat çekiyor. Afrika'nın, üretim için çok önemli bir coğrafya olduğu­nu, bölgede, yerinde üretmenin ve satma­nın birçok konuda avantaj sağladığını kay­deden Meral, üretim için tarımsal ürün, mo­bilya, madencilik ve tekstil alanında çok bü­yük imkanlar bulunduğunu, özellikle ham­maddenin olduğu alanlarda seçim yapma­nın önemli olduğunu söylüyor.

Hedef Latin Amerika
Afrika’da elde edilen başarının ardından, yeni hedeflerinin Orta ve Güney Amerika olduğunu ifade eden Meral, konuyla ilgili şu bilgileri veriyor: “Dünyada krizden en az etkilenen coğrafya Güney Amerika. Bu bölge Türkiye’yi tanımıyor, Türkiye’de orayı tanımıyor. Dolayısıyla Latin Amerika, mevcut pazarlara alternatif olmanın ötesinde, tamamen yeni bir iş alnı olarak karşımızda duruyor. Türkiye, Pazar çeşitlemesine girmek zorunda… Eğer biz, geniş coğrafyalara ihracat yaparsak; belli coğrafyalardaki sıkıntılardan çok fazla etkilenmeyiz. Çünkü diğerlerine yaptığımız satışla dengemizi koruruz. Bu nedenle Pazar çeşitlemesine çok önem veriyoruz. Mevcut pazarları Orta ve Güney Amerika ile de artırmak istiyoruz. Türkiye’nin dış ticaretini büyük ve dengeli bir hale getirmek, ihracatta Avrupa ve ABD’ye olan bağımlılığı azaltmak da en büyük hedefimiz.”

Çin Fırsata Dönüyor
Birçok ülke için pazarda güçlü rakip ve tehdit olan Çin'e son dönemde yapılan gi­rişimler de ihracat için umut veriyor. Her ne kadar Türkiye aleyhine olan ihracat-it­halat dengesinin kapanması pek müm­kün görünmese de, Türkiye'nin bu paza­ra gerçekleştirdiği ihracattaki artış umut veriyor. TİM Başkanı Büyükekşi, Çin paza­rını yakından takip ettiklerini belirterek, dünyanın en büyük ihracatçısı olan Çin 'in aynı zamanda en büyük ithalatı yapan ülkelerden biri olduğunun unutulmaması gerektiğini belirtiyor: "Biz bardağın dolu tarafına odaklanıyor ve bu konuda çalış­malarımızı sürdürüyoruz. Çin'e üst dü­zeyde ticaret heyetleri ile ziyaretler dü­zenleyerek bu ülkeye yaptığımız ihracatı artırıyoruz. 2009'da tüm ihracatımız yüzde 23 gerilerken, Çin'e yaptığımız ihracat yüzde 11 arttı. Halen Çin pazarın­dan aldığımız pay çok düşük ancak bunu arttırmaya devam edeceğiz."

Vizeler Kalktı İhracat Arttı
Öte yandan, Hükümetin son bir yıldır sür­dürdüğü dış politika yaklaşımı da ihracatta bahar rüzgarlarının esmesinde etki­li oldu. İhracat yapan şirketler için önem­li ölçüde bürokratik uğraşıya neden olan vize işlemleri, devletin üst düzey girişim­leri ile Türkiye için alternatif pazar ola­rak gösterilen birçok ülkede tarih oldu. İlk olarak Ekim 2009'da Türkiye'nin sınır ticaretinin yoğun olduğu ve dış politikada dalgalı bir seyir izleyen Suriye ile sürpriz bir şekilde vizeler karşılıklı olarak kaldı­rıldı. Aradan geçen dönemde Türkiye'nin Suriye'ye gerçekleştirdiği ihracatta önem­li ölçüde artış yaşandı. Suriye'yi Ekim 2009'da Arnavutluk ve Katar, Kasım 2009'da ise Ürdün ve Libya takip etti. Kı­sa bir süre önce resmen yürürlüğe giren vize muafiyeti sayesinde, özellikle Türki­ye için stratejik bir pazar olan Libya'ya olan ihracatta artış yaşanması bekleniyor. 2009'un son ayında Tacikistan ile de vi­zeler karşılıklı olarak kaldırılırken, 2010 yılında da hükümetin bu alandaki atılım­ları hız kesmedi. Ocak ayında Türk ihra­catçılarına Lübnan'a vizesiz girişin önü açılırken, son olarak Şubat'ta bir Afrika ülkesi olan Tanzanya ile de vizelerin kar­şılıklı olarak kaldırılmasına yönelik pro­tokol imzalandı.

Pazar Çeşitlemesi Devam Edecek
Bütün bu olumlu gelişmelerin de etkisiyle Türk ihracatçılarının yeni pazarlara yelken açtığı ve olumlu sonuçlar elde ettiği bir gerçek. Cumhuriyet'in 100'üncü yılına denk gelen 2023 için koyulan 500 milyar dolarlık ihracat hacmine ulaşmada yeni pazarların önemine değinilirken, uzmanla­rın dikkat çektiği diğer nokta mevcut pa­zarların kaybedilmemesi... İhracatın çok kaygan ve rekabet yoğun bir zemin olma­sı, çok güçlü ilişkilerin olduğu pazarlarda bile beklenmedik sonuçlar doğurabiliyor. Bu nedenle Türkiye'nin ihracattaki en ö­nemli pazarı olan Avrupa ile ilişkilerini de sıkı tutması gerekiyor. Zira, Yeni pazar açılımları Türk ihracatçısına her ne kadar yeni bir yol açsa da, halen en yüksek ha­cimli alımlar Avrupa tarafında gerçekleşi­yor. Büyükekşi, önümüzdeki dönemde pa­zar dengesinin nasıl şekilleneceğine ilişkin görüşlerini şöyle açıklıyor: "Gelişmiş ülke pazarları, krizden çıkış sürecinin hızlan­masıyla birlikte canlanmaya başlayacak. Biz de bu ülkelerdeki pazar payımızı art­tırmaya devam edeceğiz. Başta AB olmak üzere gelişmiş ülke pazarları bizim için çok önemli. Bu ülkelere önem vermeye de­vam ederken, kriz sürecinde pazar payı kazandığımız alternatif pazarlarımızı terk etme gibi bir düşüncemiz de yok. Her pazarda büyüme hedefimiz var."

Sektörler Yeni Pazar Arayışını Hızlandırdı
Türkiye için öne çıkan yeni pazarlar çoğunlukla kapalı ve gelişmekte olan ekonomilerden oluşuyor. Bu durum, bu pazarları tüm sektörler için cazip kılarken, özellikle bu ülkelerde inşaat yatırımlarının yoğun olduğu düşünü­lürse taahhüt şirketlerinin Rusya ve Dubai'nin ardından Ortadoğu ve Afri­ka'yı mercek altına alması bekleniyor. Buna bağlı olarak çimento, demir çe­lik ye diğer inşaat malzemelerinin alternatif pazarlarda büyümesine kesin gözüyle bakılıyor. Bu pazarlar aynı zamanda elektrik-elektronik, otomo­tiv, kimyevi ürünler, kozmetik ve hu­bubat bakliyat başta olmak üzere gıda sektörlerini de kapsayan fırsatlar ba­rındırıyor.

Çimento Sektörü Gözünü Afrika’ya Dikti
Öte yandan, inşaat yatırımlarının iç piya­sada büyük ölçüde durması sonucunda çı­kış yolunu alternatif pazarlarda arayan çi­mento sektörü de, hedefine Afrika ülkele­rini aldı. Ocak ayında Gana, Libya, Nijerya gibi ülkelere çimento ihracatı 1 milyon do­ları aşarken, geçtiğimiz yıl hiç ihracat ger­çekleşmeyen Filistin'e ise yalnızca bir ayda 13 milyon dolarlık satış yapıldı. TiM verile­rine göre Ocak ayında 79,3 milyon dolar olarak gerçekleşen çimento ihracatında en fazla satış yapılan ülkeler 31 milyon dolar ile Irak ve 15,7 milyon dolarla Suriye oldu. Sektörün Afrika çıkarması da Ocak ayında ilk sonuçlarını vermiş görünüyor. Bu dö­nemde Libya'ya 6 milyon dolar, Cezayir'e 3,5 milyon dolar ve Nijerya'ya ise 3 milyon dolar çimento ihracatı gerçekleştirilirken, Filistin, çimento ihracatında Türkiye'nin en büyük pazarlarından biri olan Alman­ya'yı geride bıraktı.

Türkiye Çimento Müstahsilleri Birliği (TÇMB) Başkanı Adnan İğnebekçili, kriz de derin yara alan çimento sektörünü ihraca­tın ayakta tuttuğunu belirterek, özellikle Afrika pazarında yakalanan başarının sek­törün ivme kazanmasına katkı sağlayacağı­nı söylüyor. İğnebekçili, bunun yanında Su­riye ve Irak'ta da pazarın büyümesinin sağlandığını ifade ederek, ihracat rakamı­nın da rekor bir seviye olan 16,5 milyon to­na çıkarıldığını söylüyor. Sektörün mevcut ve alternatif pazarlarda gelişmeye devam ederek 2010'da toparlanacağını belirten İğ­nebekçili, 2011'in ise yeniden büyüme yılı olacağını sözlerine ekliyor.

Mısır’a Demir Çelik İhracatı Yüzde 3.330 Arttı
Öte yandan, Türkiye'nin son yıllarda yapı­lan yatırımlarla kapasitesini önemli oranda artırdığı demir-çelikte ise, en önemli pazar­lar arasında yer alan Dubai'den gelen olumsuz haberler, alternatif pazarların ö­nemini artırdı. Demir Çelik Üreticileri Der­neği (DÇÜD) Genel Sekreteri Veysel Yayan, sektörün özellikle komşu ülkelere ihracatı artırdığını, bu yıl için kötümser bir beklen­ti içinde olmadıklarını ifade ediyor.

İstanbul Demir Çelik İhracatçıları Birliği'nin ülke geneli ihracat istatistiklerine göre, en büyük ihracat kalemi olan çubuk demir çe­lik ürününde geçen yıl yaklaşık 9 milyon ton ihracatın yapıldığı sektörde Mısır, 2 milyon 330 bin ton ve 1 milyar 54 milyon dolarla ilk sıraya yerleşti. Önceki yıllarda en fazla ihra­catın yapıldığı ülke olan BAE'ye ise yüzde 67 düşüşle 1 milyon 714 bin ton ihracat gerçekleştirilebildi. İhracat pazarlarında 3'üncü sırada yer alan Irak'a ise geçen yıla göre yüzde 91 artışla 734.000 tonluk ürün satışı yapıldı.

Libya da bu üründe geçen yıla göre rekor artışın yaşandığı pazarlar arasında yer aldı. Yıllık ortalama 40-45.000 ton çubuk demir çelik ihracı yapılan ülkeye, 2009'da 625.000 ton satış gerçekleşti. Veysel Ya­yan, sektör için öngörülerini şu şekilde açıklıyor: "Dubai'ye yapılan ihracat önceki yıllara göre yaklaşık üçte bir seviyesinde geriledi. Birçok şirket bu azalış sonrasında Kuzey Afrika ve diğer pazarlara yöneldi." Sektörün alternatif pazar arayışlarında çok aktif davrandığını, Körfez'de sıkıntı yaşan­dığında Kuzey Afrika'ya, orada olduğunda komşu ülkelere yönelebildiğini dile getiren Yayan, şöyle devam ediyor: "Son dönemde ırak, Libya, Suriye ve Lübnan pazarlarının kademeli şekilde açıldığını görüyoruz. Komşu ülkeler bizim için çok önemli pa­zarlar. Sektör Türkiye'nin uyguladığı kom­şu ülkelere açılım politikasını iyi kullanı­yor. Navlun avantajımız nedeniyle diğer ih­racatçı ülkelere göre de üstünlüğümüz bu­lunuyor. Çin, bizim pazarlarımıza nüfuz etmek istiyor ama navlun ve nakliye süresi nedeniyle çok başarılı olamıyor."

Tekstil Avrupa’da Alternatif Arayışında
Hazır giyimciler de, alternatif pazar arayı­şında ilk olarak, kişi başına yıllık geliri 45.000 Euro'ya kadar çıkan İskandinavya ülkelerine yöneldi. İstanbul Hazır Giyim ve Konfeksiyon İhracatçıları Birliği (İHKİB), İs­kandinav ülkelerine çorap ve iç giyim ih­racatını 300 milyon doların üzerine taşıya­cak olan 4 yıllık bir proje başlatarak, ilk adımı Danimarka'da attı.

İHKİB Başkanı Hikmet Tanrıverdi Danimar­ka'nın 5 milyar dolarlık giyim ithalatı yap­tığını belirterek, bunun yalnızca yüzde11’nin Türkiye'den karşılandığını, ancak hedeflerinin ilişkileri güçlendirerek bu ora­nı artırmak olduğunu belirtiyor: "Danimar­ka'da kişi başına tüketimin yüksek olması nedeniyle ilk adımı çorap ve iç giyimde at­tık. Burada hazır giyim sektörünün diğer oyuncuları için de fırsatlar görüyoruz. He­def pazar olarak seçtiğimiz ülkelerin alıcı­larını Türkiye'ye davet edip, fabrikalarım­ızı gezdireceğiz. Yalnızca Danimarkalı de­ğil, İsveçli alım gruplarını Türkiye'ye davet ettik. Bu yıl 50-60 kişilik gruplar halinde gelecek ve fabrikalarımızı gezecekler." Bü­yüyen perakende şirketlerinin yavaş yavaş İskandinavya pazarında yer alması gerekti­ğini belirten Tanrıverdi şöyle devam edi­yor: "Bu bölgeye markaları taşımayı düşü­nüyoruz. Türkiye'nin ihtiyacı üretmenin yanı sıra dış pazara satış yapabilmek... Ar­tık pazarın içinde olmamız gerekiyor. Mar­kalı, katına değeri yüksek satışlar yapma­mız gerekiyor."

İHKİB olarak Türk şirketlerinin tüm dünya pazarlarında yer alması için çalışmalar yaptıklarına vurgu yapan Tanrıverdi, bu yıl için belirlenen hedef pazarın ABD ol­duğunu ifade ediyor. ABD'de dağıtım organizasyonlarının önemine dikkat çeken Tanrıverdi, markaları dağıtım organizas­yonları ile birlikte çalıştırmayı hedefledik­lerini de sözlerine ekliyor. Sektörün ihra­cat hedefinin 2023 yılı için 100 milyar ola­rak belirlendiğini hatırlatan Tanrıverdi, önümüzdeki dönemde ülke ve sektör ima­jını yükseltecek organizasyonlara yönele­ceklerini belirtiyor.

Otomotiv Yan Sanayi Avrupa Pazarını Bırakmıyor
Türkiye'nin ihracatında lokomotif sektör­lerden olan otomotiv yan sanayi, geçtiği­miz yıl bu alanda ağır kayıp verdi. 2009 yılını ana sanayi için 9,6 milyar dolar ve yan sanayi için 4,9 milyar dolar olmak üzere toplam 14,S milyar dolarlık ihracat ile kapatan sektör, iş hacminde yüzde 50'ye yakın düşüş yaşadı. İhracatının yüzde 70'ini AB ülkeleri­ne yapan oto yan sanayiciler, krizin etki­siyle daralan bu pazara alternatif pazar arayışına girişti. İhracatı Geliştirme Etüt Merkezi (İGEME) uzmanlarının raporuna göre Suudi Arabistan, BAE, İran, İsrail, Katar ve Bahreyn 13 milyar dolarlık yan sanayi pazarıyla Türk şirketlere fırsat su­nuyor.

İGEME uzmanlarının hazırladığı Ortado­ğu Oto Yan Sanayi Fuarı Raporu'na göre; 4 milyar dolarlık oto yan sanayi ithalat hacmi olan Suudi Arabistan'da kadınların araç kullanmasına izin verilmesi ile bir­likte pazarın büyümesi bekleniyor. 4,6 milyar dolarlık ekonomiye sahip olan BA­E'nin güçsüz yanlarının başında otomotiv üretiminin bulunmaması geliyor. Düşük enerji fiyatları ve gelişmiş altyapı saye­sinde araç kullanımının bir hayli fazla ol­duğu ülkede, inşaat, turizm ve finans sektörleri de otomotive olumlu etki yapı­yor. Ayrıca serbest bölge vergi teşvikleri ve yüzde 100 yabancı mülkiyet hakkı sunması, bu pazarın fırsatları arasında gösteriliyor. 2,6 milyar dolarlık oto yan sanayi ithalatı bulunan İran'da ise en bü­yük fırsatlar, yabancı otomotiv markaları ile İranlı şirketlerin kurduğu ortak giri­şimler, araç ithalatına limitler dahilinde izin verilmesi ve kaliteli oto yan sanayi ürünlerine karşı artan talep olarak göste­riliyor. SOO milyon dolara yaklaşan oto yan sanayi ithalatı bulunan Katar ise sek­törde dışa bağımlılığı, düşük vergi oranla­rı, gelişen ülke ilişkileri ile Türk şirketle­rine potansiyel olabilir.

Taşıt Araçları Yan Sanayi Derneği (TAYSAD) Genel Sekreteri Özlem Gülsen, 2010 yılı için iyimser, kötümser ve beklenen olmak üzere 3 farklı senaryo üzerinden ihracat hedeflerini belirlediklerini ifade ederek, en iyimser tabloda AB ülkelerindeki teşvikle­rin devam edeceğini ve hedef pazarlara yapılan ihracatın artmasını beklediklerini söylüyor. Bu tablonun gerçekleşmesi du­rumunda sektörün 20 milyar dolar ihracat hacmine ulaşması bekleniyor.

Otomotiv sektörünün artık bölge değişti­rerek, Doğuya yöneldiğine dikkat çeken Gülsen, bu durumun Türkiye için bir fırsat olabileceği görüşünde: "Bu noktada Türki­ye çok iyi bir potansiyel. Doğuya giderken ilk durak, Doğudan Batıya giderken de en yakın son durağız, bu fırsatı kullanmamız gerekiyor. Ancak yeni ülkelerin de bu are­nada boy göstermesi kaçınılmaz. Artık herkes Çin, Hindistan ve Rusya'yı biliyor. Bunların dışında yeni ülkelerle de karşıla­şacağız. Bu Türkiye için hem bir tehdit hem bir fırsat.

Sektörün ihracat pazarlarında çok önemli bir değişiklik olmadığını, ancak yakın böl­gelerle ihracat hacminde artış yaşandığını belirten Gülsen, şöyle devam ediyor: "Geç­tiğimiz yıl ihracat yaptığımız ülkelerin ba­şında Almanya, Fransa, İtalya, İngiltere ilk sıralarda yer aldı. Yan sanayinin ana hedef pazarı Avrupa olduğu için bu pazarlardaki sert düşüşler Türk ihracatçısını önemli öl­çüde etkiliyor. Ancak geçtiğimiz 1 yıl içeri­sinde Irak, Rusya, Mısır, Suudi Arabistan gibi ülkelere olan ihracatımızda da artış olduğu gözlemleniyor. Avrupa pazarında­ki mevcut durum korunurken bu pazarlardaki potansiyelin de mutlaka değerlendi­rilmesi gerekiyor."

Makine ve Aksamları İran Pazarında Hızlı Büyüyor
İhracatta yeni hedef pazar açılımı ile toparlanma yaşayan sektörlerden biri de makine ve aksamları sektörü. Türkiye'nin ihracat kalemleri arasında otomotivden sonra 2'nci sırada yer alan sektör, 2010'un ilk aylarında ihracatta aldığı olumlu sonuçlarla açığı kapatıyor. Orta Anadolu Makine ve Aksamları İhracatçıla­rı Birliği (OAİB) verilerine göre, 2009 yılı­nın Ocak ayında sektörün ihracatı bir ön­ceki yılın aynı dönemine oranla yüzde 7,3 artış göstererek 651 milyon dolara ulaştı. Yalnızca 1 ayda ulaşılan bu rakamla sek­törün yüzü gülerken, ağırlıklı olarak Av­rupa ve ABD pazarına ihracat gerçekleşti­ren sektörde İran'a yapılan satışlar rekor düzeye ulaştı. Türkiye'nin İran'a olan ma­kine ihracatı bir önceki döneme göre yüzde 123 artış kaydederek, Ocak 2010'da 38,5 milyon dolar oldu.

OAİB Başkanı Adnan Dalgakıran, sektörün yeni hedef pazarının yalnızca Ortadoğu ile sınırlı kalmaması gerektiğini, Türk makine sektörünün çok daha geniş bir coğrafyaya ihracat yapabilecek potansiyeli olduğunu belirterek şunları söylüyor: "Avrupa'nın 5'irıci büyük makine üreticisiyiz. Toplam ihracatın yüzde 50'sirıi Avrupa'ya yapıyo­ruz. Ancak hedefimiz çok daha büyük üre­tici olmak. Gelişmekte olan pazarlar, ilerle­yen dönemde karşımıza büyük ekonomiler olarak çıkacak. Bu nedenle bu pazarlarda da şimdiden var olmamız gerekiyor. Bu açı­dan bakıldığında Ortadoğu ve Kuzey Afri­ka önemli pazarlar olarak öne çıkıyor." Sektörün önemli oyuncularından Akyapak Makine Yönetim Kurulu Üyesi Orhan Er de sektörün hedef pazarı olan Avrupa'nın an­cak 2011-2012 yılarında hareketleneceği­ni, bu nedenle 2010 için daha çok Güney Amerika ve Arap ülkelerine yönelik ihracat planlarının olduğunu belirtiyor.

Hindistan’a Mobilya İhracatı Yüzde 144 Arttı
170'i aşkın ülkeye ihracat gerçekleştiren Türk mobilya sektörü alternatif pazarla­rın yaratacağı katma değeri ilk hisseden alanlardan biri oldu. 2010 için 2,5 milyar dolar ihracat hedefi koyulan sektörde özelikle Ortadoğu pazarında, Türk tasarımı mobilyalara olan ilgi her geçen gün artıy­or. MASKO Mobilya Kenti Yönetim Ku­rulu Başkanı Hasan Karcı, Türk mobilyacı­larının markalaşmaya ve tasarım faaliyetlerinin gelişmesine büyük önem verdiğini belirterek, 120 milyar dolar düzeyinde bu­lunan dünya mobilya ticaretinde yüzde 1,5 civarında payı bulunan Türk mobilya sektörünün, orta vadede ihracatta İtal­ya'ya rakip olma potansiyeline sahip oldu­ğunu söylüyor. Dünya mobilya üretiminde ilk 3 ülkeyi sırasıyla ABD, Çin ve İtalya'nın oluşturduğunu ifade eden Karcı, Türk mo­bilya pazarının büyüklüğünün ise 7 mil­yar dolar düzeyinde olduğunu belirtiyor. Türkiye'nin mobilya ihracatı hakkında da bilgi veren Karcı, TÜİK verilerine göre ge­çen yıl yüzde 27 oranındaki artışla 1,8 milyar dolarlık bir büyüklüğe ulaşan sek­törün ihracatta son 5 yıldaki toplam artı­şın ise yüzde 200'e yaklaştığına dikkat çe­kiyor. Türkiye'nin mobilya ihracatındaki en büyük pazarlarının, Almanya ve ABD 'den sonra komşu ülkelerden oluştuğunu belir­ten Karcı, 2009'da da özellikle İran, Irak ve diğer Ortadoğu ülkelerinin ihracatta ön plana çıktığına dikkat çekiyor.

Öte yandan, alternatif pazarlara yönelik ticari heyet programlarından geri dönüş alan sektörler arasında mobilya önemli bir yere oturuyor. Geçtiğimiz yıl Dış Tica­ret Müsteşarlığı koordinasyonunda, İs­tanbul İhracatçı Birlikleri Genel Sekreter­liği (İİB) organizasyonunda, Dış Ekonomik İlişkiler Kurulu (DEİK) ve Türkiye Mobilya Sanayicileri Derneği'nin (MOSDER) Hin­distan'a yaptığı Sektörel Ticaret Heye­ti'nin olumlu yansımaları rakamlarla da ortaya çıkıyor. Son bir yıl içinde Türk mo­bilya sanayicisinin Hindistan'a ihracatı yüzde 144 artış göstererek 3 milyon dola­rın üzerine çıktı. MOSDER'in verilerine göre, 2008'de Hindistan'a 1 milyon 348 bin dolarlık mobilya ihracatı yapılan sek­törde yapılırken, bu rakam 2009'da 3 mil­yon 283 bin dolar seviyesine çıktı. Hindis­tan'a yapılan ihracatın neredeyse 2 kat artış göstermesi, 1 milyar doları aşan Hindistan mobilya pazarında halen önemli bir potansiyel bulunduğunu gös­teriyor. Sektör temsilcileri bu sonucu ye­ni pazar arayışlarının sürdürülmesinin gerekliliğini ortaya çıkarması açısından son derece dikkat çekici olarak yorumluyor.

Gıda Sektörü Kültürel Bağ Avantajını Kullanıyor
Ekonomideki olumsuz dalgalanmalardan en az etkilenen sektör olan tarım ürünle­ri ve gıdada yakın coğrafyadaki ülkelere yönelik çalışmalar sürdürülüyor. İstan­bul İhracatçı Birlikleri (İİB) Koordinatör Başkan Vekili Zekeriya Mete sektörün en çok Irak, Almanya, Rusya, İtalya ve Hol­landa'ya ihracat gerçekleştirdiğini ancak son 5 yıl içerisinde Suudi Arabistan, Bul­garistan, Suriye, Endonezya, Mısır, İran, Lübnan, Sudan, Ürdün, Yemen, Vietnam, Filipinler, Angola, Türkmenistan ve Taci­kistan'a gıda ürünleri ihracatının önemli oranda artış gösterdiğini belirtiyor: "Bu ülkelerin büyük çoğunluğu komşu ve çevre ülkeler olarak adlandırdığımız ül­keler, pek çoğu ile dini, kültürel ve tarihi bağlarımız var. İhracatınızdaki artışın bu denli fazla olmasını bu ülkelere yöne­lik politikaların ve stratejilerin meyvesi olarak görüyorum. Avrupa’ya ihracatımız kriz döneminde önemli ölçüde düşerken, bu ülkelere ihracatımız krizden azami oranda etkilendi.”

Kültürel bağlara sahip çıkılması durumda ih­racatın katlanan oran­larda artacağına inan­dıklarım belirten Me­te, özellikle İslam ül­kelerinde Türkiye'nin önemli bir avantajı olduğunu ifade ede­rek, şöyle devam ediyor: "İslam dinine göre yenilmesi uygun helal ürünler gıda sektöründe çok önemli. Her ne kadar Türkiye'de resmi olarak bir "Helal Sertifikası" uygulaması mevcut değilse de, bu ülkelere yönelik ihracatımızın artmasında Türk ürünlerinin helal olduğu algısı olumlu etki yaratıyor. Aynı zamanda kültürel altyapımızın yakın olmasından kaynaklanan da­mak tadı benzerliklerimiz var. Bunun gibi artı değerler, Türk gıda sektörü için çok büyük avantaj sağlayabilir. Yakın çevre­mizdeki ülkelerle artan ticaret hacmine karşın, ihracatınız potansiyelinin çok al­tında. Hükümet bu potansiyelin farkında. Onlarla işbirliği geliştirmeye çalışıyor. Türk ihracatçıları da yavaş yavaş bunun farkına varmaya başladı."

Bundan 10 yıl önce komşu ve çevre ülke­lere ihracatın çok sınırlı düzeyde oldu­ğunu hamlatan Mete, oluşturulan strate­ji ve başarılı çalışmalarla bugün bu ülke­lerin ihracattan aldığı payın yüzde 30'la­ra ulaştığına dikkat çekiyor. Gıda sektö­ründe bu oranın çok daha yüksek seviye­lere çıktığını vurgulayan Mete şöyle de­vam ediyor: "Türkiye tabi ki Avrupa'ya gıda ürünleri satmaya devam edecek. Ancak, bu ürünlerin özelinde Ortadoğu, Türki Cumhuriyetlere, Kuzey Afrika, Gü­neydoğu Asya ve Balkan ülkelerine ihra­catımızın payını daha da artıracağımızı düşünüyoruz. Irak'a un, yağ, yumurta, bisküvi, tavuk eti başta olmak üzere ne­redeyse her türlü gıda ürününü ihraç ediyoruz. Bunun yanında yaş meyve seb­ze ihracı da gerçekleştiriyoruz. Tavuk etinde Rusya'nın Türkiye'den ithalatını artırması söz konusu... Ortadoğu ülkele­rinde her türlü gıda ürününde potansi­yel var, Güneydoğu Asya ve Afrika'da özellikle un konusunda büyük potansi­yel görüyoruz."

Suriye ile Sınırların Açılması, Daha Büyük Fırsatlar Yaratacak
Bir dönem politik olarak gergin günlerin geçirildiği Suriye, günümüzde Türk iş adamlarının gözde ülkelerinin başında ge­liyor. Türkiye'nin en uzun sınır komşusu olan ülke, bulunduğu coğrafya nedeniyle, Arap dünyası ve Ortadoğu pazarlarına açı­lan kapı olarak da görülüyor. Dışa kapalı bir ekonomi olmasının avantajıyla küresel krizden daha az etkilenen ülkelerden biri olan Suriye, Türk şirketleri için birçok alanda fırsat barındırıyor.

Suriye ile ihracatımızda son yıllarda istik­rarlı ve hızlı bir artış gözleniyor. Bu durumda 2005'te yürürlüğe giren Serbest Ticaret Anlaşması'nın da önemli bir rolü var. 2006'da 609 milyon dolar olan ihraca­tımız 2008'de 1,1 milyar dolara yükseldi. 2009'da ise 1,4 milyar doları aştı. Özellikle sınırların açılması ile iki ülke arasındaki ticaretin katlanarak devam etmesine kesin gözüyle bakılıyor.

Suriye, hemen hemen tüm tüketim ürünle­ri, makine, ekipman ve elektronik ürünler­de ithalatçı konumda bulunuyor. Bunun yanı sıra Filistin, Lübnan ve ırak'tan Suri­ye'ye yönelik göçler nedeniyle altyapı ve konut sektöründe önemli ölçüde yatırıma ihtiyaç duyuluyor. Hammadde, enerji ve iş­gücü maliyetlerinin düşük olması ve Tür­kiye'ye olan yakınlığı ise bu ülkeye yapıla­cak yatırımlar için çok büyük avantaj ola­rak gösteriliyor. Önümüzdeki dönemde 0otelcilik, turizm, bankacılık, sigortacılık ve reklamcılık gibi hizmetler sektöründe önemli iş fırsatlarının çıkması bekleniyor. Türk şirketlerine ortak yatırım için öneri­len alanlar ise gıda, ambalaj, makine, çi­mento, GRP boru üretimi, kumaş, maden­cilik, inşaat malzemeleri, gübre, deterjan, cam, deri, boya, kumaş üretimi ve boyaması, iç giyim, otel işletmeciliği, eğlence merkezleri, enerji projeleri, sağlık turizmi, tuz ve zaytinyağı üretimi ve dağıtımı olarak dile getiriliyor.

Irak Türk Şirketlerinin Yeni Gözdesi
Güven ortamının sağlanmasının ardından ekonomik anlamada da canlanmayı yaka­layan Irak'ın henüz resmi rakamlar açık­lanmamış olsa da 2009 yılında yüzde 7-8 oranında büyüdüğü tahmin ediliyor. Bu durum Irak'ı herkesin gözde pazarların­dan biri haline getiriyor. Petrol gelirleri ile zenginleşen Irak pazarı, küresel kriz nede­niyle zor günler yaşayan Türk şirketleri için adeta can simidi oldu. Son 1 yılda baş­ta gıda ve tekstil olmak üzere önemli ölçü­de ihracatın gerçekleştiği Irak'ın Türk şir­ketleri için gelecek dönemde de önemini koruması bekleniyor.

Türkiye'nin 2009 yılı sonunda Irak'a olan ih­racatı, yüzde 30,9 artarak 5,1 milyar dolara ulaştı. Böylece Irak, Türkiye'nin en çok ihra­cat yaptığı 5 ülkeden biri oldu. Ocak ayında gerçekleşen seçimin ardından yeniden yapı­lanma faaliyetlerine hız veren ülkede buna bağlı olarak iç piyasada da canlılık yaşanı­yor. Bu durumun Türkiye'nin ülkeye olan ihracatını olumlu etkilemesi bekleniyor.

Altyapı ve güvenlik sorunları nedeniyle sanayisinin gelişimini henüz tamamlaya­mamış olan ülke, hemen hemen tüm ihti­yaç maddelerini ithal ediyor. Dolayısıyla bu pazar için tüm sektörlerde ihracat fır­satları bulunuyor.

Türk şirketlerinin Irak'a ihracatının yüzde 60'ını demir-çelik, çimento, makineler, de­ğirmencilik ürünleri, bitkisel yağlar, plas­tik ve plastikten eşyalar, petrol ürünleri ve mobilya ihracatı oluşturuyor. Bu sektörlerde önümüzdeki dönemde de önemli fırsatlar olması beklenirken, Irak’ta halen hızla devam eden yeniden yapılanma sürecinin, önümüzdeki birkaç yıl daha müteahhitlik sektörü için cazibesini sürdürmesi bekleniyor. Türk müteahhitlik şirketlerinin Irak’ta bugüne kadar yaptığı işlerin toplamı 6 milyar doları aşıyor.

Dün Tehdit, Bugün Fırsat
Uzun yıllar hep bir tehdit olarak algılanan Çin, yaklaşık 1 trilyon dolarlık ithalatıyla, aynı zamanda Türk ihracatçılar için birçok fırsat sunuyor. Ülkede orta Sınıfın her ge­çen gün gelişmesi ve lüks tüketimi tercih eden zengin kesim, tüketim artışını olum­lu yönde etkiliyor.

Dünyanın en hızlı büyüyen ekonomisine sahip olan Çin'de büyüme oram, son 4 yıldır aralıksız yüzde 10 seviyesinin üs­tünde gerçekleşiyor. 2009'un son çeyre­ğinde de yüzde 10,7 oranında büyüyen Çin ekonomisi, dışa açılına ve piyasa eko­nomisine geçiş yönünde de önemli adım­lar atıyor.

İthalat rakamının çok uzağında olsa da Türkiye'nin ihracatının sürekli büyüdüğü ve neredeyse yıllık 1,5 milyar doları aştığı Çin'de son yıllarda markalara olan ilgide artış yaşanıyor. Gelir düzeyi yüksek olan tüketiciler başta Şangay ve Pekin olmak üzere Shenzen, Guanzhou ve Tianjin şe­hirlerinde yaşıyor. Çin' de başarının anah­tarı kuşkusuz ülkenin koşullarına, hayat tarzına ve şirket kültürüne ayak uydura­bilmekten geçiyor. Çünkü Çinliler kültürel yapılarına son derece bağlı...

Çin'de hemen her alanda önemli fırsatlar bulunuyor. Tarım sektöründe çok büyük bir üretim merkezi olmasına rağmen, yo­ğun nüfusundan dolayı iç talebi karşılaya­mayan Çin, bu alanda önemli ölçüde itha­lat gerçekleştiriyor. Türkiye'de yetişen meyve ve sebzelerin Çin'de bulunmadığı göz önüne alındığında, bu konuda önemli ihracat fırsatlarının yaratılabileceği düşü­nülüyor. Aynı şekilde ev tekstili gelecek vaat eden alanlardan biri olarak görülü­yor. Her ne kadar bu alanda Türk şirketle­ri ülkeye ihracat gerçekleştiriyor olsa da potansiyelin çok daha yüksek olduğu be­lirtiliyor. Zira Çin'de inşaat sektörü son derece hareketli... Şehirlerde 1990 yılında ortalama 3,6 metrekare olan kişi başına düşen oturma alanının, Bu yıl 18 metreka­reye çıkması bekleniyor. İnşaat sektörün­deki bu canlılık doğal olarak ev tekstiline olan talebi de artırıyor.

Çin'de 200 milyona yakın yüksek gelir gru­bunda insan yaşadığı ve bunun 75 milyon kadarının ise çok yüksek gelir grubunda olduğu söyleniyor. Bu durum da Türk tekstil ve hazır giyim sektörü için bir fırsat olarak değerlendiriliyor. Şangay Ticaret Ateşeliği'ne göre, 75 milyonluk çok yüksek gelir grubunun dünya markalarından vaz­geçmeyeceği varsayılsa bile, geri kalan 125 milyon kişilik pazara odaklanacak ve dün­ya markalarının tarzını, stilini hatırlatacak kumaş ve dizayn kalitesine yakın, ancak daha uygun fiyatla pazara girecek ürünle­rin ve bu ürünleri üreten şirketlerin büyük şansı var.

Çin Pazarı İştah Kabartıyor
Yılda ortalama 20.000 ton üretim ger­çekleştiren Tariş Zeytin ve Zeytinyağı Birliği, üretiminin yüzde 60'ırıı dünya ge­nelinde 41 ülkeye ihraç ediyor. 2009'dan önce başlıca hedef pazarlar ABD, Kana­da, Avustralya ve Japonya başta olmak üzere Uzak Doğu ülkeleri olan Birlik, Çin pazarında yaptığı atılımla dikkat çeki­yor. Tariş Zeytin ve Zeytinyağı Tarım Sa­tış Kooperatifleri Birliği Yönetim Kurulu Başkanı Cahit Çetin, bu pazara yönelik stratejilerini ve önümüzdeki döneme ilişkin ihracat hedeflerini şöyle anlatıyor: "Küresel krizle birlikte tüm ülkelerde, özellikle bizim hedef pazarlarımızda ciddi bir daralma yaşandı. Dolayısıyla 2009 yılında temel hedefimizi mevcut pazarlarımızı korumak olarak belirle­miştik. Bu noktada krizden nispeten da­ha az etkilenen pazarlara da ağırlık ver­dik. Çin de bunlardan biri... Bu ülkeye 2005 yılından bu yana kendi markamız ile ihracat gerçekleştiriyoruz. Çin özel­likle 1,3 milyar nüfusu ve yüzde 7-10 arası değişen büyüme hızı ile en önemli ihracat pazarlarından biri konumunda bulunuyor.

Çin'in zeytinyağı ithalat verilerine baktı­ğımızda 2004 yılından bu yana her yıl yüzde 60 gibi önemli oranlarda bir artış var ve bu yıl 25.000 ton civarında olma­sı bekleniyor. 2012'ye kadar bu rakamın 65.000 tona yükseleceği tahmin ediliyor. Dolayısıyla karşımızda iştah kabartan bir pazar var. Ayrıca bu ülkede zeytinya­ğı kültürünün yeni yeni oluşması da bi­zim avantajımıza olan bir durum. Pazar­da çok sayıda marka olması, özellikle bir kere girip daha sonra hiç görülmeyen birçok marka olması nedeniyle henüz tü­keticilerde oluşmuş bir marka bilinci yok. Dolayısıyla Tariş olarak hedefimiz Çinli tüketicilerde marka bilinci oluşturarak tercih edilir olmak.

Bu pazara girmeden önce birçok şirket ile görüştük. Her yıl giderek artan dağı­tım taleplerini almaya devam ediyoruz. Bölge bazında bir ayrım yaptık, ekono­minin en gelişmiş olduğu bölgelerde da­ğıtıma başladık. Pazara cam ve teneke ambalajlarda doğal sızma ve riviera zey­tinyağları, özel ürünlerimizden dolgulu, bütün, çekirdeksiz siyah ve yeşil zeytin­ler ve zeytin ezmeleri ile girdik. Bu ürün­ler Tariş markası ile Tesco, Wal-Mart, Tops gibi süpermarket zincirlerinde sa­tışa sunuluyor.

Kısa ve orta vadede Uzakdoğu'da ve Av­rupa'da birkaç yeni ülkeyi hedef pazar olarak eklemek istiyoruz. Bu konuda gö­rüşmelerimiz sürüyor. Her pazarın kendi iç dinamiklerini göz önünde bulundura­rak, pazara dönük ürün üretiyoruz ve yi­ne markamızın konumlandırılmasına yö­nelik çalışmalar yapıyoruz. Ancak ABD ambalajlı zeytinyağı ihracatında en büyük pazar olma özelliğini hala koruyor. Dola­yısıyla ihracatta öncelikli hedeflerimiz arasında, Kuzey Amerika'daki pazar payı­mızı arttırmak var. Zeytinyağının tüketi­mi çok düşük seviyelerde kaldığı pazar­larda da önceden yer almak ve marka bilinirliği artırmaya dönük çalışmalarımız da aralıksız sürüyor. Bu yıl da mevcut pa­zarlarımızı korumanın yanı sıra yeni pa­zarlara satış yapmaya odaklanacağız. Toplam ihracatımızın yüzde 20'sini yeni pazarlardan elde etmeyi hedefliyoruz.

Yeni pazarlara girerken talebi iyi yönet­mek çok önemli... Bunun için ciddi tüke­tici araştırmaları ile pazarın ihtiyaçlarım belirliyoruz. Ülkenin sosyal ve kültürel yapısı, alım gücü tespitlerinin ardından ürün tercihi belirleniyor. Böylece tüketi­cilere 'Biz sizi tanıyoruz ve sizin istekle­rinizi biliyoruz' mesajını veriyoruz. Bu da Tariş Zeytinyağı'nı diğer markalardan bir adım öne çıkarıyor. Örneğin, Ameri­kalılar, ürünü tatmadan almıyor. Sonra­sında da tattığı o ürünü alırken adıyla is­tiyor. Uzak Doğu'da, örneğin, Kore'de mutfak alışverişini yalnızca bayanlar ya­pıyor. Tüketim tercihini de bayanlar be­lirliyor. Japonya'da sağlıklı ürünler ter­cih ediliyor. Onlar etikette detaylı bilgi istiyor. Ürünün özellikle insan sağlığına etkileri ile ilgili bilgiyi mutlaka görmek istiyorlar. Dolayısıyla bu tür bilgiler, yeni pazarlarda tutunabilmek için hayati önem taşıyor."

Hindistan’da Orta Sınıf Büyüyor, Tüketim Artıyor
Korumacı ekonomik politikaların azalma­sıyla birlikte kapılarını dış dünyaya açan Hindistan'da son yıllarda büyük bir deği­şim yaşanıyor. Dünyaca ünlü markaların Hindistan'a yönelmesi, ülkenin adeta bir şantiyeye dönüşerek altyapısını yenilemesi, hizmet sektöründe çalışan ve iyi gelir el­de eden genç nüfusun Banlı yaşam tarzını benimsemesi, Hindistan'ı bambaşka bir ül­ke haline getirmiş durumda. Üstelik birçok ekonomiste göre Hindistan geleceğin en çok büyüyen ekonomilerinden biri olarak görülüyor. Krizin yoğun hissedildiği 2009'da bile Hindistan ekonomisi, yaklaşık yüzde 7'lik bir büyüme yakalamayı başardı.

Aslında Hindistan'ı da tıpkı Çin gibi de­ğerlendirmek gerekiyor. Yani, Hindistan'ı 1,1 milyar nüfuslu fakir bir ülke olarak değil, gelir düzeyi yüksek 100 milyon tü­keticinin yaşadığı bir pazar olarak gör­mek, başarının ilk anahtarı. Çin'de olduğu gibi Hindistan'da da tüketim hızla artıyor. 15 milyar dolarlık lüks tüketim pazarı, dünyaca ünlü markalar tarafından payla­şılıyor. Her geçen gün daha fazla marka Hindistan'a adım atıyor. Yapılan bir araş­tırmaya göre, Hintlilerin yüzde 43'ü markalı ürünlere daha fazla para harcayabile­ceklerini belirtiyor.

DEİK'e göre, Türk şirketlerinin Hindistan'a ihraç edebileceği malların başında, bakli­yat ve madenler gibi geleneksel ihraç ürünleri geliyor. Ayrıca şekerleme, zeytin ve diğer sıvı yağlar, gıda işleme makinele­ri, demir-çelik, eski ve yeni deri işleme ma­kineleri, beyaz eşya, inşaat malzemeleri, otomotiv yan sanayi ürünleri ve müteah­hitlik hizmetlerinde de potansiyel olduğu belirtiliyor. Buna karşılık, Hindistan'a ger­çekleşen ihracat 411 milyon dolar gibi son derce düşük rakamlarda kalıyor.

Hindistan, aynı zamanda Tayland, Malez­ya, Singapur, Japonya ve Dubai pazarları­na açılan kapı olarak görülüyor Hindis­tan'a ürün satan bir şirket, bu pazarlara da rahatlıkla girebiliyor. Bu ülkelerde yoğun bir Hintli nüfusun olması ve coğrafi ko­num nedeniyle Hindistan üzerinden bu ül­kelere geçiş yapılabiliyor olması bu pazarları çekici kılıyor.

Libya, Afrika’nın En Hızlı Büyüyen Pazarı
Türkiye'nin müteahhitlik hizmetlerinde birinci sırayı alan Libya ile ilişkiler, bir dö­nem politik nedenlerle durma noktasına gelse de son yıllarda devletin dış politika­sında Libya'ya önem vermeye başlamasıy­la birlikte ikili ilişkilerde yeniden bahar havası yaşanıyor.

2009 yılında 67,6 büyümeyle Türkiye'nin ihracatının en fazla artış gösterdiği ülke­lerden biri olan Libya, Türk müteahhitlik sektörünün günümüzde en önemli pa­zarlarından biri olarak gösteriliyor. Bu­nun yanında yaklaşık 110 milyar dolar olan GSMH Milli Hasıla, 66 milyar dolar ihracat ve 20 milyar dolar ithalat ile Afri­ka'nın önde gelen ekonomileri arasında yer alan Libya ile ticaretin 5 milyar dolar­dan 10 milyar dolara çıkarılması için de çalışmalar başlatıldı. Dış Ticaretten So­rumlu Devlet Bakanı Zafer Çağlayan, Lib­ya'nın yatırım için önümüzdeki 5 yılda 100 milyar dolarlık bir portföy ayırdığına işaret ederek; "Libya bunun büyük bir kısmını Türkiye'de yapmak istiyor, biz de ne kadar iyi çalışırsak o kadar bu portföyden pay alırız" diyerek Libya'nın önemini vurguluyor.

Libya ile fırsatlar kuşkusuz yalnızca müte­ahhitlik hizmetleri ile sınırlı değil. Dış Ti­caret Müsteşarlığı'nın Libya raporuna gö­re, otomotiv ana ve yan sanayi, motorlu ta­şıtlar ve parçaları, mücevherat ürünleri, mobilya, gıda maddeleri, elektronik ürün­ler, makine sanayi ürünleri, pompalar, bo­rular, kablolar, bilgi işlem ve optik maki­neleri gibi alanlarda da ihracat fırsatları bulunuyor.

Katar, Körfez Bölgesinin Yeni Yıldızı
Körfez bölgesinin yükselişte olan pazarı Katar, bugün dünyanın en zengin ülkelerin­den biri konumunda. Petrol ve doğalgaz ya­takları sayesinde hızla zenginleşen Katar, milli gelirini 2011'de 100 milyar dolara çı­karmayı hedefliyor. Yaklaşık 1,5 milyon nü­fuslu ülke, doğalgaz bakımından Rusya ve İran'dan sonra dünyanın en büyük üçüncü büyük rezervine sahip.

Katar'da başta inşaat sektörü olmak üze­re birçok sektörde önemli fırsatlar bulu­nuyor. İstikrarlı ve yüksek büyüme oran­ları, kişi başına düşen milli gelir oranının yüksekliği, tüketicilerin yüksek harcama eğilimi ve stratejik konumu gelecekte de Katar'ı gözde pazarlardan biri haline ge­tirecek.

Türkiye-Katar ticaret ilişkisine bakıldığın­da ise son yıllarda önemli bir büyüme göz­leniyor. 2004'te yalnızca 35 milyon dolar olan ihracat, 2008'de 1 milyar doları aştı. Katar'ın ithalatında önemli kalemlerden biri olan makine ve demir-çelik Türk şir­ketleri için önemli fırsatlar sağlıyor. Türki­ye'deki Doha Ticaret Müşavirliği'nin verdi­ği bilgiye göre, Katar'da ulaştırmadan enerjiye, inşaattan sağlığa 5 yılda tamam­lanması planlanan yatırımların tutarı 150 milyar doları buluyor. Özellikle inşaat alanında önemli fırsatlar bulunurken, Türk şirketlerinin Katar'da yapımını üstlendiği projelerin tutarı, 2009'da 8,5 milyar dola­ra ulaştı.

İran’da Genç Nüfusun Sunduğu Fırsatlar Çok
Taşıdığı büyük işbirliği potansiyeline rağ­men, İran ile ekonomik ve ticari ilişkiler son yıllara kadar enerji alanıyla sınırlı kal­mış ve yeteri kadar gelişememişti. Ancak 2003'ten bu yana İran ile ticari ilişkiler ve karşılıklı yatırım faaliyetlerinde önemli öl­çüde canlanma görülüyor. Türkiye'nin toplam ihracatında yüzde 1,9 paya sahip olan İran'a, 2009 yılında 1 milyar dolar ih­racat gerçekleşti.

Uzun süre ithal ikamesine dayanan bir sa­nayileşme politikası izleyen ve tüm ithala­tın devletin kontrolü altında gerçekleştiği İran'da son yıllarda uygulamaya konan dı­şa açılma politikaları ve Dünya Ticaret Ör­gütü'ne üye olma hedefi doğrultusunda, it­halatı yasak çok sayıda maddenin ithalatı mümkün hale geldi. Böylece Türk şirketle­ri için önemli ihracat fırsatları da gelişmiş oldu. Zira coğrafi yakınlığı, kültürel ben­zerlikler, halkın önemli bir bölümünün Türkçe konuşması, Türkiye'ye büyük bir sempatiyle bakılması ve pazarın hala bakir olması gibi faktörlerin, 72 milyonluk bu ülkeyi gelecekte daha fazla ön plana çıkar­ması bekleniyor.

Türkiye'nin İran'a ihracatında demir-çelik, tütün ve mamulleri, dokumacılık ürünleri, makineler, otomotiv sanayi ürünleri, man­tar ve ağaç mamulleri ile plastikler önemli bir yer tutuyor. Önümüzdeki yıllarda bu sektörlerdeki fırsatların devam etmesinin yanı sıra, genç nüfus ile birlikte artan tü­ketim talebinin de yeni fırsatlar yaratması bekleniyor.

İnci Holding İran’a Yatırım Yapmayı Planlıyor
Türkiye'nin önde gelen akü üreticilerin­den İnci Holding, alternatif ihracat pa­zarları ile krizin etkilerini hafifleten şir­ketlerden. Toplamda 58 ülkeye ihracat gerçekleştiren şirket, bu yıl Suudi Ara­bistan, İspanya, İsveç, Bulgaristan, Bela­rus, Moldova, Sudan ve Kenya gibi ülke­leri de rotasına aldı. İnci Holding Yöne­tim Kurulu Başkanı Şerife İnci Eren, pa­zar yelpazesini genişletmenin öncelikli hedeflerinden biri olduğunu söyleyerek, bir tarafta daralma yaşandığında diğer pazarlarda açığı telefi etmenin müm­kün olduğunu belirtiyor.

Dış ticaret ekiplerinin ayın 3 haftasını dışarıda fuarlara katılarak, müşterilerle sıcak temas kurarak, bölgesel toplantı­lar yaparak geçirdiğine değinen Eren, pazarı birebir yerinde görerek aksiyon planlarını gerçekleştirdiklerini ifade edi­yor. İran'ın alternatif pazarlar arasında ön plana çıktığına dikkat çeken Eren, bu pazarın oldukça hareketli olduğunu be­lirterek şu bilgileri veriyor: "İran'da ori­jinal ekipman fabrikalarına ürün veriyo­ruz. Zaman içinde burada akü yatırımı yapmamız bile söz konusu olabilir. Uzun zamandır o pazara ihracat yapıyo­ruz ama son zamanlarda satışlar yoğun­laştı. İran'ın krizden daha az etkilendiği­ni söyleyebilirim. Bu pazarın yanı sıra Kuzey Afrika ülkeleri de iyi gelişme için de. Bu pazarları ihmal ediyordu!. Önce­liğimiz çevre ülkelerle ilişkileri geliştir­mekti. Zaten ürün kaliteniz bir noktaya geldikten sonra bütün dünyaya açılabili­yorsunuz. Biz de bunu yapıyoruz."

Afrika Pazarının Kapısı Sudan
Afrika'nın en büyük yüzölçümüne sahip ülkesi olan Sudan'da son yıllarda büyük ekonomik gelişmeler yaşanıyor. Bir petrol ülkesi olan Sudan, petrol ihracatıyla son yıllarda hızlı bir ekonomik büyüme yaka­ladı. Uzmanlar, bir süredir devam eden yüksek büyüme hızının önümüzdeki yıl­larda da devam edeceğini tahmin ediyor.

Doğu ve Güney Afrika Ülkeleri Ortak Paza­rı (COMESA) üyesi olan Sudan, 33 milyon nüfusuyla Türk şirketleri için cazip bir pa­zar olarak dikkat çekiyor. Son yıllarda 100'e yakın Türk şirketi, Sudan pazarına yatırım veya ihracat yoluyla adım attı. Hem Afrika hem Arap ülkesi olarak nite­lendirilen Sudan'a yapılan ihracat 2003'te 64 milyon dolar iken, 2009'da 245 milyon dolara ulaştı.

Sudan'da özellikle tarım alanında önemli ihracat fırsatları göze çarpıyor. Geniş ve verimli tarım arazilerine sahip olan ülkede, 84 milyon hektar ekilebilir alan bulunuyor. Bu durum Türk tarım alet ve makine üreti­cileri için çok büyük potansiyel olarak de­ğerlendiriliyor. Bunun yanında ülkenin, su­lama kanalları ve barajlarda kullanılan malzemelerle, jeneratör, traktör gibi araç­ları da ithal etmesi bekleniyor.

Telekomünikasyon altyapısının bir hayli zayıf olduğu Sudan'da Türk şirketleri için altyapı modernizasyonu konusunda da iş­birlikleri fırsatlarının da gündeme gelmesi bekleniyor. Müteahhitlik hizmetleri ise iş­birliğine en açık alan olarak gösteriliyor. Zira Sudan önümüzdeki 5 yıl içinde 500 kilometre yol, 8 köprü, 4000 kilometre uzunluğunda stabilize yol, sağlık ve eği­tim hizmeti verecek birçok bina inşa etme­yi planlıyor.

Brezilyalılar Kozmetiğe Para Harcamayı Seviyor
Dermokozmetik alanında geliştirdiği ürünlerle kısa sürede Türkiye'de dikkat çeken B'lOTA, Lübnan ile başladığı yurt­dışı açılımına uzak bir hedef pazar olan Brezilya ile devam ediyor. Geçtiğimiz yıl Şili'ye giriş yaparak Latin Amerika paza­rına adım atan şirket, kozmetik sektö­ründe dünyanın 3'üncü büyük pazarına sahip olan Brezilya pazarından son derece umutlu. B'IOTA Laboratuarları Genel Müdürü Cihat Dündar alternatif pazar arayışında neden Brezilya'yı tercih ettik­lerini ve bu pazarın dinamiklerini şöyle arılatıyor: "Kozmetik harcamaları Türki­ye'de dünya geneline göre çok düşük, do­layısıyla yurtdışına açılmaya hep çok sı­cak baktık. İhracata ilk olarak Lübnan'dan başlayarak, Ortadoğu'daki ülkelerle de­vam ettik. Satışımızı distribütörler aracılı­ğıyla gerçekleştirdik. İlk başta, özellikle Avrupa'da çok zorluk çektik, çünkü Tür­kiye'den bir dermokozmetik markası çı­kacağına inanmıyorlardı. Ancak, ürünleri­mizi dünyanın önde gelen bağımsız medi­kal araştırma kurumlarından olan Alman­ya'daki Dermatest'te de test ettirerek ka­litelerini bir kez daha kanıtladık. Ruhsat­landırma süreçleri uzasa da asla vazgeç­meyerek, bugün ürünlerimizi 33 ülkede satar hale geldik.

2010 öncesinde Suudi Arabistan'dan İs­panya'ya, Portekiz'den Polonya'ya kadar çeşitli ülkelerde satışa başladık. En önemli hedefimiz Latin Amerika'ydı, 2009'da Şili'ye girdik. 2010 başında Bre­zilya ile devam ettik. Brezilya dünya koz­metik sektöründe 3 'üncü büyük ülke. Do­layısıyla da bizim için önemli bir hedef. Brezilya gerek nüfusu gerekse kozmetik harcamaların yüksek olması nedeniyle bizim için öncelikli bir pazar konumun­da. Çoğunluğunu gençlerin oluşturduğu dinamik bir nüfusu var ve bu nüfus koz­metik ürünlerine para harcamayı seviyor. Üstelik sayıları da hiç az değil. Temmuz 2009 itibarıyla yaklaşık 190 milyon nüfu­sa sahip bir ülke olan Brezilya, buradan bakıldığında dünyanın en büyük 5'inci ekonomisi...

Ülkedeki kozmetik pazarı da oldukça yüksek bir büyüme gösteriyor. Son 12 yılda yüzde 10,9'luk büyüme oranına sa­hip olan pazarda kozmetik ürünleri ciro­su 1996'da 4,9 milyar Brezilya Rea­li'nden 2007'de 19,6 milyar Brezilya Rea­li'ne yükselmiş durumda. Bu demektir ki Brezilya kozmetik pazarı ülkedeki diğer üretim sektörlerinden ve GSMH'den çok daha yüksek bir büyüme sergiliyor. Zira diğer üretim sektörlerinde ortalama bü­yüme oranı ve GSMH'deki büyüme oranı da yüzde 2,8 dolaylarındayken kozmetik pazarı yüzde 10,9 civarında bir büyüme gösteriyor. Bu veriler çerçevesinde Bre­zilya'da önemli bir potansiyel gördük.

Bu pazara girmeden önce hem bize ge­nel bir tablo sunacak araştırmalar hem de ürünlerimiz özelinde pazar araştır­maları yaptık, veri topladık ve karşımıza çarpıcı bir tablo çıktı. Örneğin, kozme­tik sektöründeki bu dikkat çekici büyü­menin nedenleri araştırdığımızda iş gücü yapısındaki değişimlerin çok önemli bir rol oynadığını gördük. Brezilyalı ka­dınların iş gücü katılımının artması ve ortalama yaşam süresinin uzamasıyla beraber genç bir görünümü koruma vaa­dinde bulunan kozmetik ürünlere olan ihtiyacın çoğalması pazar açısından bü­yük önem taşıyor. Buna ek olarak ileri teknolojinin kullanımından elde edilen verimlilik artışı ve bu sayede kozmetik sektöründeki fiyat artışının fiyatlardaki genel artıştan daha düşük bir oranda seyretmesi, Brezilya'yı bizim sektörü­müz için son derece cazip bir pazar ha­line getiriyor. Nitekim, Euromonitor'dan sağlanan 2008 verilerine göre de, Brezil­ya tüm dünyadaki kozmetik pazarında 3'üncü sırada yer alıyor. Bütün bu veri­lere ek olarak ülkede 55.000 dolayların­da eczane bulunması bizim için belirle­yici bir veri oldu.

Yaptığımız pazar araştırmalarında Bre­zilyalı tüketicilerin BlOXET konseptini ambalajdan fiyatlamaya dek her açıdan beğenmesi de bize cesaret verdi. Şu anda ülkede Bioder markamız satışta ve çok iyi geri dönüşler alıyoruz. Bu yıl içinde Bioxcin'i de bu pazara sunmayı hedefliyoruz. Önümüzdeki dönemde ise ABD, ' İngiltere, Almanya ve Japonya pazarları­na girmeyi planlıyoruz."

Alternatif Pazarlara Girerken
Birçok fırsat sunan alternatif ihracat pa­zarlarına girmek isteyen ihracatçı şirket­lerin bu fırsatları etkin olarak değerlendi­rebilmeleri için planlı ve bilinçli adım at­maları gerekiyor. IIB Koordinatör Başkan Vekili Zekeriya Mete, Türkiye için alterna­tif pazar olarak adlandırılan ülkelerde taşların henüz tam olarak yerine oturma­dığına dikkat çekerek, ihracatçıları dik­katli olmaları konusunda uyarıyor: "Bu pazarlarla ilgili çok net verilere ulaşamıyoruz. Bazı ülkelerde ise bankacılık sistemi tam olarak gelişmiş değil. İhracatta bir takım beklenmeyen durumlar ortaya çıkabiliyor, ilişkiye geçilen müşteriler de her zaman güvenilir olmayabiliyor. Bu nedenle ihracatçı şirketlerin iyi bir araştırma yapmaları çok önemli…” Bu konuda ilgili ülkenin ticaret müşavirliklerinin son derece iyi çalıştığını dile getiren Mete, alternatif pazarlara girmek isteyen şirketlerin ihracatçı birliklerinin düzenledikleri heyetleri takip etmelerinin de fayda sağlayacağını belirtiyor.

TİM Başkanı Mehmet Büyükekşi de alternatif pazarlara yönelmek isteyen ihracatçıların, TİM ve ihracatçı birlikleri tarafından düzenlenen fuarları takip etmelerinin sağlıklı iş ilişkileri geliştirmek adına önem taşıdığına değiniyor. Bu alanda devlet teşviklerinin de bulunduğunu hatırlatan Büyükekşi, şirketlerin dış ticaret heyeti programları ile yeni pazarlara güçlü bir giriş yapabileceklerini belirtiyor.

IIB olarak alternatif pazarlara yönelik birçok çalışma ve planlamaları olduğunu belirten Mete bu çalışmalarla ilgili şu bilgileri veriyor: “İhracatçılarımızı mümkün olduğunca bu ülkelerdeki fuarlara götürmeye çalışıyoruz, heyetler düzenliyoruz. O ülkelerden heyetler getirtiyoruz, Türkiye’deki fuarları ve üretim tesislerini kendilerine gezdiriyoruz. Örneğin Haziran ayında Endonezya’nın başkenti Cakarta’da Türk İhraç Ürünleri Fuarı düzenliyoruz. Endonezya yeni yeni tanımaya başladığımız bir Pazar ve ihracatçılarımız için büyük fırsatlar sunuyor.”

Kaynak: KobiFinans Dergisi 26. Sayı

www.kobifinans.com.tr/dergi

 
 
Bu yazı 5272 kez okundu.
Bu yazı hakkında yorum yapılmamış.
Pazara Giriş Çalışmalarına Yönelik Faydalı Siteler
Hedef Pazar Değerlendirmesi Nasıl Yapılır?
İhracatçı Ürününü Hangi Pazarlara Satabilir?
İhracat Yapılacak Ülkeye Göre İşlemler
İhracatçılar Dış Pazar Bilgilerini ve Pazar Araştırmalarını Nereden Bulabilir ?
İhracatçı, Hedef Pazarda Başarılı Olup Olamayacağını Nasıl Saptar?
Hedef Pazar Belirlerken Nelere Dikkat Etmelisiniz?
Dış Pazar Araştırması Ve Pazar Analizi Nasıl Yapılır?
İhracata Başlamak İçin Pazar Araştırması
İhracat Pazarlarında Adım Adım Pazar Araştırması
Dünya’daki Belli Başlı Ticari Bloklar
Hedef Pazar Seçerken Nelere Dikkat Etmeli?
Dış Pazar Araştırması Ve Pazar Potansiyelinin Ölçülmesi
Hedef Pazar Seçmek İçin Hangi Stratejileri Uygulamalısınız?
İhracata Başlamak İçin Pazar Araştırması Nasıl Yapılır?
İGEME Bünyesinde Oluşturulan Ülke Masaları Hangileridir?
 
Üyelik Girişi
Üye Olmak İstiyorum
ebultenkayit
Aylık KobiFinans E-bülten'e üye olmak için lütfen bilgilerinizi doldurun.
Uzmana Danışın
A.Kerim KALINAĞAÇ
Dış Ticaret Danışmanı
A.Kerim KALINAĞAÇ
İthalat, İhracat, Mevzuat ve Gümrükleme ile ilgili sorularınızı cevaplıyor
kobifinans “En Büyük Hedefimiz Yeni İhracat Pazarları Yaratmak”
Hakan BULGURLU

kobifinans Fuardan Faydalanmak İçin Çok İyi Hazırlanmak Gerek
İsmet GÖKSEL
 
kobifinans Pazar Bulma Analizi Yapan KOBİ
Şefik ERGÖNÜL

kobifinans Yeni Pazarlar Ararken…
Şefik ERGÖNÜL
 
24 Yaşında DEİK Üyesi Oldu
Dış Ekonomik İlişkiler Kurulu(DEİK), Türk ...
 
kobifinans Yakındaki Potansiyel: İran
Kerim KALINAĞAÇ
 
footer-left
Bizi Tanıyın Çözüm Ortakları Güvenlik ve Gizlilik Sıkça Sorulan Sorular Reklam Ödüllerimiz
Ana Sayfam Yap Bize Ulaşın Site Haritası
KobiFinans, bir Finansbank Kobi Bankacılığı hizmeti olup her hakkı Finansbank A.Ş.'ye aittir. © 2010