Türkiye'nin ihracatının büyük bir bölümünün gerçekleştiği Avrupa pazarında geçtiğimiz yıl önemli ölçüde daralma yaşandı. Türkiye'nin en yüksek ihracat rakamlarını sağlayan otomotiv yan sanayi, tekstil ve hazır giyim, demir çelik, çimento gibi sektörler bu gelişme karşısında rotayı yeni pazarlara çevirdi. Aslında pazar çeşitlemesi ve yeni pazarlara açılım Türkiye'nin uzun vadeli planları arasında yer alan bir konu... Başta Dış Ticaret Müsteşarlığı (DTM) olmak üzere, Türkiye İhracatçılar Meclisi (TİM), Türkiye İş Adamları ve Sanayicileri Konfederasyonu (TUSKON) ve ihracatçı birlikleri tarafından birçok koldan yürütülen bu çalışmalar, geçtiğimiz yıl önemli ölçüde hız kazandı. Suriye, Libya, İran, Hindistan, Katar gibi Ortadoğu ülkelerinin yanı sıra Afrika, Latin Amerika ve Çin gibi nispeten coğrafi olarak uzak ülkelerle de ticari temaslar gerçekleştirildi. Bu temasların bir bölümünde işadamlarına devletin zirvesi de eşlik etti. Sonuç olarak, Türk ihracatçıları yeni pazarlarda yeni bağlantılar kurarken, ihracat hacminin Avrupa ülkelerine oranla nispeten daha düşük kaldığı ülkelerden önemli ölçüde değişim sinyalleri gelmeye başladı. Avrupa ekonomileri küçülürken, gelişme ve büyüme gösteren yakın pazarlarla ilişkisini geliştiren Türkiye için bu pazarlara yapılan ihracat adeta reçete oldu. Uzmanlar, alternatif pazarlara yapılan ihracatın, 2009 yılı için psikolojik sınır olarak belirlenen 100 milyar dolarlık ihracat hacmine ulaşmada çok etkili olduğu görüşünde birleşiyor.
İlerleyen dönemde Türkiye’nin ihracatında ön plana çıkacak alternatif pazarları, bu pazarlardaki fırsatları, sektörlerin hedeflerini ve yeni pazarlara adım atarken dikkat edilmesi gereken noktaları araştırdık.
Ortadoğu ve Afrika’nın Yükselişi 2009 yılında alternatif pazarların ihracatçılar için büyük çıkış noktası olduğunu söylemek yanlış olmaz. Rakamlar da bu yaklaşımı doğrular nitelikte… Kısa süre öncesine kadar hedef olarak görülmeyen bazı ülkelere ihracat rekorları kırılıyor. Türkiye İstatistik Kurumu (TÜİK)’in 2009 ihracat verilerine göre, Türkiye’nin toplam ihracatı içinde AB ülkelerinin payı, yüzde 48’den yüzde 46’ya inerken, Afrika ülkelerine olan ihracat yüzde 12,3 artarak 10,2 milyar dolara ulaştı. Afrika ülkelerinin Türkiye’nin ihracatındaki payı da yüzde 6,9’dan 10’a yükseldi. Bu yükselişte kimi ülkeler, diğerlerine göre çok daha fazla öne çıktı. Örneğin, Kuzey Afrika ülkelerine ihracatta yüzde 27,3 artış görülürken, Irak'a ihracat ise yüzde 30,9 oranında artarak, 3,9 milyar dolardan 5 milyar 126 milyon dolara çıktı. Çin' e ihracat da yüzde 11,3 artarak 1,6 milyar dolara erişti. Kimi ülkeler ise rekor kırdı. Mısır'a ihracat yüzde 83,6 artarak 2,6 milyar dolara, Libya'ya yüzde 67,6 artarak 1,8 milyar dolara, Virgin Adaları'na yüzde 137,9 artarak 194 milyon dolara, Türkmenistan'a ise yüzde 42,6 artarak 945 milyon dolara yükseldi.
TİM Başkanı Mehmet Büyükekşi, son bir yıl içinde komşu ülkeler ile Ortadoğu ve Afrika ülkelerine yapılan ihracatta önemli artışlar yaşanmasının, ihracatçının ve ülke ekonomisinin yüzünü güldüren bir gelişme olduğunu belirterek, bu pazarların ön plana çıkmasında söz konusu ülkelere yönelik özel stratejilerin önemli bir payı olduğunu belirtiyor. Yeni hedef pazarlara yönelik çalışmalara devlet tarafından da tam destek verildiğini belirten Büyükekşi, özellikle bu pazarlara yönelik ticari heyeti ziyaretlerinin iş hacmini geliştirmekte çok olumlu etkileri olduğunu söylüyor. Türkiye'nin alternatif pazarlara yönelme stratejisinin, aslında yeni bir hareket olmadığını dile getiren Büyükekşi, şöyle devam ediyor: "Komşu ve çevre ülkelere yönelme stratejisi krizden çok önce uygulamaya konmuştu. Kriz döneminde ise ilişkiler giderek hızlandı. Erken davranmış olmanın meyvelerini bu dönemde topladık. Kriz ortamında gelişmiş ülkelere ihracatımız gerilerken, bu düşüşü alternatif pazarlarla telafi edebildik."
TUSKON Yönetim Kurulu Başkanı Rızanın Meral de birkaç yıl önce Türkiye-Afrika Dış Ticaret Köprüsü projesini hayata geçirdiklerini belirterek, Türkiye'nin bölgeye yaptığı ihracatın hızla arttığını belirtiyor. Geçtiğimiz yıla kadar aleyhimize olan ihracatın ithalatı karşılama oranın tersine döndüğünü belirten Meral, Türkiye'nin belki de tarihinde ilk defa Afrika'ya aldığından fazla mal satabilir hale geldiğini söylüyor. Afrika'nın yatırımlar alanında da fırsatlar barındırdığını ifade eden Meral, geçtiğimiz yıl iç pazarda yaşanan daralmanın ardından Türk sanayicileri, tüccarları, madencileri ve müteahhitlerinin Afrika'da yeni iş imkanları oluşturduğuna dikkat çekiyor. Afrika'nın, üretim için çok önemli bir coğrafya olduğunu, bölgede, yerinde üretmenin ve satmanın birçok konuda avantaj sağladığını kaydeden Meral, üretim için tarımsal ürün, mobilya, madencilik ve tekstil alanında çok büyük imkanlar bulunduğunu, özellikle hammaddenin olduğu alanlarda seçim yapmanın önemli olduğunu söylüyor.
Hedef Latin Amerika Afrika’da elde edilen başarının ardından, yeni hedeflerinin Orta ve Güney Amerika olduğunu ifade eden Meral, konuyla ilgili şu bilgileri veriyor: “Dünyada krizden en az etkilenen coğrafya Güney Amerika. Bu bölge Türkiye’yi tanımıyor, Türkiye’de orayı tanımıyor. Dolayısıyla Latin Amerika, mevcut pazarlara alternatif olmanın ötesinde, tamamen yeni bir iş alnı olarak karşımızda duruyor. Türkiye, Pazar çeşitlemesine girmek zorunda… Eğer biz, geniş coğrafyalara ihracat yaparsak; belli coğrafyalardaki sıkıntılardan çok fazla etkilenmeyiz. Çünkü diğerlerine yaptığımız satışla dengemizi koruruz. Bu nedenle Pazar çeşitlemesine çok önem veriyoruz. Mevcut pazarları Orta ve Güney Amerika ile de artırmak istiyoruz. Türkiye’nin dış ticaretini büyük ve dengeli bir hale getirmek, ihracatta Avrupa ve ABD’ye olan bağımlılığı azaltmak da en büyük hedefimiz.”
Çin Fırsata Dönüyor Birçok ülke için pazarda güçlü rakip ve tehdit olan Çin'e son dönemde yapılan girişimler de ihracat için umut veriyor. Her ne kadar Türkiye aleyhine olan ihracat-ithalat dengesinin kapanması pek mümkün görünmese de, Türkiye'nin bu pazara gerçekleştirdiği ihracattaki artış umut veriyor. TİM Başkanı Büyükekşi, Çin pazarını yakından takip ettiklerini belirterek, dünyanın en büyük ihracatçısı olan Çin 'in aynı zamanda en büyük ithalatı yapan ülkelerden biri olduğunun unutulmaması gerektiğini belirtiyor: "Biz bardağın dolu tarafına odaklanıyor ve bu konuda çalışmalarımızı sürdürüyoruz. Çin'e üst düzeyde ticaret heyetleri ile ziyaretler düzenleyerek bu ülkeye yaptığımız ihracatı artırıyoruz. 2009'da tüm ihracatımız yüzde 23 gerilerken, Çin'e yaptığımız ihracat yüzde 11 arttı. Halen Çin pazarından aldığımız pay çok düşük ancak bunu arttırmaya devam edeceğiz."
Vizeler Kalktı İhracat Arttı Öte yandan, Hükümetin son bir yıldır sürdürdüğü dış politika yaklaşımı da ihracatta bahar rüzgarlarının esmesinde etkili oldu. İhracat yapan şirketler için önemli ölçüde bürokratik uğraşıya neden olan vize işlemleri, devletin üst düzey girişimleri ile Türkiye için alternatif pazar olarak gösterilen birçok ülkede tarih oldu. İlk olarak Ekim 2009'da Türkiye'nin sınır ticaretinin yoğun olduğu ve dış politikada dalgalı bir seyir izleyen Suriye ile sürpriz bir şekilde vizeler karşılıklı olarak kaldırıldı. Aradan geçen dönemde Türkiye'nin Suriye'ye gerçekleştirdiği ihracatta önemli ölçüde artış yaşandı. Suriye'yi Ekim 2009'da Arnavutluk ve Katar, Kasım 2009'da ise Ürdün ve Libya takip etti. Kısa bir süre önce resmen yürürlüğe giren vize muafiyeti sayesinde, özellikle Türkiye için stratejik bir pazar olan Libya'ya olan ihracatta artış yaşanması bekleniyor. 2009'un son ayında Tacikistan ile de vizeler karşılıklı olarak kaldırılırken, 2010 yılında da hükümetin bu alandaki atılımları hız kesmedi. Ocak ayında Türk ihracatçılarına Lübnan'a vizesiz girişin önü açılırken, son olarak Şubat'ta bir Afrika ülkesi olan Tanzanya ile de vizelerin karşılıklı olarak kaldırılmasına yönelik protokol imzalandı.
Pazar Çeşitlemesi Devam Edecek Bütün bu olumlu gelişmelerin de etkisiyle Türk ihracatçılarının yeni pazarlara yelken açtığı ve olumlu sonuçlar elde ettiği bir gerçek. Cumhuriyet'in 100'üncü yılına denk gelen 2023 için koyulan 500 milyar dolarlık ihracat hacmine ulaşmada yeni pazarların önemine değinilirken, uzmanların dikkat çektiği diğer nokta mevcut pazarların kaybedilmemesi... İhracatın çok kaygan ve rekabet yoğun bir zemin olması, çok güçlü ilişkilerin olduğu pazarlarda bile beklenmedik sonuçlar doğurabiliyor. Bu nedenle Türkiye'nin ihracattaki en önemli pazarı olan Avrupa ile ilişkilerini de sıkı tutması gerekiyor. Zira, Yeni pazar açılımları Türk ihracatçısına her ne kadar yeni bir yol açsa da, halen en yüksek hacimli alımlar Avrupa tarafında gerçekleşiyor. Büyükekşi, önümüzdeki dönemde pazar dengesinin nasıl şekilleneceğine ilişkin görüşlerini şöyle açıklıyor: "Gelişmiş ülke pazarları, krizden çıkış sürecinin hızlanmasıyla birlikte canlanmaya başlayacak. Biz de bu ülkelerdeki pazar payımızı arttırmaya devam edeceğiz. Başta AB olmak üzere gelişmiş ülke pazarları bizim için çok önemli. Bu ülkelere önem vermeye devam ederken, kriz sürecinde pazar payı kazandığımız alternatif pazarlarımızı terk etme gibi bir düşüncemiz de yok. Her pazarda büyüme hedefimiz var."
Sektörler Yeni Pazar Arayışını Hızlandırdı Türkiye için öne çıkan yeni pazarlar çoğunlukla kapalı ve gelişmekte olan ekonomilerden oluşuyor. Bu durum, bu pazarları tüm sektörler için cazip kılarken, özellikle bu ülkelerde inşaat yatırımlarının yoğun olduğu düşünülürse taahhüt şirketlerinin Rusya ve Dubai'nin ardından Ortadoğu ve Afrika'yı mercek altına alması bekleniyor. Buna bağlı olarak çimento, demir çelik ye diğer inşaat malzemelerinin alternatif pazarlarda büyümesine kesin gözüyle bakılıyor. Bu pazarlar aynı zamanda elektrik-elektronik, otomotiv, kimyevi ürünler, kozmetik ve hububat bakliyat başta olmak üzere gıda sektörlerini de kapsayan fırsatlar barındırıyor.
Çimento Sektörü Gözünü Afrika’ya Dikti Öte yandan, inşaat yatırımlarının iç piyasada büyük ölçüde durması sonucunda çıkış yolunu alternatif pazarlarda arayan çimento sektörü de, hedefine Afrika ülkelerini aldı. Ocak ayında Gana, Libya, Nijerya gibi ülkelere çimento ihracatı 1 milyon doları aşarken, geçtiğimiz yıl hiç ihracat gerçekleşmeyen Filistin'e ise yalnızca bir ayda 13 milyon dolarlık satış yapıldı. TiM verilerine göre Ocak ayında 79,3 milyon dolar olarak gerçekleşen çimento ihracatında en fazla satış yapılan ülkeler 31 milyon dolar ile Irak ve 15,7 milyon dolarla Suriye oldu. Sektörün Afrika çıkarması da Ocak ayında ilk sonuçlarını vermiş görünüyor. Bu dönemde Libya'ya 6 milyon dolar, Cezayir'e 3,5 milyon dolar ve Nijerya'ya ise 3 milyon dolar çimento ihracatı gerçekleştirilirken, Filistin, çimento ihracatında Türkiye'nin en büyük pazarlarından biri olan Almanya'yı geride bıraktı.
Türkiye Çimento Müstahsilleri Birliği (TÇMB) Başkanı Adnan İğnebekçili, kriz de derin yara alan çimento sektörünü ihracatın ayakta tuttuğunu belirterek, özellikle Afrika pazarında yakalanan başarının sektörün ivme kazanmasına katkı sağlayacağını söylüyor. İğnebekçili, bunun yanında Suriye ve Irak'ta da pazarın büyümesinin sağlandığını ifade ederek, ihracat rakamının da rekor bir seviye olan 16,5 milyon tona çıkarıldığını söylüyor. Sektörün mevcut ve alternatif pazarlarda gelişmeye devam ederek 2010'da toparlanacağını belirten İğnebekçili, 2011'in ise yeniden büyüme yılı olacağını sözlerine ekliyor.
Mısır’a Demir Çelik İhracatı Yüzde 3.330 Arttı Öte yandan, Türkiye'nin son yıllarda yapılan yatırımlarla kapasitesini önemli oranda artırdığı demir-çelikte ise, en önemli pazarlar arasında yer alan Dubai'den gelen olumsuz haberler, alternatif pazarların önemini artırdı. Demir Çelik Üreticileri Derneği (DÇÜD) Genel Sekreteri Veysel Yayan, sektörün özellikle komşu ülkelere ihracatı artırdığını, bu yıl için kötümser bir beklenti içinde olmadıklarını ifade ediyor.
İstanbul Demir Çelik İhracatçıları Birliği'nin ülke geneli ihracat istatistiklerine göre, en büyük ihracat kalemi olan çubuk demir çelik ürününde geçen yıl yaklaşık 9 milyon ton ihracatın yapıldığı sektörde Mısır, 2 milyon 330 bin ton ve 1 milyar 54 milyon dolarla ilk sıraya yerleşti. Önceki yıllarda en fazla ihracatın yapıldığı ülke olan BAE'ye ise yüzde 67 düşüşle 1 milyon 714 bin ton ihracat gerçekleştirilebildi. İhracat pazarlarında 3'üncü sırada yer alan Irak'a ise geçen yıla göre yüzde 91 artışla 734.000 tonluk ürün satışı yapıldı.
Libya da bu üründe geçen yıla göre rekor artışın yaşandığı pazarlar arasında yer aldı. Yıllık ortalama 40-45.000 ton çubuk demir çelik ihracı yapılan ülkeye, 2009'da 625.000 ton satış gerçekleşti. Veysel Yayan, sektör için öngörülerini şu şekilde açıklıyor: "Dubai'ye yapılan ihracat önceki yıllara göre yaklaşık üçte bir seviyesinde geriledi. Birçok şirket bu azalış sonrasında Kuzey Afrika ve diğer pazarlara yöneldi." Sektörün alternatif pazar arayışlarında çok aktif davrandığını, Körfez'de sıkıntı yaşandığında Kuzey Afrika'ya, orada olduğunda komşu ülkelere yönelebildiğini dile getiren Yayan, şöyle devam ediyor: "Son dönemde ırak, Libya, Suriye ve Lübnan pazarlarının kademeli şekilde açıldığını görüyoruz. Komşu ülkeler bizim için çok önemli pazarlar. Sektör Türkiye'nin uyguladığı komşu ülkelere açılım politikasını iyi kullanıyor. Navlun avantajımız nedeniyle diğer ihracatçı ülkelere göre de üstünlüğümüz bulunuyor. Çin, bizim pazarlarımıza nüfuz etmek istiyor ama navlun ve nakliye süresi nedeniyle çok başarılı olamıyor."
Tekstil Avrupa’da Alternatif Arayışında Hazır giyimciler de, alternatif pazar arayışında ilk olarak, kişi başına yıllık geliri 45.000 Euro'ya kadar çıkan İskandinavya ülkelerine yöneldi. İstanbul Hazır Giyim ve Konfeksiyon İhracatçıları Birliği (İHKİB), İskandinav ülkelerine çorap ve iç giyim ihracatını 300 milyon doların üzerine taşıyacak olan 4 yıllık bir proje başlatarak, ilk adımı Danimarka'da attı.
İHKİB Başkanı Hikmet Tanrıverdi Danimarka'nın 5 milyar dolarlık giyim ithalatı yaptığını belirterek, bunun yalnızca yüzde11’nin Türkiye'den karşılandığını, ancak hedeflerinin ilişkileri güçlendirerek bu oranı artırmak olduğunu belirtiyor: "Danimarka'da kişi başına tüketimin yüksek olması nedeniyle ilk adımı çorap ve iç giyimde attık. Burada hazır giyim sektörünün diğer oyuncuları için de fırsatlar görüyoruz. Hedef pazar olarak seçtiğimiz ülkelerin alıcılarını Türkiye'ye davet edip, fabrikalarımızı gezdireceğiz. Yalnızca Danimarkalı değil, İsveçli alım gruplarını Türkiye'ye davet ettik. Bu yıl 50-60 kişilik gruplar halinde gelecek ve fabrikalarımızı gezecekler." Büyüyen perakende şirketlerinin yavaş yavaş İskandinavya pazarında yer alması gerektiğini belirten Tanrıverdi şöyle devam ediyor: "Bu bölgeye markaları taşımayı düşünüyoruz. Türkiye'nin ihtiyacı üretmenin yanı sıra dış pazara satış yapabilmek... Artık pazarın içinde olmamız gerekiyor. Markalı, katına değeri yüksek satışlar yapmamız gerekiyor."
İHKİB olarak Türk şirketlerinin tüm dünya pazarlarında yer alması için çalışmalar yaptıklarına vurgu yapan Tanrıverdi, bu yıl için belirlenen hedef pazarın ABD olduğunu ifade ediyor. ABD'de dağıtım organizasyonlarının önemine dikkat çeken Tanrıverdi, markaları dağıtım organizasyonları ile birlikte çalıştırmayı hedeflediklerini de sözlerine ekliyor. Sektörün ihracat hedefinin 2023 yılı için 100 milyar olarak belirlendiğini hatırlatan Tanrıverdi, önümüzdeki dönemde ülke ve sektör imajını yükseltecek organizasyonlara yöneleceklerini belirtiyor.
Otomotiv Yan Sanayi Avrupa Pazarını Bırakmıyor Türkiye'nin ihracatında lokomotif sektörlerden olan otomotiv yan sanayi, geçtiğimiz yıl bu alanda ağır kayıp verdi. 2009 yılını ana sanayi için 9,6 milyar dolar ve yan sanayi için 4,9 milyar dolar olmak üzere toplam 14,S milyar dolarlık ihracat ile kapatan sektör, iş hacminde yüzde 50'ye yakın düşüş yaşadı. İhracatının yüzde 70'ini AB ülkelerine yapan oto yan sanayiciler, krizin etkisiyle daralan bu pazara alternatif pazar arayışına girişti. İhracatı Geliştirme Etüt Merkezi (İGEME) uzmanlarının raporuna göre Suudi Arabistan, BAE, İran, İsrail, Katar ve Bahreyn 13 milyar dolarlık yan sanayi pazarıyla Türk şirketlere fırsat sunuyor.
İGEME uzmanlarının hazırladığı Ortadoğu Oto Yan Sanayi Fuarı Raporu'na göre; 4 milyar dolarlık oto yan sanayi ithalat hacmi olan Suudi Arabistan'da kadınların araç kullanmasına izin verilmesi ile birlikte pazarın büyümesi bekleniyor. 4,6 milyar dolarlık ekonomiye sahip olan BAE'nin güçsüz yanlarının başında otomotiv üretiminin bulunmaması geliyor. Düşük enerji fiyatları ve gelişmiş altyapı sayesinde araç kullanımının bir hayli fazla olduğu ülkede, inşaat, turizm ve finans sektörleri de otomotive olumlu etki yapıyor. Ayrıca serbest bölge vergi teşvikleri ve yüzde 100 yabancı mülkiyet hakkı sunması, bu pazarın fırsatları arasında gösteriliyor. 2,6 milyar dolarlık oto yan sanayi ithalatı bulunan İran'da ise en büyük fırsatlar, yabancı otomotiv markaları ile İranlı şirketlerin kurduğu ortak girişimler, araç ithalatına limitler dahilinde izin verilmesi ve kaliteli oto yan sanayi ürünlerine karşı artan talep olarak gösteriliyor. SOO milyon dolara yaklaşan oto yan sanayi ithalatı bulunan Katar ise sektörde dışa bağımlılığı, düşük vergi oranları, gelişen ülke ilişkileri ile Türk şirketlerine potansiyel olabilir.
Taşıt Araçları Yan Sanayi Derneği (TAYSAD) Genel Sekreteri Özlem Gülsen, 2010 yılı için iyimser, kötümser ve beklenen olmak üzere 3 farklı senaryo üzerinden ihracat hedeflerini belirlediklerini ifade ederek, en iyimser tabloda AB ülkelerindeki teşviklerin devam edeceğini ve hedef pazarlara yapılan ihracatın artmasını beklediklerini söylüyor. Bu tablonun gerçekleşmesi durumunda sektörün 20 milyar dolar ihracat hacmine ulaşması bekleniyor.
Otomotiv sektörünün artık bölge değiştirerek, Doğuya yöneldiğine dikkat çeken Gülsen, bu durumun Türkiye için bir fırsat olabileceği görüşünde: "Bu noktada Türkiye çok iyi bir potansiyel. Doğuya giderken ilk durak, Doğudan Batıya giderken de en yakın son durağız, bu fırsatı kullanmamız gerekiyor. Ancak yeni ülkelerin de bu arenada boy göstermesi kaçınılmaz. Artık herkes Çin, Hindistan ve Rusya'yı biliyor. Bunların dışında yeni ülkelerle de karşılaşacağız. Bu Türkiye için hem bir tehdit hem bir fırsat.
Sektörün ihracat pazarlarında çok önemli bir değişiklik olmadığını, ancak yakın bölgelerle ihracat hacminde artış yaşandığını belirten Gülsen, şöyle devam ediyor: "Geçtiğimiz yıl ihracat yaptığımız ülkelerin başında Almanya, Fransa, İtalya, İngiltere ilk sıralarda yer aldı. Yan sanayinin ana hedef pazarı Avrupa olduğu için bu pazarlardaki sert düşüşler Türk ihracatçısını önemli ölçüde etkiliyor. Ancak geçtiğimiz 1 yıl içerisinde Irak, Rusya, Mısır, Suudi Arabistan gibi ülkelere olan ihracatımızda da artış olduğu gözlemleniyor. Avrupa pazarındaki mevcut durum korunurken bu pazarlardaki potansiyelin de mutlaka değerlendirilmesi gerekiyor."
Makine ve Aksamları İran Pazarında Hızlı Büyüyor İhracatta yeni hedef pazar açılımı ile toparlanma yaşayan sektörlerden biri de makine ve aksamları sektörü. Türkiye'nin ihracat kalemleri arasında otomotivden sonra 2'nci sırada yer alan sektör, 2010'un ilk aylarında ihracatta aldığı olumlu sonuçlarla açığı kapatıyor. Orta Anadolu Makine ve Aksamları İhracatçıları Birliği (OAİB) verilerine göre, 2009 yılının Ocak ayında sektörün ihracatı bir önceki yılın aynı dönemine oranla yüzde 7,3 artış göstererek 651 milyon dolara ulaştı. Yalnızca 1 ayda ulaşılan bu rakamla sektörün yüzü gülerken, ağırlıklı olarak Avrupa ve ABD pazarına ihracat gerçekleştiren sektörde İran'a yapılan satışlar rekor düzeye ulaştı. Türkiye'nin İran'a olan makine ihracatı bir önceki döneme göre yüzde 123 artış kaydederek, Ocak 2010'da 38,5 milyon dolar oldu.
OAİB Başkanı Adnan Dalgakıran, sektörün yeni hedef pazarının yalnızca Ortadoğu ile sınırlı kalmaması gerektiğini, Türk makine sektörünün çok daha geniş bir coğrafyaya ihracat yapabilecek potansiyeli olduğunu belirterek şunları söylüyor: "Avrupa'nın 5'irıci büyük makine üreticisiyiz. Toplam ihracatın yüzde 50'sirıi Avrupa'ya yapıyoruz. Ancak hedefimiz çok daha büyük üretici olmak. Gelişmekte olan pazarlar, ilerleyen dönemde karşımıza büyük ekonomiler olarak çıkacak. Bu nedenle bu pazarlarda da şimdiden var olmamız gerekiyor. Bu açıdan bakıldığında Ortadoğu ve Kuzey Afrika önemli pazarlar olarak öne çıkıyor." Sektörün önemli oyuncularından Akyapak Makine Yönetim Kurulu Üyesi Orhan Er de sektörün hedef pazarı olan Avrupa'nın ancak 2011-2012 yılarında hareketleneceğini, bu nedenle 2010 için daha çok Güney Amerika ve Arap ülkelerine yönelik ihracat planlarının olduğunu belirtiyor.
Hindistan’a Mobilya İhracatı Yüzde 144 Arttı 170'i aşkın ülkeye ihracat gerçekleştiren Türk mobilya sektörü alternatif pazarların yaratacağı katma değeri ilk hisseden alanlardan biri oldu. 2010 için 2,5 milyar dolar ihracat hedefi koyulan sektörde özelikle Ortadoğu pazarında, Türk tasarımı mobilyalara olan ilgi her geçen gün artıyor. MASKO Mobilya Kenti Yönetim Kurulu Başkanı Hasan Karcı, Türk mobilyacılarının markalaşmaya ve tasarım faaliyetlerinin gelişmesine büyük önem verdiğini belirterek, 120 milyar dolar düzeyinde bulunan dünya mobilya ticaretinde yüzde 1,5 civarında payı bulunan Türk mobilya sektörünün, orta vadede ihracatta İtalya'ya rakip olma potansiyeline sahip olduğunu söylüyor. Dünya mobilya üretiminde ilk 3 ülkeyi sırasıyla ABD, Çin ve İtalya'nın oluşturduğunu ifade eden Karcı, Türk mobilya pazarının büyüklüğünün ise 7 milyar dolar düzeyinde olduğunu belirtiyor. Türkiye'nin mobilya ihracatı hakkında da bilgi veren Karcı, TÜİK verilerine göre geçen yıl yüzde 27 oranındaki artışla 1,8 milyar dolarlık bir büyüklüğe ulaşan sektörün ihracatta son 5 yıldaki toplam artışın ise yüzde 200'e yaklaştığına dikkat çekiyor. Türkiye'nin mobilya ihracatındaki en büyük pazarlarının, Almanya ve ABD 'den sonra komşu ülkelerden oluştuğunu belirten Karcı, 2009'da da özellikle İran, Irak ve diğer Ortadoğu ülkelerinin ihracatta ön plana çıktığına dikkat çekiyor.
Öte yandan, alternatif pazarlara yönelik ticari heyet programlarından geri dönüş alan sektörler arasında mobilya önemli bir yere oturuyor. Geçtiğimiz yıl Dış Ticaret Müsteşarlığı koordinasyonunda, İstanbul İhracatçı Birlikleri Genel Sekreterliği (İİB) organizasyonunda, Dış Ekonomik İlişkiler Kurulu (DEİK) ve Türkiye Mobilya Sanayicileri Derneği'nin (MOSDER) Hindistan'a yaptığı Sektörel Ticaret Heyeti'nin olumlu yansımaları rakamlarla da ortaya çıkıyor. Son bir yıl içinde Türk mobilya sanayicisinin Hindistan'a ihracatı yüzde 144 artış göstererek 3 milyon doların üzerine çıktı. MOSDER'in verilerine göre, 2008'de Hindistan'a 1 milyon 348 bin dolarlık mobilya ihracatı yapılan sektörde yapılırken, bu rakam 2009'da 3 milyon 283 bin dolar seviyesine çıktı. Hindistan'a yapılan ihracatın neredeyse 2 kat artış göstermesi, 1 milyar doları aşan Hindistan mobilya pazarında halen önemli bir potansiyel bulunduğunu gösteriyor. Sektör temsilcileri bu sonucu yeni pazar arayışlarının sürdürülmesinin gerekliliğini ortaya çıkarması açısından son derece dikkat çekici olarak yorumluyor.
Gıda Sektörü Kültürel Bağ Avantajını Kullanıyor Ekonomideki olumsuz dalgalanmalardan en az etkilenen sektör olan tarım ürünleri ve gıdada yakın coğrafyadaki ülkelere yönelik çalışmalar sürdürülüyor. İstanbul İhracatçı Birlikleri (İİB) Koordinatör Başkan Vekili Zekeriya Mete sektörün en çok Irak, Almanya, Rusya, İtalya ve Hollanda'ya ihracat gerçekleştirdiğini ancak son 5 yıl içerisinde Suudi Arabistan, Bulgaristan, Suriye, Endonezya, Mısır, İran, Lübnan, Sudan, Ürdün, Yemen, Vietnam, Filipinler, Angola, Türkmenistan ve Tacikistan'a gıda ürünleri ihracatının önemli oranda artış gösterdiğini belirtiyor: "Bu ülkelerin büyük çoğunluğu komşu ve çevre ülkeler olarak adlandırdığımız ülkeler, pek çoğu ile dini, kültürel ve tarihi bağlarımız var. İhracatınızdaki artışın bu denli fazla olmasını bu ülkelere yönelik politikaların ve stratejilerin meyvesi olarak görüyorum. Avrupa’ya ihracatımız kriz döneminde önemli ölçüde düşerken, bu ülkelere ihracatımız krizden azami oranda etkilendi.”
Kültürel bağlara sahip çıkılması durumda ihracatın katlanan oranlarda artacağına inandıklarım belirten Mete, özellikle İslam ülkelerinde Türkiye'nin önemli bir avantajı olduğunu ifade ederek, şöyle devam ediyor: "İslam dinine göre yenilmesi uygun helal ürünler gıda sektöründe çok önemli. Her ne kadar Türkiye'de resmi olarak bir "Helal Sertifikası" uygulaması mevcut değilse de, bu ülkelere yönelik ihracatımızın artmasında Türk ürünlerinin helal olduğu algısı olumlu etki yaratıyor. Aynı zamanda kültürel altyapımızın yakın olmasından kaynaklanan damak tadı benzerliklerimiz var. Bunun gibi artı değerler, Türk gıda sektörü için çok büyük avantaj sağlayabilir. Yakın çevremizdeki ülkelerle artan ticaret hacmine karşın, ihracatınız potansiyelinin çok altında. Hükümet bu potansiyelin farkında. Onlarla işbirliği geliştirmeye çalışıyor. Türk ihracatçıları da yavaş yavaş bunun farkına varmaya başladı."
Bundan 10 yıl önce komşu ve çevre ülkelere ihracatın çok sınırlı düzeyde olduğunu hamlatan Mete, oluşturulan strateji ve başarılı çalışmalarla bugün bu ülkelerin ihracattan aldığı payın yüzde 30'lara ulaştığına dikkat çekiyor. Gıda sektöründe bu oranın çok daha yüksek seviyelere çıktığını vurgulayan Mete şöyle devam ediyor: "Türkiye tabi ki Avrupa'ya gıda ürünleri satmaya devam edecek. Ancak, bu ürünlerin özelinde Ortadoğu, Türki Cumhuriyetlere, Kuzey Afrika, Güneydoğu Asya ve Balkan ülkelerine ihracatımızın payını daha da artıracağımızı düşünüyoruz. Irak'a un, yağ, yumurta, bisküvi, tavuk eti başta olmak üzere neredeyse her türlü gıda ürününü ihraç ediyoruz. Bunun yanında yaş meyve sebze ihracı da gerçekleştiriyoruz. Tavuk etinde Rusya'nın Türkiye'den ithalatını artırması söz konusu... Ortadoğu ülkelerinde her türlü gıda ürününde potansiyel var, Güneydoğu Asya ve Afrika'da özellikle un konusunda büyük potansiyel görüyoruz."
Suriye ile Sınırların Açılması, Daha Büyük Fırsatlar Yaratacak Bir dönem politik olarak gergin günlerin geçirildiği Suriye, günümüzde Türk iş adamlarının gözde ülkelerinin başında geliyor. Türkiye'nin en uzun sınır komşusu olan ülke, bulunduğu coğrafya nedeniyle, Arap dünyası ve Ortadoğu pazarlarına açılan kapı olarak da görülüyor. Dışa kapalı bir ekonomi olmasının avantajıyla küresel krizden daha az etkilenen ülkelerden biri olan Suriye, Türk şirketleri için birçok alanda fırsat barındırıyor.
Suriye ile ihracatımızda son yıllarda istikrarlı ve hızlı bir artış gözleniyor. Bu durumda 2005'te yürürlüğe giren Serbest Ticaret Anlaşması'nın da önemli bir rolü var. 2006'da 609 milyon dolar olan ihracatımız 2008'de 1,1 milyar dolara yükseldi. 2009'da ise 1,4 milyar doları aştı. Özellikle sınırların açılması ile iki ülke arasındaki ticaretin katlanarak devam etmesine kesin gözüyle bakılıyor.
Suriye, hemen hemen tüm tüketim ürünleri, makine, ekipman ve elektronik ürünlerde ithalatçı konumda bulunuyor. Bunun yanı sıra Filistin, Lübnan ve ırak'tan Suriye'ye yönelik göçler nedeniyle altyapı ve konut sektöründe önemli ölçüde yatırıma ihtiyaç duyuluyor. Hammadde, enerji ve işgücü maliyetlerinin düşük olması ve Türkiye'ye olan yakınlığı ise bu ülkeye yapılacak yatırımlar için çok büyük avantaj olarak gösteriliyor. Önümüzdeki dönemde 0otelcilik, turizm, bankacılık, sigortacılık ve reklamcılık gibi hizmetler sektöründe önemli iş fırsatlarının çıkması bekleniyor. Türk şirketlerine ortak yatırım için önerilen alanlar ise gıda, ambalaj, makine, çimento, GRP boru üretimi, kumaş, madencilik, inşaat malzemeleri, gübre, deterjan, cam, deri, boya, kumaş üretimi ve boyaması, iç giyim, otel işletmeciliği, eğlence merkezleri, enerji projeleri, sağlık turizmi, tuz ve zaytinyağı üretimi ve dağıtımı olarak dile getiriliyor.
Irak Türk Şirketlerinin Yeni Gözdesi Güven ortamının sağlanmasının ardından ekonomik anlamada da canlanmayı yakalayan Irak'ın henüz resmi rakamlar açıklanmamış olsa da 2009 yılında yüzde 7-8 oranında büyüdüğü tahmin ediliyor. Bu durum Irak'ı herkesin gözde pazarlarından biri haline getiriyor. Petrol gelirleri ile zenginleşen Irak pazarı, küresel kriz nedeniyle zor günler yaşayan Türk şirketleri için adeta can simidi oldu. Son 1 yılda başta gıda ve tekstil olmak üzere önemli ölçüde ihracatın gerçekleştiği Irak'ın Türk şirketleri için gelecek dönemde de önemini koruması bekleniyor.
Türkiye'nin 2009 yılı sonunda Irak'a olan ihracatı, yüzde 30,9 artarak 5,1 milyar dolara ulaştı. Böylece Irak, Türkiye'nin en çok ihracat yaptığı 5 ülkeden biri oldu. Ocak ayında gerçekleşen seçimin ardından yeniden yapılanma faaliyetlerine hız veren ülkede buna bağlı olarak iç piyasada da canlılık yaşanıyor. Bu durumun Türkiye'nin ülkeye olan ihracatını olumlu etkilemesi bekleniyor.
Altyapı ve güvenlik sorunları nedeniyle sanayisinin gelişimini henüz tamamlayamamış olan ülke, hemen hemen tüm ihtiyaç maddelerini ithal ediyor. Dolayısıyla bu pazar için tüm sektörlerde ihracat fırsatları bulunuyor.
Türk şirketlerinin Irak'a ihracatının yüzde 60'ını demir-çelik, çimento, makineler, değirmencilik ürünleri, bitkisel yağlar, plastik ve plastikten eşyalar, petrol ürünleri ve mobilya ihracatı oluşturuyor. Bu sektörlerde önümüzdeki dönemde de önemli fırsatlar olması beklenirken, Irak’ta halen hızla devam eden yeniden yapılanma sürecinin, önümüzdeki birkaç yıl daha müteahhitlik sektörü için cazibesini sürdürmesi bekleniyor. Türk müteahhitlik şirketlerinin Irak’ta bugüne kadar yaptığı işlerin toplamı 6 milyar doları aşıyor.
Dün Tehdit, Bugün Fırsat Uzun yıllar hep bir tehdit olarak algılanan Çin, yaklaşık 1 trilyon dolarlık ithalatıyla, aynı zamanda Türk ihracatçılar için birçok fırsat sunuyor. Ülkede orta Sınıfın her geçen gün gelişmesi ve lüks tüketimi tercih eden zengin kesim, tüketim artışını olumlu yönde etkiliyor.
Dünyanın en hızlı büyüyen ekonomisine sahip olan Çin'de büyüme oram, son 4 yıldır aralıksız yüzde 10 seviyesinin üstünde gerçekleşiyor. 2009'un son çeyreğinde de yüzde 10,7 oranında büyüyen Çin ekonomisi, dışa açılına ve piyasa ekonomisine geçiş yönünde de önemli adımlar atıyor.
İthalat rakamının çok uzağında olsa da Türkiye'nin ihracatının sürekli büyüdüğü ve neredeyse yıllık 1,5 milyar doları aştığı Çin'de son yıllarda markalara olan ilgide artış yaşanıyor. Gelir düzeyi yüksek olan tüketiciler başta Şangay ve Pekin olmak üzere Shenzen, Guanzhou ve Tianjin şehirlerinde yaşıyor. Çin' de başarının anahtarı kuşkusuz ülkenin koşullarına, hayat tarzına ve şirket kültürüne ayak uydurabilmekten geçiyor. Çünkü Çinliler kültürel yapılarına son derece bağlı...
Çin'de hemen her alanda önemli fırsatlar bulunuyor. Tarım sektöründe çok büyük bir üretim merkezi olmasına rağmen, yoğun nüfusundan dolayı iç talebi karşılayamayan Çin, bu alanda önemli ölçüde ithalat gerçekleştiriyor. Türkiye'de yetişen meyve ve sebzelerin Çin'de bulunmadığı göz önüne alındığında, bu konuda önemli ihracat fırsatlarının yaratılabileceği düşünülüyor. Aynı şekilde ev tekstili gelecek vaat eden alanlardan biri olarak görülüyor. Her ne kadar bu alanda Türk şirketleri ülkeye ihracat gerçekleştiriyor olsa da potansiyelin çok daha yüksek olduğu belirtiliyor. Zira Çin'de inşaat sektörü son derece hareketli... Şehirlerde 1990 yılında ortalama 3,6 metrekare olan kişi başına düşen oturma alanının, Bu yıl 18 metrekareye çıkması bekleniyor. İnşaat sektöründeki bu canlılık doğal olarak ev tekstiline olan talebi de artırıyor.
Çin'de 200 milyona yakın yüksek gelir grubunda insan yaşadığı ve bunun 75 milyon kadarının ise çok yüksek gelir grubunda olduğu söyleniyor. Bu durum da Türk tekstil ve hazır giyim sektörü için bir fırsat olarak değerlendiriliyor. Şangay Ticaret Ateşeliği'ne göre, 75 milyonluk çok yüksek gelir grubunun dünya markalarından vazgeçmeyeceği varsayılsa bile, geri kalan 125 milyon kişilik pazara odaklanacak ve dünya markalarının tarzını, stilini hatırlatacak kumaş ve dizayn kalitesine yakın, ancak daha uygun fiyatla pazara girecek ürünlerin ve bu ürünleri üreten şirketlerin büyük şansı var.
Çin Pazarı İştah Kabartıyor Yılda ortalama 20.000 ton üretim gerçekleştiren Tariş Zeytin ve Zeytinyağı Birliği, üretiminin yüzde 60'ırıı dünya genelinde 41 ülkeye ihraç ediyor. 2009'dan önce başlıca hedef pazarlar ABD, Kanada, Avustralya ve Japonya başta olmak üzere Uzak Doğu ülkeleri olan Birlik, Çin pazarında yaptığı atılımla dikkat çekiyor. Tariş Zeytin ve Zeytinyağı Tarım Satış Kooperatifleri Birliği Yönetim Kurulu Başkanı Cahit Çetin, bu pazara yönelik stratejilerini ve önümüzdeki döneme ilişkin ihracat hedeflerini şöyle anlatıyor: "Küresel krizle birlikte tüm ülkelerde, özellikle bizim hedef pazarlarımızda ciddi bir daralma yaşandı. Dolayısıyla 2009 yılında temel hedefimizi mevcut pazarlarımızı korumak olarak belirlemiştik. Bu noktada krizden nispeten daha az etkilenen pazarlara da ağırlık verdik. Çin de bunlardan biri... Bu ülkeye 2005 yılından bu yana kendi markamız ile ihracat gerçekleştiriyoruz. Çin özellikle 1,3 milyar nüfusu ve yüzde 7-10 arası değişen büyüme hızı ile en önemli ihracat pazarlarından biri konumunda bulunuyor.
Çin'in zeytinyağı ithalat verilerine baktığımızda 2004 yılından bu yana her yıl yüzde 60 gibi önemli oranlarda bir artış var ve bu yıl 25.000 ton civarında olması bekleniyor. 2012'ye kadar bu rakamın 65.000 tona yükseleceği tahmin ediliyor. Dolayısıyla karşımızda iştah kabartan bir pazar var. Ayrıca bu ülkede zeytinyağı kültürünün yeni yeni oluşması da bizim avantajımıza olan bir durum. Pazarda çok sayıda marka olması, özellikle bir kere girip daha sonra hiç görülmeyen birçok marka olması nedeniyle henüz tüketicilerde oluşmuş bir marka bilinci yok. Dolayısıyla Tariş olarak hedefimiz Çinli tüketicilerde marka bilinci oluşturarak tercih edilir olmak.
Bu pazara girmeden önce birçok şirket ile görüştük. Her yıl giderek artan dağıtım taleplerini almaya devam ediyoruz. Bölge bazında bir ayrım yaptık, ekonominin en gelişmiş olduğu bölgelerde dağıtıma başladık. Pazara cam ve teneke ambalajlarda doğal sızma ve riviera zeytinyağları, özel ürünlerimizden dolgulu, bütün, çekirdeksiz siyah ve yeşil zeytinler ve zeytin ezmeleri ile girdik. Bu ürünler Tariş markası ile Tesco, Wal-Mart, Tops gibi süpermarket zincirlerinde satışa sunuluyor.
Kısa ve orta vadede Uzakdoğu'da ve Avrupa'da birkaç yeni ülkeyi hedef pazar olarak eklemek istiyoruz. Bu konuda görüşmelerimiz sürüyor. Her pazarın kendi iç dinamiklerini göz önünde bulundurarak, pazara dönük ürün üretiyoruz ve yine markamızın konumlandırılmasına yönelik çalışmalar yapıyoruz. Ancak ABD ambalajlı zeytinyağı ihracatında en büyük pazar olma özelliğini hala koruyor. Dolayısıyla ihracatta öncelikli hedeflerimiz arasında, Kuzey Amerika'daki pazar payımızı arttırmak var. Zeytinyağının tüketimi çok düşük seviyelerde kaldığı pazarlarda da önceden yer almak ve marka bilinirliği artırmaya dönük çalışmalarımız da aralıksız sürüyor. Bu yıl da mevcut pazarlarımızı korumanın yanı sıra yeni pazarlara satış yapmaya odaklanacağız. Toplam ihracatımızın yüzde 20'sini yeni pazarlardan elde etmeyi hedefliyoruz.
Yeni pazarlara girerken talebi iyi yönetmek çok önemli... Bunun için ciddi tüketici araştırmaları ile pazarın ihtiyaçlarım belirliyoruz. Ülkenin sosyal ve kültürel yapısı, alım gücü tespitlerinin ardından ürün tercihi belirleniyor. Böylece tüketicilere 'Biz sizi tanıyoruz ve sizin isteklerinizi biliyoruz' mesajını veriyoruz. Bu da Tariş Zeytinyağı'nı diğer markalardan bir adım öne çıkarıyor. Örneğin, Amerikalılar, ürünü tatmadan almıyor. Sonrasında da tattığı o ürünü alırken adıyla istiyor. Uzak Doğu'da, örneğin, Kore'de mutfak alışverişini yalnızca bayanlar yapıyor. Tüketim tercihini de bayanlar belirliyor. Japonya'da sağlıklı ürünler tercih ediliyor. Onlar etikette detaylı bilgi istiyor. Ürünün özellikle insan sağlığına etkileri ile ilgili bilgiyi mutlaka görmek istiyorlar. Dolayısıyla bu tür bilgiler, yeni pazarlarda tutunabilmek için hayati önem taşıyor."
Hindistan’da Orta Sınıf Büyüyor, Tüketim Artıyor Korumacı ekonomik politikaların azalmasıyla birlikte kapılarını dış dünyaya açan Hindistan'da son yıllarda büyük bir değişim yaşanıyor. Dünyaca ünlü markaların Hindistan'a yönelmesi, ülkenin adeta bir şantiyeye dönüşerek altyapısını yenilemesi, hizmet sektöründe çalışan ve iyi gelir elde eden genç nüfusun Banlı yaşam tarzını benimsemesi, Hindistan'ı bambaşka bir ülke haline getirmiş durumda. Üstelik birçok ekonomiste göre Hindistan geleceğin en çok büyüyen ekonomilerinden biri olarak görülüyor. Krizin yoğun hissedildiği 2009'da bile Hindistan ekonomisi, yaklaşık yüzde 7'lik bir büyüme yakalamayı başardı.
Aslında Hindistan'ı da tıpkı Çin gibi değerlendirmek gerekiyor. Yani, Hindistan'ı 1,1 milyar nüfuslu fakir bir ülke olarak değil, gelir düzeyi yüksek 100 milyon tüketicinin yaşadığı bir pazar olarak görmek, başarının ilk anahtarı. Çin'de olduğu gibi Hindistan'da da tüketim hızla artıyor. 15 milyar dolarlık lüks tüketim pazarı, dünyaca ünlü markalar tarafından paylaşılıyor. Her geçen gün daha fazla marka Hindistan'a adım atıyor. Yapılan bir araştırmaya göre, Hintlilerin yüzde 43'ü markalı ürünlere daha fazla para harcayabileceklerini belirtiyor.
DEİK'e göre, Türk şirketlerinin Hindistan'a ihraç edebileceği malların başında, bakliyat ve madenler gibi geleneksel ihraç ürünleri geliyor. Ayrıca şekerleme, zeytin ve diğer sıvı yağlar, gıda işleme makineleri, demir-çelik, eski ve yeni deri işleme makineleri, beyaz eşya, inşaat malzemeleri, otomotiv yan sanayi ürünleri ve müteahhitlik hizmetlerinde de potansiyel olduğu belirtiliyor. Buna karşılık, Hindistan'a gerçekleşen ihracat 411 milyon dolar gibi son derce düşük rakamlarda kalıyor.
Hindistan, aynı zamanda Tayland, Malezya, Singapur, Japonya ve Dubai pazarlarına açılan kapı olarak görülüyor Hindistan'a ürün satan bir şirket, bu pazarlara da rahatlıkla girebiliyor. Bu ülkelerde yoğun bir Hintli nüfusun olması ve coğrafi konum nedeniyle Hindistan üzerinden bu ülkelere geçiş yapılabiliyor olması bu pazarları çekici kılıyor.
Libya, Afrika’nın En Hızlı Büyüyen Pazarı Türkiye'nin müteahhitlik hizmetlerinde birinci sırayı alan Libya ile ilişkiler, bir dönem politik nedenlerle durma noktasına gelse de son yıllarda devletin dış politikasında Libya'ya önem vermeye başlamasıyla birlikte ikili ilişkilerde yeniden bahar havası yaşanıyor.
2009 yılında 67,6 büyümeyle Türkiye'nin ihracatının en fazla artış gösterdiği ülkelerden biri olan Libya, Türk müteahhitlik sektörünün günümüzde en önemli pazarlarından biri olarak gösteriliyor. Bunun yanında yaklaşık 110 milyar dolar olan GSMH Milli Hasıla, 66 milyar dolar ihracat ve 20 milyar dolar ithalat ile Afrika'nın önde gelen ekonomileri arasında yer alan Libya ile ticaretin 5 milyar dolardan 10 milyar dolara çıkarılması için de çalışmalar başlatıldı. Dış Ticaretten Sorumlu Devlet Bakanı Zafer Çağlayan, Libya'nın yatırım için önümüzdeki 5 yılda 100 milyar dolarlık bir portföy ayırdığına işaret ederek; "Libya bunun büyük bir kısmını Türkiye'de yapmak istiyor, biz de ne kadar iyi çalışırsak o kadar bu portföyden pay alırız" diyerek Libya'nın önemini vurguluyor.
Libya ile fırsatlar kuşkusuz yalnızca müteahhitlik hizmetleri ile sınırlı değil. Dış Ticaret Müsteşarlığı'nın Libya raporuna göre, otomotiv ana ve yan sanayi, motorlu taşıtlar ve parçaları, mücevherat ürünleri, mobilya, gıda maddeleri, elektronik ürünler, makine sanayi ürünleri, pompalar, borular, kablolar, bilgi işlem ve optik makineleri gibi alanlarda da ihracat fırsatları bulunuyor.
Katar, Körfez Bölgesinin Yeni Yıldızı Körfez bölgesinin yükselişte olan pazarı Katar, bugün dünyanın en zengin ülkelerinden biri konumunda. Petrol ve doğalgaz yatakları sayesinde hızla zenginleşen Katar, milli gelirini 2011'de 100 milyar dolara çıkarmayı hedefliyor. Yaklaşık 1,5 milyon nüfuslu ülke, doğalgaz bakımından Rusya ve İran'dan sonra dünyanın en büyük üçüncü büyük rezervine sahip.
Katar'da başta inşaat sektörü olmak üzere birçok sektörde önemli fırsatlar bulunuyor. İstikrarlı ve yüksek büyüme oranları, kişi başına düşen milli gelir oranının yüksekliği, tüketicilerin yüksek harcama eğilimi ve stratejik konumu gelecekte de Katar'ı gözde pazarlardan biri haline getirecek.
Türkiye-Katar ticaret ilişkisine bakıldığında ise son yıllarda önemli bir büyüme gözleniyor. 2004'te yalnızca 35 milyon dolar olan ihracat, 2008'de 1 milyar doları aştı. Katar'ın ithalatında önemli kalemlerden biri olan makine ve demir-çelik Türk şirketleri için önemli fırsatlar sağlıyor. Türkiye'deki Doha Ticaret Müşavirliği'nin verdiği bilgiye göre, Katar'da ulaştırmadan enerjiye, inşaattan sağlığa 5 yılda tamamlanması planlanan yatırımların tutarı 150 milyar doları buluyor. Özellikle inşaat alanında önemli fırsatlar bulunurken, Türk şirketlerinin Katar'da yapımını üstlendiği projelerin tutarı, 2009'da 8,5 milyar dolara ulaştı.
İran’da Genç Nüfusun Sunduğu Fırsatlar Çok Taşıdığı büyük işbirliği potansiyeline rağmen, İran ile ekonomik ve ticari ilişkiler son yıllara kadar enerji alanıyla sınırlı kalmış ve yeteri kadar gelişememişti. Ancak 2003'ten bu yana İran ile ticari ilişkiler ve karşılıklı yatırım faaliyetlerinde önemli ölçüde canlanma görülüyor. Türkiye'nin toplam ihracatında yüzde 1,9 paya sahip olan İran'a, 2009 yılında 1 milyar dolar ihracat gerçekleşti.
Uzun süre ithal ikamesine dayanan bir sanayileşme politikası izleyen ve tüm ithalatın devletin kontrolü altında gerçekleştiği İran'da son yıllarda uygulamaya konan dışa açılma politikaları ve Dünya Ticaret Örgütü'ne üye olma hedefi doğrultusunda, ithalatı yasak çok sayıda maddenin ithalatı mümkün hale geldi. Böylece Türk şirketleri için önemli ihracat fırsatları da gelişmiş oldu. Zira coğrafi yakınlığı, kültürel benzerlikler, halkın önemli bir bölümünün Türkçe konuşması, Türkiye'ye büyük bir sempatiyle bakılması ve pazarın hala bakir olması gibi faktörlerin, 72 milyonluk bu ülkeyi gelecekte daha fazla ön plana çıkarması bekleniyor.
Türkiye'nin İran'a ihracatında demir-çelik, tütün ve mamulleri, dokumacılık ürünleri, makineler, otomotiv sanayi ürünleri, mantar ve ağaç mamulleri ile plastikler önemli bir yer tutuyor. Önümüzdeki yıllarda bu sektörlerdeki fırsatların devam etmesinin yanı sıra, genç nüfus ile birlikte artan tüketim talebinin de yeni fırsatlar yaratması bekleniyor.
İnci Holding İran’a Yatırım Yapmayı Planlıyor Türkiye'nin önde gelen akü üreticilerinden İnci Holding, alternatif ihracat pazarları ile krizin etkilerini hafifleten şirketlerden. Toplamda 58 ülkeye ihracat gerçekleştiren şirket, bu yıl Suudi Arabistan, İspanya, İsveç, Bulgaristan, Belarus, Moldova, Sudan ve Kenya gibi ülkeleri de rotasına aldı. İnci Holding Yönetim Kurulu Başkanı Şerife İnci Eren, pazar yelpazesini genişletmenin öncelikli hedeflerinden biri olduğunu söyleyerek, bir tarafta daralma yaşandığında diğer pazarlarda açığı telefi etmenin mümkün olduğunu belirtiyor.
Dış ticaret ekiplerinin ayın 3 haftasını dışarıda fuarlara katılarak, müşterilerle sıcak temas kurarak, bölgesel toplantılar yaparak geçirdiğine değinen Eren, pazarı birebir yerinde görerek aksiyon planlarını gerçekleştirdiklerini ifade ediyor. İran'ın alternatif pazarlar arasında ön plana çıktığına dikkat çeken Eren, bu pazarın oldukça hareketli olduğunu belirterek şu bilgileri veriyor: "İran'da orijinal ekipman fabrikalarına ürün veriyoruz. Zaman içinde burada akü yatırımı yapmamız bile söz konusu olabilir. Uzun zamandır o pazara ihracat yapıyoruz ama son zamanlarda satışlar yoğunlaştı. İran'ın krizden daha az etkilendiğini söyleyebilirim. Bu pazarın yanı sıra Kuzey Afrika ülkeleri de iyi gelişme için de. Bu pazarları ihmal ediyordu!. Önceliğimiz çevre ülkelerle ilişkileri geliştirmekti. Zaten ürün kaliteniz bir noktaya geldikten sonra bütün dünyaya açılabiliyorsunuz. Biz de bunu yapıyoruz."
Afrika Pazarının Kapısı Sudan Afrika'nın en büyük yüzölçümüne sahip ülkesi olan Sudan'da son yıllarda büyük ekonomik gelişmeler yaşanıyor. Bir petrol ülkesi olan Sudan, petrol ihracatıyla son yıllarda hızlı bir ekonomik büyüme yakaladı. Uzmanlar, bir süredir devam eden yüksek büyüme hızının önümüzdeki yıllarda da devam edeceğini tahmin ediyor.
Doğu ve Güney Afrika Ülkeleri Ortak Pazarı (COMESA) üyesi olan Sudan, 33 milyon nüfusuyla Türk şirketleri için cazip bir pazar olarak dikkat çekiyor. Son yıllarda 100'e yakın Türk şirketi, Sudan pazarına yatırım veya ihracat yoluyla adım attı. Hem Afrika hem Arap ülkesi olarak nitelendirilen Sudan'a yapılan ihracat 2003'te 64 milyon dolar iken, 2009'da 245 milyon dolara ulaştı.
Sudan'da özellikle tarım alanında önemli ihracat fırsatları göze çarpıyor. Geniş ve verimli tarım arazilerine sahip olan ülkede, 84 milyon hektar ekilebilir alan bulunuyor. Bu durum Türk tarım alet ve makine üreticileri için çok büyük potansiyel olarak değerlendiriliyor. Bunun yanında ülkenin, sulama kanalları ve barajlarda kullanılan malzemelerle, jeneratör, traktör gibi araçları da ithal etmesi bekleniyor.
Telekomünikasyon altyapısının bir hayli zayıf olduğu Sudan'da Türk şirketleri için altyapı modernizasyonu konusunda da işbirlikleri fırsatlarının da gündeme gelmesi bekleniyor. Müteahhitlik hizmetleri ise işbirliğine en açık alan olarak gösteriliyor. Zira Sudan önümüzdeki 5 yıl içinde 500 kilometre yol, 8 köprü, 4000 kilometre uzunluğunda stabilize yol, sağlık ve eğitim hizmeti verecek birçok bina inşa etmeyi planlıyor.
Brezilyalılar Kozmetiğe Para Harcamayı Seviyor Dermokozmetik alanında geliştirdiği ürünlerle kısa sürede Türkiye'de dikkat çeken B'lOTA, Lübnan ile başladığı yurtdışı açılımına uzak bir hedef pazar olan Brezilya ile devam ediyor. Geçtiğimiz yıl Şili'ye giriş yaparak Latin Amerika pazarına adım atan şirket, kozmetik sektöründe dünyanın 3'üncü büyük pazarına sahip olan Brezilya pazarından son derece umutlu. B'IOTA Laboratuarları Genel Müdürü Cihat Dündar alternatif pazar arayışında neden Brezilya'yı tercih ettiklerini ve bu pazarın dinamiklerini şöyle arılatıyor: "Kozmetik harcamaları Türkiye'de dünya geneline göre çok düşük, dolayısıyla yurtdışına açılmaya hep çok sıcak baktık. İhracata ilk olarak Lübnan'dan başlayarak, Ortadoğu'daki ülkelerle devam ettik. Satışımızı distribütörler aracılığıyla gerçekleştirdik. İlk başta, özellikle Avrupa'da çok zorluk çektik, çünkü Türkiye'den bir dermokozmetik markası çıkacağına inanmıyorlardı. Ancak, ürünlerimizi dünyanın önde gelen bağımsız medikal araştırma kurumlarından olan Almanya'daki Dermatest'te de test ettirerek kalitelerini bir kez daha kanıtladık. Ruhsatlandırma süreçleri uzasa da asla vazgeçmeyerek, bugün ürünlerimizi 33 ülkede satar hale geldik.
2010 öncesinde Suudi Arabistan'dan İspanya'ya, Portekiz'den Polonya'ya kadar çeşitli ülkelerde satışa başladık. En önemli hedefimiz Latin Amerika'ydı, 2009'da Şili'ye girdik. 2010 başında Brezilya ile devam ettik. Brezilya dünya kozmetik sektöründe 3 'üncü büyük ülke. Dolayısıyla da bizim için önemli bir hedef. Brezilya gerek nüfusu gerekse kozmetik harcamaların yüksek olması nedeniyle bizim için öncelikli bir pazar konumunda. Çoğunluğunu gençlerin oluşturduğu dinamik bir nüfusu var ve bu nüfus kozmetik ürünlerine para harcamayı seviyor. Üstelik sayıları da hiç az değil. Temmuz 2009 itibarıyla yaklaşık 190 milyon nüfusa sahip bir ülke olan Brezilya, buradan bakıldığında dünyanın en büyük 5'inci ekonomisi...
Ülkedeki kozmetik pazarı da oldukça yüksek bir büyüme gösteriyor. Son 12 yılda yüzde 10,9'luk büyüme oranına sahip olan pazarda kozmetik ürünleri cirosu 1996'da 4,9 milyar Brezilya Reali'nden 2007'de 19,6 milyar Brezilya Reali'ne yükselmiş durumda. Bu demektir ki Brezilya kozmetik pazarı ülkedeki diğer üretim sektörlerinden ve GSMH'den çok daha yüksek bir büyüme sergiliyor. Zira diğer üretim sektörlerinde ortalama büyüme oranı ve GSMH'deki büyüme oranı da yüzde 2,8 dolaylarındayken kozmetik pazarı yüzde 10,9 civarında bir büyüme gösteriyor. Bu veriler çerçevesinde Brezilya'da önemli bir potansiyel gördük.
Bu pazara girmeden önce hem bize genel bir tablo sunacak araştırmalar hem de ürünlerimiz özelinde pazar araştırmaları yaptık, veri topladık ve karşımıza çarpıcı bir tablo çıktı. Örneğin, kozmetik sektöründeki bu dikkat çekici büyümenin nedenleri araştırdığımızda iş gücü yapısındaki değişimlerin çok önemli bir rol oynadığını gördük. Brezilyalı kadınların iş gücü katılımının artması ve ortalama yaşam süresinin uzamasıyla beraber genç bir görünümü koruma vaadinde bulunan kozmetik ürünlere olan ihtiyacın çoğalması pazar açısından büyük önem taşıyor. Buna ek olarak ileri teknolojinin kullanımından elde edilen verimlilik artışı ve bu sayede kozmetik sektöründeki fiyat artışının fiyatlardaki genel artıştan daha düşük bir oranda seyretmesi, Brezilya'yı bizim sektörümüz için son derece cazip bir pazar haline getiriyor. Nitekim, Euromonitor'dan sağlanan 2008 verilerine göre de, Brezilya tüm dünyadaki kozmetik pazarında 3'üncü sırada yer alıyor. Bütün bu verilere ek olarak ülkede 55.000 dolaylarında eczane bulunması bizim için belirleyici bir veri oldu.
Yaptığımız pazar araştırmalarında Brezilyalı tüketicilerin BlOXET konseptini ambalajdan fiyatlamaya dek her açıdan beğenmesi de bize cesaret verdi. Şu anda ülkede Bioder markamız satışta ve çok iyi geri dönüşler alıyoruz. Bu yıl içinde Bioxcin'i de bu pazara sunmayı hedefliyoruz. Önümüzdeki dönemde ise ABD, ' İngiltere, Almanya ve Japonya pazarlarına girmeyi planlıyoruz."
Alternatif Pazarlara Girerken Birçok fırsat sunan alternatif ihracat pazarlarına girmek isteyen ihracatçı şirketlerin bu fırsatları etkin olarak değerlendirebilmeleri için planlı ve bilinçli adım atmaları gerekiyor. IIB Koordinatör Başkan Vekili Zekeriya Mete, Türkiye için alternatif pazar olarak adlandırılan ülkelerde taşların henüz tam olarak yerine oturmadığına dikkat çekerek, ihracatçıları dikkatli olmaları konusunda uyarıyor: "Bu pazarlarla ilgili çok net verilere ulaşamıyoruz. Bazı ülkelerde ise bankacılık sistemi tam olarak gelişmiş değil. İhracatta bir takım beklenmeyen durumlar ortaya çıkabiliyor, ilişkiye geçilen müşteriler de her zaman güvenilir olmayabiliyor. Bu nedenle ihracatçı şirketlerin iyi bir araştırma yapmaları çok önemli…” Bu konuda ilgili ülkenin ticaret müşavirliklerinin son derece iyi çalıştığını dile getiren Mete, alternatif pazarlara girmek isteyen şirketlerin ihracatçı birliklerinin düzenledikleri heyetleri takip etmelerinin de fayda sağlayacağını belirtiyor.
TİM Başkanı Mehmet Büyükekşi de alternatif pazarlara yönelmek isteyen ihracatçıların, TİM ve ihracatçı birlikleri tarafından düzenlenen fuarları takip etmelerinin sağlıklı iş ilişkileri geliştirmek adına önem taşıdığına değiniyor. Bu alanda devlet teşviklerinin de bulunduğunu hatırlatan Büyükekşi, şirketlerin dış ticaret heyeti programları ile yeni pazarlara güçlü bir giriş yapabileceklerini belirtiyor.
IIB olarak alternatif pazarlara yönelik birçok çalışma ve planlamaları olduğunu belirten Mete bu çalışmalarla ilgili şu bilgileri veriyor: “İhracatçılarımızı mümkün olduğunca bu ülkelerdeki fuarlara götürmeye çalışıyoruz, heyetler düzenliyoruz. O ülkelerden heyetler getirtiyoruz, Türkiye’deki fuarları ve üretim tesislerini kendilerine gezdiriyoruz. Örneğin Haziran ayında Endonezya’nın başkenti Cakarta’da Türk İhraç Ürünleri Fuarı düzenliyoruz. Endonezya yeni yeni tanımaya başladığımız bir Pazar ve ihracatçılarımız için büyük fırsatlar sunuyor.”
Kaynak: KobiFinans Dergisi 26. Sayı
www.kobifinans.com.tr/dergi
|