Türkiye 2004’ü 64 milyar dolarlık ihracata karşılık 95,5 milyar dolar ithalatla kapattı. İhracatımız her yıl hızla artarken ithalatımız da aynı oranda artıyor, dış ticaret açığımız büyüyor. Bu açığın en büyük nedeni ise ihracattan sağladığımız katma değerin, başka bir ifadeyle karın olması gereken seviyenin çok altında kalması. Artık kalite ve düşük fiyat, pazarda varolmak için yetmiyor. Küresel rekabet sınırları ortadan kaldırdı. Düşük fiyat ve maliyet avantajıyla ortaya çıkan yeni oyuncular, dünyanın dört bir yanında pazar paylarını hızla arttırıyorlar.
İşte bu noktada, Türkiye’nin bundan sonra ‘daha fazla katma değer yaratacak ihracata ve ürünlere’ yönelmesi gerekiyor. İşte bir örnek: 1 kilo beton 1 sent, otomobil 100 dolar, uçak 1.000 dolar değer yaratırken, 1 kilo uydu 100.000 dolar değere sahip…
Türkiye İhracatçılar Meclisi (TİM) Başkanı Oğuz Satıcı ile Türkiye’de ihracatın bugününü, geleceğini ve KOBİ’lerin bu gelecekteki rolünü konuştuk…
İhracatımız her yıl artıyor fakat dış ticaret açığımız da büyüyor. Biz ihracattan katma değer sağlıyor muyuz? 2004 yılı dış ticaret rakamları Türkiye’nin hem ithalat, hem de ihracatın rekor seviyelere ulaştığını ortaya koyuyor. Bu rakamlar dış ticaret hacminin GSMH içindeki payının, dolayısıyla Türkiye’nin dışa açıklığının önemli ölçüde arttığını gösteriyor. Ancak gözden kaçırılmaması gereken şey, 2004 yılında Türkiye’nin 100 birimlik sanayi ürünü ihracatı yapabilmesi için gerçekleştirmesi gereken ara mal ve hammadde ithalatının da yüzde 66,5’e yükselmiş olması. Bu oran 2000 yılında yüzde 57,7, 2001 yılında yüzde 58,8, 2002 yılında yüzde 62,6 oranlarına ulaşmış, 2003’de de yüzde 64,4 olarak gerçekleşmişti. İthalat oranındaki bu artış Türkiye’nin giderek daha düşük oranda katma değerli mal ihraç ettiğini gösteriyor. Her zaman söylüyoruz ama tekrar söyleyelim; ‘Kar etmenin ön koşulu çok satmak değildir.’ İhracat sonucu ülkede kalan katma değer giderek azalıyor. Buna yüksek vergileri ve yüksek girdi maliyetlerini de ekleyin, Türkiye’deki enerji maliyetinin diğer dış ülkelere oranla ne kadar pahalı olduğunu göz önünde tutun, ihracatçımızın ne kadar düşük karlarla çalışmak durumunda kaldığını, pazar kaybetmemek için bu düşük karlara da razı olmak zorunda olduğunu düşünün. İhracatçılarımız, dünyadaki rakipleri ile aynı girdi maliyetleri ile rekabet etme şansı bulduklarında, ülkemiz daha çok ihracat geliri elde edecektir. Bu da dış açığımızın kapanmasına yardımcı olacaktır. 2002 yılında gerçekleştirilen 36 milyar dolarlık ihracatımız, 2003 yılında yaklaşık 48 milyar dolar ve 2004’te ise 64 milyar dolara yükseldi. Özellikle 2004 rakamı önceden konulan 55 milyar dolarlık hedefin oldukça üzerine gerçekleşti. 2004 yılı ihracatımız 3 yıl önceki rakamın 2 katından fazla. Geride bıraktığımız 3 yıl içerisinde ihracatımızın çok ciddi bir atak yaptığı rahatlıkla görülebilir. İhracatçımız yüksek girdi maliyetlerinin yanında yüksek istihdam maliyetlerini de üstlenerek üretim yapıyor ve ürettiği bu ürünü dış pazarlara satıyor. TL’nin değerlenmesi ile birlikte özellikle tekstil ve konfeksiyon sektöründe olmak üzere kar marjlarında önemli düşüşler yaşandı, ihracatçımız çok düşük karlara razı olmak zorunda kaldı.
Bütün bu zorlukları bir tarafa koyarsak, daha fazla katma değer yaratan ürün ve hizmetlere yönelmek için nasıl bir yol haritamız olmalı? Tasarım ve markalaşma, katma değer yaratmanın formülü mü? Türkiye’de ihracat yapan sektörleri incelediğimizde, firmalarımızın ürün ve hizmet üretimi standartlarını çok yükseltmiş olduklarını görüyoruz. Birçok sektörde üretilen ürünler gerçekten çok kaliteli. Ancak ihraç edilirken bu mallar çok düşük fiyattan satılıyor. Bunun çeşitli nedenleri var; örneğin Avrupa’da ‘Türk Malı’ imajının yeterince iyi algılanamaması önemli bir unsur. Firmalarımız da ürün sunuştan pazarlamaya kadar birçok katma değer artırıcı unsuru göz ardı ediyor. Dolayısıyla Türkiye’deki üretici-ihracatçıların, tasarım bilinciyle hızlı, yaygın, sürdürülebilir ve verimli bir şekilde buluşmasını sağlamak istiyoruz. Şu anda Türkiye’deki bütün sanayicilerin mutlaka etkileneceklerini düşündüğüm, kritik bir süreçten geçiyoruz. Üretim odaklı olmaktan çıkıp, pazar ve pazarlama odaklı olmaya yönelik bir süreç bu. Ürün ve değer sistemi yukarı çekilirken, farklılaşma zorunlu hale geliyor. Yüksek katma değerli mallar üretmenin temel biçimi piyasaya özgün ve farklı ürünler sunmaktır. Bu da tasarıma ve markalaşmaya öncelik verilerek başarılabilir.
Tasarım ve markalaşma konusunda bir bilinç oluştu mu? Bu konuda ülkemizde son zamanlarda büyük şirketler bir miktar yol aldılar fakat KOBİ’lerimiz hala pek deneyimli değil. Tekstil, metal eşya, dericilik gibi geleneksel sektörlerde ağırlıklı olarak fason faaliyet gösteren işletmelerimiz için, özellikle Çin’in de benzeri üretimleri çok daha düşük maliyetlerle gerçekleştirmesi nedeniyle, tasarım ve marka üzerinde durmaktan başka bir çıkar yolu yok gibi görünüyor.
Türkiye İhracatçılar Meclisi (TİM) olarak siz bu konuda neler yapıyorsunuz? TİM olarak birçok girişimde bulunuyor ve çalışmalar yapıyoruz. Geçtiğimiz yıl, açılışı Devlet Bakanı Kürşad Tüzmen ve Kültür ve Turizm Eski Bakanı Erkan Mumcu tarafından gerçekleştirilen ‘Artı Değer Tasarım Sergisi’ 1 ay süreyle Dış Ticaret Kompleksi’nde açık kaldı. Söz konusu sergi daha sonra Bursa, İzmir, Denizli, Ankara, Kayseri, Gaziantep gibi sanayi kentlerinde izleyicilerle buluşturuldu. Serginin kurgusu ve oluşumunda üniversitelerimizin endüstriyel tasarım bölümlerinin, Endüstri Tasarımcıları Meslek Kuruluşu (ETMK) ve Grafikerler Meslek Kuruluşu (GMK) gibi tasarım örgütlerinin, moda tasarımcılarının, takı ve ayakkabı tasarımcılarının çok büyük katkıları oldu. Bu birliktelikte aslında çok daha farklı bir vizyonun saklı olduğunu belirtmeliyim. Yalnızca Türkiye’nin rekabet dünyasını güçlendirecek bir adım atmakla kalmıyor, tasarım bilincinin yaygınlaşmasına, fark üretmeyi becerebilen bir seferberliğe ihtiyacımız olduğu mesajını da vermeye çalışıyoruz. Yani tasarım gücünün endüstri ile birleşmesinin basit bir değişim olmadığına, kültürel yaşamımızın bir parçası olduğuna işaret etmeye çalışıyoruz. Meclisimizin yürürlüğe koyduğu bir diğer büyük proje de Türk Tasarım Konseyi. Aslında bu batılı ülkelerde çok uzun yıllar önce oluşmuş bir konsept; ama bizde şimdiye kadar kurulmamış. Bu kuruluşun demokratik temellere oturması için çok özen gösteriyoruz. Her aşamasını ilgili tüm taraflarla en demokratik, en katılımcı ortamlarda değerlendirmeye dikkat ediyoruz. Tüm çabamız bu örgütlenmenin en sağlıklı modelle ortaya çıkması. Acele etmiyoruz; ancak mümkün olabilecek en kısa sürede faaliyete geçmesini istiyoruz.
Türkiye’de ihracat yapan firmaların sayısına baktığımızda, yaklaşık 38 bin olduğunu görüyoruz. Neden bu kadar az firma ihracat yapıyor? İhracatçı Birlikleri kayıtlarına baktığımızda, KOBİ’ler de dahil olmak üzere 2003 yılında 34.001, 2004 yılında ise 37.739 firma kendi ismi ile ihracat gerçekleştirdi. İhracat rakamı ile birlikte ihracatçı firma sayısında da yaklaşık yüzde 11’lik bir artış meydana geldi. Ancak ihraç edilmek üzere mal üreten firma sayısı bunun çok daha üzerinde. Bu firmalar sektörel dış ticaret firmaları ile dış ticaret sermaye şirketleri aracılığı ile ihracat yapabildikleri gibi bir başka firma üzerinden de ihracat gerçekleştirebiliyorlar. Türkiye’de faaliyette bulunan KOBİ sayısının 1 milyon civarında olduğu düşünülürse yaklaşık 38.000’lik rakamın ne derecede düşük olduğu daha da iyi anlaşılacaktır. Sayının azlığının nedenlerinin başında ülkemizin dış ticaret deneyiminin oldukça geç bir zamanda, ancak 1980 yılında, ithal ikameci büyüme modeli yerine ihracata dayalı büyüme modelinin uygulamaya konulmasıdır. Dolayısı ile dış ticaret yeterince bilinmemekte, tanınmamakta ve riski yüksek görülmektedir. İhracat Türkiye ekonomisinin en önemli dayanak noktalarından birisidir. Dolayısı ile daha fazla işletmenin, daha fazla katma değer yaratarak ihracat gerçekleştirmesi ülkemizin gelişimine doğrudan katı yapacak, ödemeler dengesini düzeltecek büyüme ve istihdam sorunlarına ciddi anlamda çözüm getirme fırsatı verecektir.
KOBİ’lerin daha fazla ihracat yapması Türkiye için ne anlama geliyor? Önce şunu belirtmek gerekiyor. Kar etmenin ön koşulu çok satmak, ciroyu yüksek tutmak değildir. Önemli olan katma değer oluşturabilmek, istihdama katkı sağlamaktır. KOBİ’lerimiz Türkiye ekonomisi için çok büyük önem taşıyor. Ancak KOBİ’lerimizin zengin potansiyelleri henüz tam anlamıyla değerlendirmiş değiliz. Oysa dış ticarette KOBİ’lerimizin gücünü ve rekabet avantajlarını artırmak, ülke ekonomisi açısından hayati önem taşıyor. KOBİ’lerin ihracat yeteneklerini artırarak, ihracat-ithalat dengesini olumlu yönde etkilememiz, ülkeye kaynak girişini hızlandırmamız gerekmekte. Yeni istihdam ve üretim alanlarının açılmasına yol açılması KOBİ’lerimizin iş süreçlerinin uluslararası standartlarda gelişmesini sağlayacaktır. Bu atılımın makroekonomik istikrar ve sürdürülebilir kalkınma için önemi büyük.
KOBİ’lere kısa/uzun ve orta vadede hangi pazarları, hangi ürün ve hizmetleri tavsiye edersiniz? Pazarda ne tür fırsatlar var? Dış pazarlara daha düşük maliyetlerle, daha kaliteli ürün ile hizmet sunmalarını sağlamamız şart. AB uyumlu yeni örgütlenme ve teşvik modellerini özendirerek KOBİ gücünü artırmak da bu çalışmaların başında geliyor. Dış ticaret alanında KOBİ’lerimizin en önemli sorunlarından biri etkin pazarlama eksikliği. AB, bilgi ekonomisine geçiş hedefiyle konumlanan Lizbon Stratejisi doğrultusunda, KOBİ’ler için yeni yapılanmalar gerçekleştiriyor. Buna göre ihracat potansiyellerinin geliştirilmesi için özel pazarlama örgütlenmelerine öncelik veriliyor ve bu amaçla yeni iletişim, markalaşma, pazarlama ve satış desteği iş modelleri geliştiriliyor. Bu yeni modellere de önemli fonlar ayrılıyor. KOBİ’lerin ihracat potansiyellerinin geliştirilmesinin en önemli boyutlarından birini yenilik ve AR-GE, bir diğerini de pazarlama örgütlenmelerinin uluslararası standartlara çıkarılması oluşturuyor. KOBİ’lerimizin AR-GE yatırımlarını artırmaları çok faydalı olacaktır. Küreselleşme, internetin yaygınlaşması, ulaşım araçlarındaki gelişme dünya pazarlarını daha da yakına getirdi. Hemen her sektörde ve ülkede fırsatlar var. Bunları değerlendirmek, cesur, dikkatli bir şekilde düşünüp hareket ederek, hızlı adım atarak, rekabete açık ve rekabette önde olarak KOBİ’lerimiz çok ciddi şeyler yapabilirler.
İhracat yolunda, birleşmeler/ortaklıklarla yaratılacak sinerjiyi ve gücü hesaba kattığımızda böyle bir alternatifi de tavsiye eder misiniz? Bir işletmenin finansmanı ne kadar güçlüyse, ne kadar sağlamsa hareket kabiliyeti o kadar yüksek olur. Bunun yanında giderlerin azaltılması da çok önemlidir. Daha önce de belirttiğim gibi işletmenin birincil amacı kar üretmektir. Kar üretmek açısından da ihracat çok ciddi fırsatlar sunuyor. Doğru kullanılabildiği, etkin pazarlama yapılabildiği takdirde çok daha büyük bir pazar mevcut. İhracatın artırılarak karın daha yüksek seviyelere çekilebildiği takdirde ortaklıklar, birleşmeler ya da satın almalar faydalı olabilir.
Türkiye ekonomisinin en büyük bölümünü oluşturan KOBİ’ler, neden ihracat konusunda çekimser dersiniz? KOBİ’ler sayı olarak Türkiye’deki şirketlerin yüzde 95’ini, istihdamın yüzde 67’sini karşılamasına karşın, Türkiye ihracatındaki yüzde payı olarak yüzde 8–10 arasında. KOBİ’lerin ihracat potansiyellerinin geliştirilmesinin ihracat-ithalat dengesine yapacağı katkının makroekonomik istikrar ve sürdürülebilir büyüme açısından önemi büyük. Örneğin yapılan hesaplamalara göre KOBİ’lerin ihracattaki payı yüzde 25’e yükseltildiğinde, işsizliğin yüzde 5’lere gerilemesi bekleniyor. Bu işletmelerin pazarlama organizasyonlarının yetersiz kalışı, üretim kapasitelerindeki zayıflık, markalaşma konusundaki eksiklikler, dış rakiplere oranla yüksek girdi oranları ve yüksek vergiler ile kredi temin etmede çektikleri güçlükler yüzünden, ülke ihracatına katkıları sınırlı bir düzeyi aşmakta zorlanıyor. Öte yandan finansman KOBİ’ler için ayrı bir sorun teşkil ediyor.
İhracat KOBİ’ler için mutlak yol mu? Tabii ki ihracat mutlak yoldur demek doğru olmaz. Ancak özellikle enflasyonu kontrol altına alma noktasında tüketim kısılması politikalarının uygulandığı günümüzde ihracat ciddi olarak üzerinde durulması gereken bir alternatiftir. Doğru bir şekilde, dikkatli ve önceden araştırarak dış pazarlara açılmak KOBİ’ler için çok önemli. Ülke ekonomisinin en büyük dayanak noktası haline gelen ihracat ülke ekonomisi açısından hayati öneme sahiptir.
İhracat yapan bir firma, -özellikle kurumsal açıdan düşündüğümüzde- hangi özelliklere sahip olmalı? Dış pazarlarda ne tür özellikler kritik önem taşıyor? İhracat bir satış modelidir, satış faaliyetidir. Dolayısı ile üretim son derece önemlidir. Kaliteli, katma değeri yüksek ürün ortaya konması birinci şarttır. Maliyetin düşük, kalitenin yüksek ve fiyatın ise rekabet edebilir derecede uygun olması gerekir. İhracat yapıldığında, tüm ülke insanının ve ekonomisinin de temsil edildiği unutulmamalı. Sağlam bir finansal ve idari yapısı olan firmanın yine etkin bir tanıtım ve pazarlama birimine ihtiyacı vardır. Firmanın internet başta olmak üzere iletişimin bütün imkânlarını kullanılarak alternatif pazarları araştırması, bu pazarlara uygun ürünün uygun dağıtım kanallarından hedef ülkedeki hedef kitleye ulaştırılabilmesi konusunda bütün engelleri göz önüne alarak ciddi ve planlama süreci geliştirmesi gerekir. Bunun yanında ihracatın prosedürlerine hâkim olunması, bu konuda profesyonellerle çalışılması önem arz ediyor.
Kaynak: KobiFinans Dergisi 6. Sayı
|