Mohsen Noohi, çocukluğundan beri tenis oynuyor. Grand Slam turnuvalarının hiçbirini kaçırmayacak kadar tam bir tenis tutkunu. Haftada iki kere Kemer Country’de korta çıkıyor. Şu sıralar en çok keyif aldığı şey ise çocuklarına tenis öğretmek. Çocuklarının hocadan ders almalarıyla yetinmiyor, haftada bir kendisi de onlarla maç yapıp hatalarını düzeltiyor.
Elektronik sektörü rekabetin en yoğun yaşandığı sektörlerden biri. Yerli yabancı onlarca şirketin yer aldığı pazarın en güçlü oyuncuların başında ise Sony geliyor. 2008’in ilk yedi aylık sonuçlarına göre LCD’de yüzde 20, fotoğraf makinesinde yüzde 23, video kamerada yüzde 71 ve ev sinema sistemlerinde ise yüzde 21 pazar payına sahip. Marka bilinirliğinde ise pazarın birinci şirketi. Üstelik bu sene geçen seneye göre pazardaki düşüşe rağmen yüzde 12’lik bir büyüme de söz konusu. Bu tablo kolay oluşmadı. Evet, Sony birçok insanın aklına ürün alırken ilk gelen marka ama bu başarıda iyi yönetimin de önemli bir payı var. Sony Türkiye’yi altı senedir Mohsen Noohi yönetiyor. Noohi, 2002’de genel müdür koltuğa oturduğunda, satışları düşük, maliyetleri yüksek bir şirket bulmuştu karşısında. Üstelik pazarda etkin bir marka olduğu da söylenemezdi. Satış ağı zayıftı. 20 tane Sony Center mağazası, 300 tane de satış noktası bulunuyordu.
Noohi, koltuğa oturduğunda bu tabloyu değiştirmek için yeni bir yapılanma başlattı ve birçok şeyi silbaştan yeniledi. Örneğin Arçelik’le bir anlaşma gerçekleştirerek Arçelik bayilerinde Sony ürünleri satmaya başladı. Peş peşe yapılan lansmanlar, agresif pazarlama ve satış politikasıyla 2002-2008 yılları arasında yüzde 500’lük bir büyümenin altına imza attı. Hemen her kategoride Sony’yi ilk iki markadan biri haline getirdi.
Bugün 36 şehirde 89 Sony Center mağazası bulunuyor. Satış noktalarının sayısı ise 300’den 1500’e ulaştı. Bu hızlı büyüme sayesinde Türkiye operasyonu 2004’te ve 2005’te Sony Avrupa’daki En İyi Şirket Ödülü’nü kazandı. Bunların dışında "En İyi Baviara Lansmanı" da dahil olmak üzere altı farklı ödülü Türkiye’ye getirdi. Bu başarılar karşısında Türkiye operasyonun Avrupa’daki yeri ise 18’den 10’a yükseldi. İran asıllı Mohsen Noohi, 1979’dan bu yana Sony’de çalışıyor. İş hayatına Sony’nin İngiltere ofisinde başlamış. Ardından uzun bir süre Almanya’da görev almış. 2002’den bu yana da Türkiye’de.
Bu kadar uzun süredir aynı şirkette çalışıyor olmasına karşın heyecanını hiç kaybetmediğini söylüyor. "1979’da işe girdiğimde Sony Walkman’ı lanse etmişti. Şimdi dünyanın en ince bilgisayarlarını, en iyi fotoğraf makinelerini konuşuyoruz. Böylesine canlı ve teknolojinin sürekli geliştiği bir alanda sıkılmak mümkün mü?" diyor Sony günlerini anlatırken...
Noohi, güler yüzlü ve esprili bir yönetici. Hani karşısındakine pozitif enerji verenlerden. Kendisiyle geçen hafta iş çıkışı bir araya geldik. Sürpriz yaparak görüşmeye çocuklarıyla birlikte gelmiş. 11 yaşında bir kızı, 7 yaşında da bir oğlu var. İsimleri Parrmys ve Pedram. İkisinin de üzerine titriyor. Yoğun iş temposundan arta kalan zamanının önemli bir kısmını çocuklarıyla geçiriyor. Bir spor tutkunu olan ve lise yıllarından bu yana düzenli olarak spor yapan Noohi, çocuklarının da sporla içli dışlı olması için yoğun bir gayret gösteriyor. Gerçek bir tenis tutkunu ve Grand Slam turnuvalarının hiçbirini kaçırmayacak kadar da tenisin içinde. Şu sıralar çocuklarına tenis dersi veriyor. Çocuklarının sadece hocadan ders almalarıyla yetinmiyor, haftada bir kendisi de onlarla korta çıkıp hatalarını düzeltiyor.
Sporla iç içe olduğunuzu biliyorum. Ne zamandır bu böyle? Ufak yaşlardan beri spor yapıyorum. İngiltere’de okuduğum dönemde spor yapma fırsatım çok oluyordu. Okulun sağladığı birçok olanak vardı. Okul arkadaşlarımla rugby, masatenisi, kriket ve basketbol oynardık. Boyum kısa olmasına rağmen basketbolu da iyi oynardım mesela.
Hep topla oynanan sporlara merakınız olmuş. Evet, daha çok bu konuda başarılı olduğumu düşünüyorum.
Tenise merakınız nasıl başladı? Yaz aylarında ya kriket ya tenis oynuyorduk. Ben tercihimi daha sonra tenisten yana kullandım. 14 yaşından sonra tenise odaklanmaya başladım. Üniversite yıllarında ise squash merakım başladı.
Birbirlerinden çok farklı teknik gerektiren sporlardır tenis ve squash. Doğru ama ben zorlanmadan bu geçişi sağlayabildim. Hatta squash’ta iyi bir oyuncu da oldum. Okul takımındaydım ve İngiltere’de üniversiteler arası şampiyonada çeyrek finale de kalmıştık. Sonra tekrar tenise döndüm.
Teniste nasıl bir stiliniz var? Kendimi daha çok bir file oyuncusu olarak görüyorum. File önüne gidip rakibi orada karşılamayı severim.
İstanbul’da nerede tenis oynuyorsunuz? Kemer Country’de oynuyorum. Oranın ortamını seviyorum. Aslında ben Kemer Country’de oturmak da istiyorum ama eşim daha şehir merkezinde bir hayattan yana olduğu için Etiler’de oturuyoruz. Fakat eşimi ikna çalışmalarım sürüyor.
Tenisçilerin en büyük derdi partner bulmaktır. Bu konuda sıkıntı çekiyor musunuz? Ara ara oluyor tabii ama şu an yok. Hem iş çevremde hem de Kemer Country’de tenise meraklı arkadaşlar buldum kendime. Fırsat buldukça onlarla oynamaya çalışıyorum. Ara ara çiftli maç da yapıyoruz. Ayrıca çocuklarımla da oynuyorum. Aslında öğretiyorum diyelim. Tenisi gerçekten seviyorlar.
Hangisi daha iyi oynuyor? Açıkçası oğlum kızıma göre daha yetenekli. Tenise daha fazla merakı var. O yüzden onun üzerine biraz daha fazla eğiliyorum.
Ne sıklıkta tenis oynuyorsunuz? Haftada bir kesin oynuyorum. Haftada iki hedefim ama iş yoğunluğundan ötürü her zaman olmuyor. Ama son dönemde cumartesi ve pazar sabahları düzenli olarak oynuyorum.
Tenis izlemek hoşunuza gider mi? Müthiş keyif alırım. Grand Slam’lerin hiçbirini kaçırmıyorum. İngiltere’deyken zaten Wimbledon’ları kaçırmaz, maçlara sık sık giderdim. Tabii Türkiye’de olunca artık Grand Slam’lere gitmek kolay olmuyor. Ama televizyondan bütün önemli maçları takip ediyorum.
Favori oyuncunuz hangisi? Kesinlikle Rafael Nadal. Oyun stilini çok seviyorum. Belki ben de o stilde oynamaya çalıştığım için Nadal’a karşı bu kadar yakınlık duyuyorum.
Türkiye’de epey İranlı var. İlişkiniz nasıl? Görüştüklerim, arkadaş olduklarım var. Ama diğer ülke yabancılarıyla da ilişkilerim var. Hafta sonlarımı genelde Kemer Country’de geçiriyorum. Burada yaşayan yabancılarla güzel dostluklar kurdum.
Noohi’nin Kaleminden İstanbul Mohsen Noohi tam bir İstanbul âşığı. İstanbul gibi bir şehirde ve özellikle kendi kültürüne yakın bir yerde yaşıyor olmaktan çok mutlu. Şehri çok iyi biliyor ve özellikle tarihi yerlerine sık sık gidiyor. Noohi’nin İstanbul’a olan bu düşkünlüğü, geçen aylarda ilginç bir projenin hayata geçmesine de sebep olmuş.
Geçen temmuz ayında Sony, dünyanın her tarafından 1400 çalışanını İstanbul’da yıllık bir toplantı için toplamış. Noohi ev sahibi olarak misafirlere özel bir hediye hazırlamış. Profesyonel bir fotoğrafçıya Sony fotoğraf makinesiyle İstanbul fotoğrafları çektirilmiş. Galata Kulesi’nden Rumelihisarı’na kadar İstanbul’un sembol tüm noktaları fotoğraflanmış. Noohi de bu fotoğrafları kendi penceresinden teker teker yorumlamış. Ardından da bu çalışma 55 sayfalık bir kitapçığa dönüştürülmüş. "Kendi bakış açımla misafirlerime İstanbul’u anlattım ve herkes çok beğendi" diyor Noohi projesini anlatırken.
Manchester Maçlarını Kaçırmıyor Noohi aynı zamanda sıkı bir futbol izleyicisi. Manchester United’ın maçlarını kaçırmıyor. Türk insanının futbola olan düşkünlüğü, Noohi’yi şirketini ve çalışanlarını bir teknik direktör gibi yönetmeye teşvik etmiş. Sony’yi yönetirken takım sporundan aldığı dersleri kullandığını söyleyen Noohi, başarının anahtarını takım olmakta görüyor. Nasıl bir takımın başarılı olması için her mevkide iyi adamlara ihtiyacı varsa bir şirketin de her alanda iyi çalışanlara ihtiyacı olduğuna inanıyor. Birbirinin açıklarını kapatan oyuncuların başarılı olduğunu düşünüyor ve mevkilerin birinde yaşanan sıkıntının tüm şirketi zora sokacağını söylüyor. Noohi ayrıca, iyi bir oyuncunun gerekli olduğu hallerde farklı mevkilerde de görev yapabilmesi gerektiğinde burada sorumluluğun o şirketin yöneticilerinde olduğunu vurguluyor. Gol atanın kahraman olmadığını, başarının ekipçe geldiğini özellikle belirtiyor.
Kaynak: Referans Gazetesi/Emrah Gürkan
www.referansgazetesi.com
|