|
İş aleminde nostaljik arayışlar tamamen bir motivasyona dayanıyor ve yöneticileri rahatlatıyor. Bu sürecin temelinde ise özellikle üst düzey yöneticilere özgü ’yaş dönemi melankolisi’ var. Orta yaşın üstündeki insanların hafızalarında gençlik günlerinin güzel hatıraları saklıdır. Dinlediğimiz eski bir müzik parçası bizi zamanda yolculuğa çıkarır. Anıların müziği ilk duyduğumuz güne taşır bizi. Görüntü hafızamız için de aynı kural geçerlidir. Benliğimizi tutsak eden bir ünlünün görüntüsü bizi gençlik günlerimize geri götürür. Çoğumuz için hatıralar geçmişten gelen sihirli yansımalardır.
Psikolojik olarak modern zamanların gerçekleri teknolojiyle ve yapaylıkla kirlendiği için insanlara fazla bir şey katmıyor artık. Derinliklerde kalan haz ve duygular insanın yaşama sevincini tazeliyor; çoğu zaman anılar birer objeye dönüşerek günlük hayatımıza giriyor.
Hatıraların yer aldığı bu fantezi dünyasında her şey sanki bir ilaç gibi! Günün yorgunluğu ve depresyon hisleri belki de bu şekilde dışarı atılıyor; patronundan yöneticisine herkes yaşama sevincini böylelikle tazeliyor. (Psikolojide "compensation" telafi mekanizması) Örneğin 70’li, 80’li yaşları idrak etmiş bir patron için "Ingrid Bergman" ve "Humphrey Bogart"lı bir "Casablanca" afişi çok şey ifade edebilir. "Münir Nurettin"in orijinal sesinden eski bir plağın CD’ye aktarılmış kopyası da öyle...
Günün ağır yükünden bunalmış bir CEO, hafta sonu evinde dinlenirken "Sean Connery" ya da "Roger Moore"lu "Bond filmleri"nin fantastik dünyası içinde kaybolabilir. "Beatles" dinlemek belki de orta yaşlı yöneticileri motive eden bir şeydir! Zevkler ve renkler meselesine bağlıdır her şey. Kimi "Elvis Presley"le hayat bulur, kimi de Türkçe tangolarla.
Her Yöneticinin Geçmişle İlgili Özlemi Vardır Yaşadığım örnekler geliyor burada aklıma hemen: "Selahattin Pınar"ın şarkılarıyla avunup, sadece "Zeki Müren", "Sabite Tur", "Müzeyyen Senar" ve "Safiye Ayla"nın sesiyle hayat bulan aramızdan ayrılmış çok ünlü bir patronu tanıyorum mesela.
Bu arada 68 Kuşağı’nın yöneticilerinden geçmişe bağlılığıyla öne çıkan çok kişiyle tanışıklığım da var. İçlerinde kendini Fenerbahçe’ye adamış; 40 yıl öncesinin oyuncularını bir çırpıda sayan ünlü bir işadamı hâlâ belleğimde. Hürriyet gazetesinin çok eski nüshalarını çerçeveletip duvarlara asan bu ünlü patronun yorumlarını dün gibi hatırlıyorum. Velhasıl bu konudaki ilginç gözlemlerim saymakla bitecek gibi değil.
Aynı tutkuyla kendilerini yenileyen insanlara dışarıda da rastladım: Fransa’da çok meşhur olmuş bir yiyecek içecek zincirinin oldukça oturaklı yönetim kurulu başkanı öğle tatilinde dinlenirken mutlaka iki üç sayfa "Tintin" (Tenten) okuyordu.
Geçmişe Dönmek Yenilenmeye Katkı Sağlar Kısacası işadamları ileriye doğru düşünüyor; ama hep geçmişi yaşıyor. Aslında kendi kurdukları müze ve sergilerle haşır neşir olmak belki de bu duygunun en önemli tezahürü.
Geçmişle avunmanın psikolojisi üzerinde kafa yoran bir yazar olarak işin esasını doğru anlamaya çalıştım. Bunca örnekten sonra vardığım sonuç şu oldu: İş âleminde nostaljik arayışlar tamamen bir motivasyona dayanıyor ve yöneticileri rahatlatıyor. Bu sürecin temelinde ise özellikle üst düzey yöneticilere özgü "yaş dönemi melankolisi" var. Literatürde "involutional melancholia" olarak anılan psikojenik rahatsızlık tablosu değil burada kastettiğim şey. Daha çok "menopoz", "andropoz" ve "endokrin dengesinin bozulması" gibi fizyolojik değişimlerin yarattığı bir geçiş dönemi bu.
Karamsarlığı yenmenin yolu ise geçmişteki bir objeye bağlanmak ve özlemleri dışa vurumla ifade etmekten geçiyor. Buradan itibaren tüm aksiyonları anlatan bir "müze" ya da "sergi" vücuda getirmek bu dönemi geçenler için çok önemli.
Böylece, geçmişi güncelleştirenler ana tema ne olursa olsun mazinin güzellikleri içinde aslında hep kendilerini seyrediyorlar. Unutmamak gerekir ki, firmaların kurucu patronlar eliyle hayat verdiği müzeler, sergiler ve galeriler kamuoyunun epey ilgisini çekiyor artık. Geçmişte meşhur olmuş bir ürünü ana tema olarak seçmek ve onun üzerine sergiler açıp kitaplar hazırlamak bile çok önemli. (Ne yazık ki bu konuda bazı şirketlerimiz ve kimi patron dostlarımız fazla duyarlı değil. Yakın bir tarihte Türkiye’nin ilk otomobili için ilginç bir kitap yazan gazeteci dostuma ufak bir teşekkür bile edilmeyişi burada dile getirdiğim duygularla biraz çelişki yaratıyor)
Yine de tüm bunlar, yaratıcı bir fikrin nostaljiyle birleşmesi ve geçmişte yaşanan başarıların sunumundan başka bir şey değil. Galiba biraz yüreklenme, biraz da karamsarlığı enerjiye çevirmek var işin içinde.
Geçmişi Yaşatmanın 10 Basit Yolu Her kurumun başarılı olduğu dönem geçmişten birer kesit sunar bize. Arada bir geriye bakmak yalnız o dönemleri yaşayanları değil, bugünün çalışanlarını da etkileyip motive eder. Sosyal yaşamda nasıl bayramlar varsa şirket ve kurumlarda da geçmişin öne çıkan başarıları vardır ve bunlar mutlaka kutlanmalıdır. Bu amaçla yapılan aksiyonlar aslında birer iletişim faaliyeti olarak da büyük önem taşır. Geçmişi bilinçle kurgulamak isteyenler için uzmanların bazı tavsiyeleri şöyle:
*Kurumun geçmişte yaşadığı başarıları mutlaka o günlerin olaylarıyla kurgulayın. Zaman kesitlerini içerikleriyle sunmak çok önemlidir.
*Kurucuları ve büyük hizmeti geçenleri biyografileri ve başarılarıyla bir hikâye üslubu içinde anlatın.
*Kurumun geçmişini sergilerken o dönemlerden kalma bir sembolü ya da öğeyi görsel olarak çalışanlarla paylaşın.
*Yıldönümü partileri ve davetlerinde, kuruluş yılında dünyada meydana gelmiş ilginç ve mutlu bir olayı davetiniz için ana tema yapın.
*Eğer bir müzeniz varsa sunumları mutlaka interaktif hale getirin.
*Geçmişte yaşanan başarıları ticari bir kampanyaya dönüştürüp müşterilerinizi ödüllendirin. Bu yöntem hem sizi motive edecektir hem de çalışanlarınızı.
*Şirketinizle ilgili satış mekânlarınızın ufak bir köşesine "hatıralar dükkânı" (nostalgia shop) açın. Eskiden üretilmiş mamullerinizin küçültülmüş birer örneğini satışa çıkarın ya da armağan edin.
*Önemli tarihlerde şirketinizden canlı bir kesit sunun. (Milli bayramlar ya da sanayi hayatı için önem taşıyan tarihler bu gösteriler için iyi birer vesiledir)
*Müzecilik fikrinden öteye başka buluşlara da yer verin. "Sanayi galerileri", "İK arşivleri", "basın haberleri sergisi", "tarihten sayfalar", "buluşların hikâyeleri" gibi...
*Markalarınızın her biri için birer kitap vücuda getirin. En meraklı girişim serüvenleri daima gerçek markaların doğuşunu anlatan hikâyelerden oluşur.
Kaynak: Referans Gazetesi
www.referans.com.tr
|