Sizce mutluluğunuzu sizin olan 4 saat mi daha fazla etkiler, yoksa işinizdeki 12 saat mi? Gelin çalışan bir insanın 24 saatini ele alalım… İşimize ve diğer aktivitelere günde kaç saat ayırdığımızı hemen hesaplayalım. Sabah 09:00 - 18:00 arası çalıştığımızı varsayalım. Örneğin İstanbul’da yaşıyorsak kahvaltı, traş, saç ve benzeri kişisel bakım işlerimizi tamamlayıp yola çıkmak ve işe ulaşmak için saat 06:00’da kalkmamız gerekiyor.
Akşam eve ulaşmak için de en iyi ihtimalle bir saat daha harcarsınız. Eve ulaştıktan sonra yemek yapmak, yemek yemek, dinlenmek, duş yapmak, çamaşırlarınızı yıkamak, ütülemek ve buna benzer işlerden hangisini yapacağınızı şaşırırsınız ve her gün bir şeyler ertesi güne devreder.
Bir de bütün gün sizi özlemiş ve sizinle vakit geçirmenin hayalini kuran çocuğunuz veya çocuklarınız varsa; küçükse parka, büyükse gezmeye sinemaya götürmek veya evde kaliteli zaman geçirmek istersiniz. Ama bunu yapmak için evdeki rutinlerden birilerini feda etmeniz bile gerekebilir. Evde çıkan ufak tefek tamirat ve bakım işlerini hafta içi yapmanız artık sadece eski Amerikan filmlerindeki çiftçilere özeldir. Bir bakmışsınız ki uyku saatiniz gelmiş ve gün uykuyla beraber bitmiş… Spor yapmak, eğlenmek, arkadaşlarınızı ziyaret etmek, bu rutinin içinde büyük şehirlerde yaşayanların kolaylıkla yapabilecekleri şeyler arasında değil artık. Çünkü günümüzün büyük bir kısmı işe, iş için yapılan hazırlıklara ve işe gitmek için yolda geçirdiğimiz zamana gidiyor. Diğer büyük kısmını da uykuyla geçiriyoruz. Bize kalan zaman gerçekten çok az. Küçük ve orta büyüklükteki birçok şirketin cumartesi de çalıştıklarını ve bunların sayısının ne kadar çok olduğunu, akşam 19:00, 20:00, 21:00’lere kadar süren çalışma saatlerinin bir şaka olmadığını göz önünde bulunduracak olursak bazılarımızın yaşamını “iş” tamamen kaplamış durumda olduğunu daha iyi anlarız.
Yaşamımızın zaman olarak en büyük parçası işimiz ve işimizde ne kadar mutlu olursak mutlak olarak da mutlu bireyler oluruz. Ailemize arkadaşlarımıza kendimize ayırdığımız zamandan daha fazlasını işte geçiyoruz. İş yaşamında mutlu veya mutsuz olmamız tüm hayatımızı etkileyen ana faktörlerden bir tanesi. Yaşam kalitemiz içinde bulunduğumuz iş duruma göre ya artar ya da azalır.
İş dünyasında çalışan mutluğu konusunda yapılan çalışmaların, anketlerin sayısı her geçen gün artıyor. Kurumlar başarıya ulaşmada insan kaynağı faktörünün öneminin daha fazla farkındalar. İş dünyası, işini seven insanların daha verimli, çevresine daha olumlu enerji yayan, işinde başarıyı daha kolay elde edebilen ve çalıştıkları kuruma çok yönlü katkılarda bulunan insanlar oldukları gerçeğinde birleştiği için, insan kaynağına yapılan yatırımların ve çalışan mutluluğu ile ilgili çalışmaların sayısı gün geçtikçe artıyor. Bu amaçla bireysel ve kurumsal ölçekli yapılan birçok çalışma var. Bu çalışmalar insanların beklentilerini, mutluluk ve mutsuzluklarının kaynaklarını yansıtmaktadır.
Yapılan bir araştırmaya (Gallup) göre insanların yüzde 60’ı işlerinden hoşlanmıyor ve standart bir insan ömrünün 100 bin saatini çalışarak harcıyor. (Career Coaching An İnsider’s Guide Marcia Bench) Kendi sitemde yaptığım bir anketin sonuçlarına göre insanların yüzde 70’i işlerinden tatmin olmuyor. Buna benzer birçok anket ve araştırma yapılıyor artık. Çoğunun sonucu bu rakamlarla benzerlik gösteriyor. Bu kadar insan bu kadar zamanı neden sevmediği işlerde mutsuz olarak geçiriyor? Severek çalışacağımız, güçlü yönlerimizi kullanabileceğimiz, potansiyelimizi en üst seviyede ortaya çıkarabileceğimiz işlerde çalışmak mı zor yoksa gerçekten neyi sevdiğimizi ve en iyi neyi yaptığımızı bulmak mı zor?
Evet, birinciyi gerçekleştirmek için ikinciyi bulmak, bilmek lazım. Kendimizi bulup bildikten sonra bizi açıklayan işleri yapmak kolay. Zaten doğal becerilerimizi kullanıyor, ilgimizi çeken konulardaki bilgi ve birikimimizle yapıyorsak işimizi bundan keyiflisi eğlencelisi olmaz. İşte o zaman etrafımıza daha pozitif sinyaller gönderebilir, performansımızı tam olarak kullanır ve yaptığımız işin anlamlılığını sorguladığımızda bizi tatmin edecek sonuçlar alırız. En iyi yaptığımız şey neyse işimizde onu kullandığımızdan ve bu bizim en güçlü yönlerimizden biri olduğundan harikalar yaratmak hiç de zor olmayacaktır.
Eğer iş yaşamında bu zaman kadar mutlu olamamış yüzde 70’in içindeyseniz dış dünyayı suçlamaktan vazgeçin artık… Kendinize soru sormanın zamanının geldiğini sanırım düşünüyorsunuzdur. Mutlu olanlar ne yaptılar, nasıl mutlu oldular? Sadece şanslarımıydı onların mutlu olmasını sağlayan iş yaşamında? Erken yaşta edindikleri farkındalık ve bu yönde yaptıkları bilinçli seçimler miydi? Sezgilerini dinleyip sadece keyif aldıkları zevk aldıkları işlerin peşinden tutkuyla koştukları için mi mutlu oldular yoksa? Belki de bunların hepsinden biraz kullanmak gerekiyor mutlu bir iş yaşamı için.
Mutsuzluk Belirtileri Ertesi gün işe gideceğiniz için gerginseniz, olur olmaz şeylere sinirlenip öfkeleniyor hatta acısını başkalarından çıkarabiliyorsanız, işe giderken ayaklarınız geri geri gidiyorsa, kendinizi tükenmiş hissediyorsanız, işinizde yenilikler yapamıyorsanız, işinize uzun süredir tam odaklamıyorsanız, kariyerinize şu an çalıştığınız sektörde, şirkette ve pozisyonda devam edebileceğinizi düşünemiyorsanız sizin işinizle ilgili sorunlarınız var demektir. Özellikle de uzun zamandır işinizin anlamlılığını sorguluyorsanız bu iş sizi yeteri kadar mutlu etmiyor olabilir.
Çalıştıkları işten tatmin olamayıp bir süre sonra başka işler aramaya başlayan bir sürü çalışan var. Böyle insanların özgeçmişine bakınca anlayabiliyorsunuz bir şeyler aradığını. Her yeni işyerine başka umutlarla başlayıp, mutlu olmak isterler ama bir süre sonra o işyeri de onlar için tükenir aradıklarını bulamazlar. Aslında birçok mutsuz çalışan ne istediğini ne aradığını bildiğini zanneder ama ne aradığını bilmemektir esas mutsuzluk kaynağı. Şimdi siz değerlendirin kendinizi, mutlu mu yoksa mutsuz musunuz? İşe harcadığınız 12 saatlik zaman toplam mutluluğunuzu yukarımı çıkarıyor yoksa aşağı mı çekiyor?
Kaynak: Hürriyet İnsan Kaynakları Gazetesi/ Deniz Ağgül Güler
www.yenibiris.com
|