Doktor Serdar Savaş, Dünya Sağlık Teşkilatı’nda yedi yıl boyunca genetik ve yaşam tarzı ilişkisi üzerine çalıştı. O’na göre bir insanın gen haritasıyla yaşam tarzı uyumlu olmalı. Yoksa kalp hastalıkları, kanser gibi kronik kompleks hastalıklara yakalanma riski yüksek. "Yaşlanmayı geciktirme ve şişmanlığı geriye çevirmek de gen haritasına uygun yaşam biçimleriyle mümkün" diyen Savaş, bu analizi, Türkiye’de yedi yıldır Genar aracılığıyla yapıyor.
Türkiye’de genellikle hastalanmadan doktora gidilmez. Düzenli aralıklarla sağlık kontrolü ise çok değil birkaç yıldır yüksek sosyoekonomik düzeyde yapılır oldu. Oysa dünyada bırakın düzenli kontrolü, artık sağlıklı yaşam için başka frekanslara geçiliyor. Örneğin insanlar genetik olarak hangi hastalıklara yatkın olduklarını ve bu hastalıklara yakalanmamak için doğru yaşam ve beslenme şekillerinin neler olduğunu öğrenmek istiyorlar.
Bu konuda Türkiye’de de yavaş yavaş bir bilinç oluşmaya başlamış. Moleküler genetik ile yaşam tarzının hastalıkların oluşmasındaki ilişkisini inceleyen Türkiye’deki ilk, dünyada ise birkaç merkezden biri olma özelliğini taşıyan Genar’a bunun için başvuran kişi sayısı gün geçtikçe artıyor. Bu konuyu Sağlık Bakanlığı eski müsteşarlarından ve Genar Toplum Sağlığı Genom Bilim Merkezi’nin kurucu ve yöneticisi Doktor Serdar Savaş ile konuştuk.
Genar Toplum Sağlığı Genom Bilim Merkezi ne zaman ve hangi amaçla kuruldu? 2001 yılında Hacettepe Üniversitesi Teknokent’inde kuruldu Genar. 1993 yılından 2000’e kadar Dünya Sağlık Teşkilatı’nda ürettiğim genetik ve yaşam tarzı ilişkisinden hareketle kalp hastalıkları, kanser gibi kronik kompleks hastalıkları önleme, yaşlanmayı geciktirme ve şişmanlığı geriye çevirme konusunda çalışma yapmak üzere bu enstitüyü kurdum.
Türkiye’de hastalanmadan doktora pek gidilmez. Düzenli sağlık kontrolünü bile yaptıran insan sayısı sınırlıyken, sizin bu hizmetinizden yararlanan kişi sayısı çok olmasa gerek? Şu anda daha çok iş, siyaset sanat ve akademi dünyasından başvuru alıyoruz. Yedi yılda 500 kişiye bu anlamda hizmet verdik. Ama önümüzdeki yıllarda bu konunun önemi daha net anlaşılınca bu sayının her yıl katlanarak artmasını bekliyoruz.
Size gelen kişilere verdiğiniz hizmetten bahseder misiniz? Danışanımızı, ki bizden hizmet almak için başvuran kişileri böyle isimlendiriyoruz, 10 saatlik bir açlık ertesinde çağırıyoruz. Bunun ardından kişiden kan alıyoruz. Ardından bir uzmanımız danışanımızla beraber iki saat süren bir anket, kişisel ve tıbbi değerlendirme formu dolduruyor.
Beslenme alışkanlıkları, egzersiz, öz geçmiş, cinsel hayat, sigara içme, duygusal durumu değerlendiren çok detaylı bir sorgulamadan geçiyor birey. Beslenme alışkanlığı konuşulurken çok kapsamlı porsiyonlandırılmış ve kimyasal analizleri yapılmış besin haritalarından yararlanarak, danışan yanıtlar veriyor. Yani ’ayran içerim’ dediğinde ne kadar içtiğini ölçeklerle söylüyor. Alınan kanlar ve bu soru formu Ankara’ daki laboratuarımıza gidiyor. Kan analizleri yapılıyor. Nutri genetik merkezinde soru formu değerlendiriliyor. Her ikisinde çıkan sonuçlar, kişiye özel tıp merkezimizde rapor haline getiriliyor.
Kişi bu raporu eline aldığında neler öğreniyor? Raporu danışanımızla beraber üç saati bulan bir süreçte yorumluyoruz. Oldukça detaylı sonuçlar içeriyor. Bireyin genlerinin kalp damar hastalıkları, obezite, diyabet, kanser, kemik erimesi gibi hastalıklara yakalanma risklerini ortaya koyuyoruz. Sonra o kişinin beslenme ve yaşam tarzıyla ilgili bir değişim yapmazsa bu hastalıklara yakalanma yüzdelerini ve bizim onun için uyguladığımız yaşam biçimine geçerse riskleri ne kadar düşüreceğini, net olarak raporda gösteriyoruz. Raporda tüm alışkanlıklar ve değiştirmesi gerekenler ayrıntılarıyla yer alıyor.
Bazı hastalıkların genetik olduğu biliniyor. Genelde ’dedemde de kalp vardı, babamda da. Muhtemelen bende de olacak sözünü çok sık duyarız. Bu değişimle genetik yapının getirdiği hastalıkları önleyebileceğimizi söylüyorsunuz yani? Kesinlikle evet. Düşünün iki kişi var. Birinin genetik yapısı akciğer kanseri olmaya yatkın, diğerinin yatkınlığı ise çok düşük. Akciğer kanseri riski düşük olan kişi sigara içiyor ama diğeri içmiyor. Akciğer kanserine yakalanma riski yüksek olan, genetik yapısı bu hastalığa yatkın olan kişi olur. Ama bu kişi yaşam tarzı ve beslenme alışkanlıklarına buna yönelik düzenlerse, bu hastalığa yakalanma riskini düşürebilir.
Basında birçok doktor beslenme, egzersiz ve vitamin kullanımıyla ilgili farklı reçeteler veriyor. Bunun uygulanması hastalık riskini düşürür mü? Bu söylediğiniz şeylerin genellemesi olmaz. Kişiye özel planlanması gerekir. Mesela şu kadar folik asit kullanın deniyor. Ama kişinin MTHFR geninde yatkınlık varsa o düzeyde folik asit kullanımı, kişinin kalp krizine yatkınlığını artırabilir. GSTM1 geninizde problem varsa brokoli sizin için uygun bir sebze ama MNSO geninizde problem varsa domates sizin beslenmenizde önemli sebze haline gelebiliyor. "Egzersiz yapın" deniyor. Onun da kişiye özel olması gerekiyor. Kalp hastalıkları riski bulunan bir kişiyle, kemik erimesi riski bulunan bir kişinin aynı egzersizleri yapmaması gerekiyor.
Peki ya ilaç ve vitamin kullanımı? Kişiye özel olmayan vitamin kullanımı da tehlikeli. Örneği A vitamini çok alınan bir vitamin. Antioksidan olarak kullanıyorlar. Ama kişide genetik özellik varsa ve çok sigara içiyorsa, bu akciğer kanseri olma riskini artırıyor. B vitaminleri belirli bir genetik yapıda az alınıyorsa kalp krizi riskini artırıyor, başka genetik yapı özelliği varsa ve çok alıyorsa bağırsak kanseri riski artabiliyor. Artık ilaç endüstrisi bile kişiye özel ilaç kullanımı konusunda araştırmalar yapıyor.
Bu analizi yaptırmak isteyen kişilere bunun maliyeti nedir? Fiyatlarımız 1.500 YTL ile 5.000 YTL arasında değişiyor.
Kaynak: Ekonomist Dergisi / Fatoş Boşkuş
www.ekonomist.com.tr
|