KobiFinans Türkiye' nin en büyük kobi portalı
Anasayfa Site Haritası English
 
   22 Kasım 2008, Cumartesi
DERGİMİZ FORUM ÜYE SORGULAMA İLAN PANOSU
Pazarlama
Satış
Yönetim
Vergi ve Muhasebe
e-Ticaret
KOBİ Destekleri
Kişisel Gelişim
Dış Ticaret
Yeni Girişim
Marka
Finansman
Ofis Teknolojileri
Kalite
İnsan Kaynakları
Bayilik ve Franchising
İş Gezisi Rehberi
İş Yaşamı
Risk Yönetimi
İnovasyon

En Çok Okunanlar

Kitap Tanıtım
Girişimcinin Silahı : İş Planı

Paul BARROW

Ekonominin Dinomosu Küçük Ve Orta Büyüklükte İşletmeler Rehberi

Ercan ALPTÜRK

"Şanslı Bir Kadın Olduğumu Düşünüyorum"
Nurten ÖZTÜRK
Opet Yönetim Kurulu Üyesi

Gecekondudan hallice müstakil evlerin kurulu olduğu sokağın başında onu gördüğüm her akşamüstü benim için sancılı geçerdi. Bana yaklaşırken ona karşı duyduğum korku, sevgi, hayranlık karışımı bir his kaplardı içimi. Bakışları her şeyi anlatmaya yeterdi, onun kelimelere pek de ihtiyacı yoktu. Öğretmen dedemin, annemle arasındaki ‘uzak’ sevgi, benim çocukluğuma da böyle yansımıştı. Opet Yönetim Kurulu Üyesi Nurten Öztürk’le konuşurken söz babasından açılınca onun da, annem ve benim gibi, yaşlandıkça kaybolan bu uzaklığı tanıdığını anladım. Bir de sanırım üçümüzün de onları bir gün çok özlemekten korktuğunu... Öztürk belki de bu yüzden son çıkaracağı şiir kitabında bir yerde şöyle diyordu: “Zoru başarmaktır kalmak, kalış bir anlam ifade edecekse...”

Babanız Cezmi Bilgin’in sizin hayatınızdaki etkisi nedir?
Çok fazla. Cezmi Bilgin’in kızı olmak her zaman beni mutlu etti ama onun kızı olmak aynı zamanda zordu. Bir öğretmen kızı olmak, ister istemez çevreye örnek olmaya itti. Babam çok disiplinliydi. Ona ilk kez çocuğum olduktan sonra sarılabildim. Çok saygı duyuyor, seviyor ama duygularımı ortaya çok fazla dökemiyordum. Tabii yaş ilerledikçe siz büyüyorsunuz, büyükler çocuk olmaya başlıyor. Babam rahatsız son dönemde... Sevdiğim bir insanın böyle olması üzüyor, çok hüzün veriyor. Keşke insanlar hep güçlü kalabilse, diyorum.

Siz de öğretmenliği seçtiniz...
Öğretmen kızıyım, sınıflarda büyüdüm bir anlamda. Hep ‘ülkemi kalkındıracağım, öğretmen olacağım, Doğu’ya gideceğim’ diye düşünürdüm. Öğretmenlikten başka bir meslek düşünmedim.

12 Eylül 1980’den sonra uzak köylere tayin edilmiş ve eşinizle (Fikret Öztürk) ayrı düşmüşsünüz... Eşiniz, “Dönemin koşulları hayatımızı zorlaştırdı. Öğretmenliği bırakmaya mecbur kaldık” diyor. O dönem neler yaşadınız?
Biz öğretmenlik döneminde çok mutlu çalıştık. İdealist öğretmenlerdik. Kırgınlık hissediyorsunuz, ‘Bu kadar yıl çalıştınız, ödülü bu mu olmalıydı?’ diye düşünüyorsunuz. Gerçeği söylemek gerekirse siyasetle ilgimiz de yoktu, belki yeni gelen bir döneme çok fazla ayak uyduramıyoruz diye bunu yaşadık.  Bizi farklı yerlere verdikleri dönem, eşim ayrılarak benim yanıma geldi. O dönem de ticarete bulaştı.

Sonra OPET’i eşinizle birlikte kurdunuz... Neden ‘iş hayatı’ dediniz?
Öğretmenlik yaparken üçüncü çocuğuma hamile kalınca ücretsiz izne ayrıldım. İki yıl zevkle çocuğumu yetiştirdim ama çalışma hayatına alışmış bir insanın ev kadını olması çok zor. Kendimi her şeyden soyutlanmış, işe yaramaz, üretkenlik özelliğini yitirmiş biri olarak hissetmeye başladım ve bir an önce çalışmak istedim. Eşim de “Çalışmak istiyorsan gel beraber çalışalım, bana destek ol” dedi. Böylece birlikte çalışmaya başladık.

İş dünyası iki öğretmeni korkutmamış mıydı peki?
Her şeyimizi kendi imkânlarımız içinde, birlikte yapmaya o kadar alışmıştık ki, onun ticareti denediği dönemlerde aslında yalnızlık da hissettim. O nedenle birlikte çalışmak bana ters gelmedi. O ticareti sevip alışınca, öğretmenlikte olduğu gibi bu alanda da birbirimize destek olabiliriz, diye düşündüm. Ama çok zorlandım, hiç bilmediğim bir daldı. Yavaş yavaş her şeyi öğrendim, bir bulmaca çözüyor gibiydim, hoşuma gitti. Her kademede çalıştım, temizlik de dahildir buna...

Eşiniz sizin için “Kasanın anahtarı ondaydı, o yüzden böyle sağlam gittik” diyor. Gerçekten öyle miydi?
Kazandığınız para 100 lira ama harcadığınız para yüz bir lira ise içerdesiniz demektir; 99’u aşmamanız gerekir. Öğretmen çocuğu olduğum için evde hep bütçe yapılır ve bu denge kurulurdu. Öğrencilik yıllarımda da aileden gelen parayı biriktirirdim. Evlenince de sürdü, iş hayatında da devam etti bu. Evet, biraz sağlamcı gittik.

Siz daha çok sosyal sorumluluk projeleriyle gündeme geliyorsunuz. Acaba bu alanı seçip, Opet’e de böyle bir vizyon kazandırmış olmanızda öğretmen kimliğinizin payı ne kadar?
Ben hep öğretmen ruhlu kaldım. Yaptığım işin çok zor olduğunu biliyorum. Oturduğunuz yerden de bir şeyler yapabilirsiniz, yani verirsiniz parayı birileri sizin adınıza yapar ama ben bunu tercih etmedim; hep ekiplerimin başında gittim, insanlarla beraber olmayı tercih ettim. Gittiğimiz bölgelerdeki insan profilini tanıyor ve onların sorunlarını, neler beklediğini biliyordum. Öğretmen olmamın da çok çok yararını gördüm; o insanlarla birbirimizi daha kolay anladık, projelerimizin başarılı olmasını sağladı.

“Bir insanın hayatı boyunca edindiği deneyimleri dünyada kalıcı bir şekilde bırakması önemli benim için” diyorsunuz. Bu bakış açısının da etkisi var sanırım... Her birimiz bir birikimin ürünüyüz. Biz bu birikimi, öğrendiklerimizi, bize harcanan emeği geri vermezsek bizim için bir şeyler yapanlara haksızlık etmiş oluruz. Bir şeyler ürütebilir durumdaysak, bu ürettiklerimizi ülkemiz için kullanmıyorsak yine haksızlıktır. Kimse mezara bir şey götürmüyor...

Bırakabildiğinize inanıyor musunuz peki?
Geriye dönüp bakıyorum -elbette hiçbir şey kolay olmuyor, çok zor günlerimiz oldu, çok çalıştık, çabaladık geldiğimiz yer boşa geçmiş bir hayat değil. Yaptıklarımıza bakıyorum; evet öğretmenliği bıraktık ama bir sürü okul yaptırdık, kültür merkezleri, müzeler kurduk, örnek köy uygulamamız var, ağaçlar dikiyoruz... Bir şeyleri değiştirmek, bir değişim yaratmak ve bunun sonuçlarını görmek elbette mutlu ediyor ama derseniz ki: İstediğiniz yere geldiniz mi, yeter diyebiliyor musunuz? İnanın çok yoruldum, aynı şeyleri yeniden yapabilir miyim? Belki o kadar gücüm yetmeyebilir ama yine de boş durmak istemem. İnsan durduğu an biter. Tam istediğim yere gelemedim, yapacak daha çok şey var.

Temiz Tuvalet kampanyası, Yeşil Yol Projesi, Örnek Köy, Tarihe Saygı... Yeni bir proje hazırlıyor musunuz?
Projelerimiz çok uzun süreli, kısa sürede sonuç almanız zor. Bir ağacın dalları gibi düşünün, filizleniyor ve dallanıyor; her bir proje böyle. Bu dört proje ana projelerimiz ama bunları yan kollarla zenginleştiriyoruz.

“Yenilikçiyim, derleyiciyim, dağınıklığı sevmem, detaycıyım ama detayların içinde boğulmam” diyorsunuz. Nasıl bir yöneticisiniz?
İşyerine girdiğim andan itibaren pozitif enerji vermek adına güler yüzlü olmayı yeğliyorum. Tabii ki kızdığım durumlar oluyor ama bunu çok fazla yansıtmak istemem. Bugüne kadar hiçbir işi yarım bırakmadım, biraz inatla tuttuğum işi götürüyorum. Ekip çok önemli, işbölümünü kurmaya çalışırım. “Başarı da ortak kazanılır. Başkalarının başarıya ulaşması için çalışmazsanız başarılı olamazsınız” derim hep. Ama sorumluluk size verilmişse, o işi hesap verebilecek duruma getirmeniz gerekir.

“Bir zamanlar da öğretmendi zaten” dedirtecek bir şeyler yapıyor musunuz?
Hep, hep yapıyorum. Eskiden daha çoktu, nereye gidersem gideyim “Siz öğretmen misiniz?” diye sorarlardı. Ruhumda öğretmenlik var, eşimin de öyle. Öğretmenlikten kopamadık...

Eleştirdiğiniz yönleriniz var mı? Bunu şunun için soruyorum, “Tuttuğu işi bitirmeden uyuyamayan ve kendini biraz fazla yıpratan biriyim” demişsiniz...
Üzerime fazla iş alıyorum. Sağlığımdan taviz verdiğim zamanlar oluyor. Çocuklarım için düşünürsek, bazen fazla müdahaleci oluyorum. Zaman zaman çok karıştığımı söyleseler de böyle yapmamaya özen gösteriyorum.

“Tuttuğumu bırakmam, eşim de buna dahil” demişsiniz bir konuşmanızda. Eşiniz de sizin için “Hayattaki en büyük destekçim” diyor. İş dünyasında bugün geldiğiniz konumda aranızdaki bu iletişimin ne kadar payı var?
Çok büyük... Arkadaş olduğumuz andan itibaren her şeyi birlikte yaptık biz. Öğrenciyken iki ayrı bardak almazdık da suyu tek bardaktan içerdik. Çok şükür hiç dargın bir gece geçirmedik. Onun sinirlendiği, benim sinirlendiğim zamanlar olur tabii... İlişkilerde esneklik sınırı çok zorlanmamalı. Birbirimizle didişsek de, sürtüşsek de o sınır bellidir, onu aşmayız.

Türkiye’nin en güçlü kadınları arasında gösterilmişsiniz çeşitli araştırmalarda. Kendinizi böyle görüyor musunuz?
Şanslı bir kadın olduğumu düşünüyorum. Herkesin zaafları, güçsüz olduğu anlar var ama önemli olan artı, eksi durumu. Ben artılarımın daha çok olduğunu düşünüyorum. Aslında çok zor bir soru. “Ben güçlüyüm” diyebilmeyi isterim ama... Çok mücadeleciyim, kolay pes etmem, kafama koyduğumu mutlaka yaparım. Eşim “Hep karşı çıkan ben oluyorum ama sonuçta senin dediğin oluyor” der. Sabırlı olmak, çalışmak, bildiğin doğrulardan çok fazla ödün vermemek güç ise evet, o zaman güçlüyüm.

“Şiir yazarken, fotoğraf çekerken kendimi çok özgür hissederim” diyorsunuz...
Daha önce iki şiir kitabı hazırladım, dostlarıma dağıttım. Şimdi iki tane daha hazırlıyorum. Ama deliler gibi fotoğraf çekiyorum. Fotoğraf daha iyi görmemi sağlıyor, yaşadığımı hissediyorum. 10 senedir şirketin takvimi benim fotoğraflarımla hazırlanır. Bir yıl içinde fotoğraf kitabı da çıkartmayı planlıyorum, sergi de olacak. İki sergi açtım zaten daha önce çeşitli vakıfların yararına, bu kez de öyle planlıyorum.

Kaynak: Milliyet İnsan Kaynakları Gazetesi

www.insankaynaklari.com

 

 
 
Bu yazı 204 kez okundu.
Bu yazı hakkında yorum yapılmamış.

 
  Üyelik Girişi
BİZİ TANIYIN  | ÇÖZÜM ORTAKLARI  | SIKÇA SORULAN SORULAR  | GÜVENLİK GİZLİLİK  | REKLAM  | KobiFinans RSS
KobiFinans'ı Öner Sık Kullanılanlara Ekle Ana Sayfam Yap Bize Ulaşın
KobiFinans, bir Finansbank Kobi Bankacılığı hizmeti olup her hakkı Finansbank A.Ş.'ye aittir. © 2008
Content by Kolay İçerik