Bir hikâye anlatsam cesaretin kol gezdiği, doğru hamlelerin kendine yer bulduğu... Unilever Türkiye Yönetim Kurulu Başkanı İzzet Karaca’ya ait bir anı, kim bilir belki de pek çok insan için dönüm noktasının başlangıcı olabilir... Algida Genel Müdürüyken attığı bir e-mail’le en mutlu insan oluvermiş Karaca. Unilever Türkiye Yönetim Kurulu Başkanlığı koltuğu boşaldığında patronuna değil, onun patronuna da değil, onun patronuna e-mail atıp ‘Göreve ben talibim’ demiş. Kendi patronuna haber vermeden büyük bir riski göze alıp ‘Niçin ben?’ başlıklı bir e-mail yazan Karaca’nın istediği göreve atanmayı beklemeden talip olma cesareti karşılığını da bulmuş. 2002 yılından beri aynı koltukta oturan Karaca, bırakmayı da düşünmüyor.
Avusturya Lisesi, Robert Kolej, Boğaziçi Üniversitesi. Bilinçli bir gençtiniz sanırım... O zamanlar merkezi sistem yoktu ve her okul kendi sınavını yapıyordu. Avusturya Lisesi’ni kazandım, dolayısıyla biraz kader oraya götürdü. Girdikten sonra gördüm ki oranın sistemi benim olmak istediğim yerden farklıydı. Yaratıcılık, kendini geliştirme, serbest konuşma gibi özellikleri olan Amerikan sisteminin daha iyi olacağını düşündüğüm için Robert Kolej’e girdim. Sistematik ve disiplinli yapının üzerine farklı yeteneklerimi de geliştirebilme fırsatım oldu. Güzel bir kombinasyondu. Boğaziçi, Robert Kolej’in devamı gibiydi.
Endüstri mühendisliğini seçtiğinizde aklınızda nasıl bir kariyer planı vardı? Üniversitede makine mühendisliğine girmiştim, ilk iki sene orada okudum ama çok teknik dersler vardı ve ben pek sevemedim. Genel yönetim ve işletmecilik vardı aklımda. O sene ilk defa endüstri mühendisliği geldi Boğaziçi’ne. Nasıl bir bölüm olduğunu öğrendiğimde çok sevindim, tam benim istediğim şeydi. Bir hocamız ‘Endüstri mühendisliği genel müdür mühendisliğidir’ demişti. Biraz da o cezbetti.
Şu anki konumunuz hayallerinizde yer alıyor muydu? Alıyordu. Rahmetli babamın küçük bir dükkânı vardı, oraya gidiyordum, çok şey öğrendim. Ama benim arzum özel sektörde değişik yerlerde kendimi denemekti. Profesyonel hayatta genel müdür olabilmek gibi bir arzum vardı. Üniversite mezuniyetinden sonra ‘45 yaşında genel müdür olacağım’ diye hedef koymuştum ve o yaşlarda genel müdür oldum.
20 yıldır sizi Unilever’de tutan yükselebileceğiniz fikri miydi? Mezuniyetimin ertesi günü hocam beni Koç Holding’e götürdü. Ar-Ge proje müdürü olarak başladım, ardından Otosan Sistem-Organizasyon Daire Müdürü oldum. 11 sene çalıştım orada. Global dünyadan Türkiye’ye getirmek, buradan alıp oraya götürmek gibi bir misyonu daha doğru buldum. O yüzden Unilever’e geçtim ve tam da aradığımı buldum. Sonrasında da doğru kariyer hamleleriyle bugün bulunduğum konuma geldim. Bu zaten benim arzu ettiğim yer, bundan fazlasını da istemiyorum. Unilever’in dünya başkanlığını teklif etseler bile istemem. Kariyer hayatında çok sık iş değiştirmeyi doğru bulmuyorum, en fazla iki ya da üç ana değişiklik yapılabilir. Türkiye’de Unilever profilinin devamlı yükseldiğini görmek beni motive ediyor. Dolayısıyla bir yerden sonra para için çalışmıyorsunuz ve aldığınız haz devam ettikçe şirketten ayrılmak için bir neden olmuyor. Bu duygularla devam ediyorum.
Doğru hamlelerinizden biri de e-mail atıp “Unilever Türkiye Başkanı olmaya talibim” demenizdi herhalde. Hep böyle cesur muydunuz? Kariyerimde öyle oldu gerçekten. Koç Holding’den Unilever’e geçmek belki de en cesur kararımdı. Çok güzel bir işim vardı ama Almanya’ya gittim. Almancam Avusturya Lisesi’nden kalmaydı ve insanları denetleyecektim. Hem ailem hem de kariyerim için çok büyük riskti. Ama hedeflerim doğrultusunda bir iş olduğu için o kararı aldım. İkinci ciddi karar Baltıklar’dır. Genel müdürlüğe hazır olduğumu düşünüyordum. İş bana teklif edildiğinde Sovyetler yeni dağılıyordu ve Baltıklar’ın nerede olduğunu bile bilmiyordum, yerini atlastan bulduk. Baltık Riga/Letonya’da genel müdürlük yaptım, orada sıfırdan Unilever’i kurduk.
Latin Amerika’nın Meksika dahil olmak üzere dondurmada bölge başkalığı teklif edilmişti Algida Türkiye Genel Müdürüyken. İşi çok beğenmeme rağmen emniyetli bir ortam olmadığını düşündüğüm için kabul etmedim. Bu arada Unilever Türkiye’nin Yönetim Kurulu Başkanlığı görevi boşaldı ve ‘niçin ben getirilmeliyim’ gibi bir e-mail attım. Kendi patronum değil, onun patronu değil, onun patronuna yazdım. Ciddi bir risk tabii, çünkü kendi patronunuza haber vermiyorsunuz. Ama Unilever çok serbest ve kariyer açısından sizi özgür bırakan bir şirket. Hatta biz de ‘open job posting’ diye bir mekanizma vardır; bir iş açıldığında isteyen müracaat eder, kimse ‘sen neden ettin?’ demez.
Peki, niçin siz? Unilever’in toplam cirosunun dörtte biri dondurmadan gelir. Kriz çıktığında Algida olarak biz, krizi çok iyi yönettik. Dolayısıyla adaylardan biriydim ben. Katacak epey şeyim olduğu için bu cesareti gösterdim. İki gün sonra beni Kahire’ye çağırdılar. O zaman bağlı olduğum patronum bu cesareti gösterdiğim için beni tebrik etti ve bunun işi ne kadar istediğimi gösterdiğini söyledi. ‘Hadi sor şimdi, kesin bir şeyler soracaksın’ dedi. Ben tek soru sordum: ‘Bana güveniyor musunuz?’ Para falan konuşmadım. ‘Tabii güveniyorum yoksa buraya çağırmazdım. Yarın başla’ dedi. En mutlu günümdü benim.
Sizden sonra neler değişti Unilever’de? Fiyatlarımız krizde geriye düşen satın alma gücünün üzerinde kalmıştı. İlk yaptığımız fiyatlarımızı alım gücüne eşitlemek oldu. O zaman stratejimiz sürümden kazanmaktı. Ben bunun gelişmekte olan ülkeler için çok uygun bir model olduğunu düşünüyorum. Hem pazar payımızı hem da kârlılığımızı artırdık. Beş senedir her yıl yüzde 20’ye yakın bir büyümemiz oluyor.
Unilever’in faaliyet gösterdiği diğer ülkeler arasında Türkiye ne durumda? Türkiye, Unilever içinde giderek yükselen bir yıldız. 5 yıl önce 18. sıradaydı, bu sene ilk 10’a girdik. İkinci ligden birinci lige çıkmak gibi. Bundan da bir Türk olarak çok mutlu ve gururluyum. Şu an Türkî Cumhuriyetlerle beraber 11 ülkenin yönetiminde bölgesel üs konumundayız.
Unilever’in Türkiye’de yakaladığı başarıda, başında bir Türk’ün olmasının ne kadar etkisi var? Söylediklerim ukalalık olarak algılanmasın ama üç yıllığına gelen bir yabancının başarılı olacağına inanmıyorum. Birinci yıl lisanı öğrenmeye çalışıyorsunuz, ülkeyi, ticari yapısını tanıyorsunuz. İkinci yıl birikimlerinizi ülke şartlarıyla birleştiriyorsunuz. Üçüncü yıl gitme telaşı başlıyor, ‘Bir sonraki işim nerede olacak?’ diye. Bu var demiyorum, olabilir diyorum, daha önce yaşadık. Dolayısıyla bir yabancı gelecekse 5 seneliğine gelsin.
Unilever Başkanlığı da yok hedefinizde, peki nedir bundan sonraki kariyer planlarınız? Türkiye’yi üs yapabilmek ve buradan işlerin geliştirilmesini sağlamak çok keyif veriyor bana. Uluslararası bir şirkette çalıştığınızda dengeli olarak yapmanız gereken, Türk olduğunuzu unutmamak. O yüzden kariyerim boyunca Türkiye’nin aleyhine, şirketim lehine bir karar vermedim, vermeyeceğim de. Hedefim Türkiye’yi daha fazla büyütmek. Ben operasyonlardan kopmayı pek sevmiyorum. Unilever’in başına geçmeyi hakikaten istemiyorum. Çünkü orada yapılan işler, vizyonun konması, hükümet ilişkileri ağırlıklı; benim çok hoşuma giden işler değil. Ben bir vizyon koyduğumda 4-5 sene değişmeden uygulanmasına dikkat ediyorum. Ama yurtdışında şu andakine benzer bir görevi düşünebilirim.
Emeklilik düşünceniz var mı? Emeklilik biraz korkutuyor beni. Emeklilikte beni götürecek kadar hobim de yok. ‘Neler yapabilirim?’ diye düşünüyorum. Üniversitede tecrübelerimi paylaşmak hoş olabilir. Çevreyi çok seviyorum, herhangi bir dernekte bu konuyla ilgili işler yapabilirim.
Hobileriniz neler? Briç ve satranç seviyorum. Ayda bir üniversitedeki arkadaşlarla bir araya geliyoruz. İnternette briç oynuyorum. Dünyada 10 bin kişinin katıldığı site var, 500 kişiye karşı turnuva briçi oynuyorsunuz. Hem günün stresinden kurtarıyor hem biraz da düşündürüyor.
Yönetici olarak kendinizi nasıl tanımlarsınız? 30 yıla yaklaştı yöneticiliğim ve bugüne kadar sesimi hiç yükseltmedim. Bu heyecanım olmadığı anlamına gelmesin, tam tersi heyecanımı hiç kaybetmedim. Zaten heyecan olmazsa başarılı olmaya imkân yok. Bizim her günümüz bir panik. Son dönemde doların iniş çıkışlarıyla strese girip bir takım yanlış kararlar alınabilirdi. Biraz daha sakin kalabilen, bilgiyle şirket yönetmeyi tercih eden biriyim. Delegasyon çok önemli çünkü o bilgiyle her işe girmeye imkân yok. Demokratiktim hep ve ikna etme yoluyla şirket yönetmeye çalıştım.
Eleştirdiğiniz yönleriniz var mı? Detayları çok seviyorum. İnsanları rahatsız edecek derecede rakamlara hâkimiyetim var. Eskiden en büyük zayıflığım bu rakamların arasında kaybolmaktı. Şu anda bunu avantaja çevirebilmeye başladığımı düşünüyorum, artık o rakamlarla çok daha çabuk sonuca gidebiliyorum. Detayı gördükten bir, iki saat içinde nereye gidebilir diye görüp hızlı karar verebiliyorum.
Yurtdışı tecrübelerinizin yöneticiliğinize ne gibi katkıları oldu? Ufkunuz açılıyor. Almanya’da sistematik ve analitik yönüm çok gelişti ama ben de onlara çok şey kattım, hızlı karar vermek, girişimcilik ruhu, daha cana yakın olma, iş dışında da görüşmek gibi.
Kaynak: Milliyet İnsan Kaynakları Gazetesi / Hicran Tekin
www.insankaynaklari.com
|