Boğaziçi Üniversitesi Psikoloji Araştırma ve Uygulama Merkezi, Çalışana Psikolojik Destek Programı adlı bir hizmet veriyor. Bu program, dahil olan şirketlerin, çalışanlarının terapi maliyetlerini karşılaması esasına dayanıyor. Şirket merkezle anlaşıyor, bunu çalışanlarına duyuruyor. İsteyen çalışan, şirketteki yetkiliye başvuruyor. Merkezden randevu alıp, terapiye devam ediyor. Tabii isminin ve terapiye gitme nedeninin gizli kalması şartıyla.
Boğaziçi Üniversitesi Psikoloji Araştırma ve Uygulama Merkezi (BÜPAM) 1994’te, Boğaziçi Üniversitesi’nin öğrencileri ile akademik ve idari kadrolarına hizmet vermek amacıyla, master öğrencilerinin stajlarını da burada yapabilecekleri düşünülerek kuruldu. Şu anda kadrosunda 17 klinik psikologun görev yaptığı merkez, 2004’ten beri kurumsal hizmet de veriyor. Hizmetin adı, Çalışana Psikolojik Destek Programı (ÇPDP). Hizmeti almak isteyen şirketler merkezle, isteyen çalışanlarının terapi ücretini karşılamak üzere anlaşıyor. Ardından şirket içinde bu tür bir hizmetin verilmeye başlanacağı duyurularak, programa dahil olmak isteyenlerin şirketteki yetkili kişiye başvurmaları isteniyor. Hizmet, çalışanların eşlerini ve 18 yaşın altındaki çocuklarını da kapsıyor. Gizlilik prensibi doğrultusunda, başvuran kişilerin isimleri sadece yetkili kişi tarafından biliniyor. Başvurunun devamındaki 48 saat içinde, merkezden yetkililer hizmeti almak isteyen çalışana ulaşıyor. Ardından randevulaşılıyor. Şirketler genellikle, 10-12 seans ücretini karşılamayı tercih ediyor. Bu seansların bitiminde kişi isterse, ücreti kendi karşılayarak terapiye devam edebiliyor.
Peki, bu hizmeti alan çalışanlar acaba, "Ya anlattıklarım işverenin kulağına giderse" diye düşünmüyorlar mı? Uzman Klinik Psikolog Ebru Ilıcalı, "Bazıları geldiklerinde bu tedirginliği yaşıyorlar. İlk seansın bir bölümü süreci anlatmakla ilgili oluyor. Onlara o güveni vermemiz gerekiyor. Tabii ki kişinin seanslarda konuşulanlar, kişinin niçin terapiye ihtiyaç duyduğu, bunların hepsi terapistle danışan arasında kalıyor. Özel sigortalar genellikle terapi ücretini kapsamıyor. Kapsadığı durumlarda gizlilik konusunda problem yaşanabiliyor. Bu nedenle bu model her iki taraf için de daha iyi" diyor. Ilıcalı, genelde psikolojik destek alanların çoğunluğunu kadınların oluşturmasına rağmen, bu programla kendilerine başvuranlar arasında kadın ve erkeklerin sayısının eşit olduğunu söylüyor. Çalışanlar arasında en sık görülen sorunları işyerinde alt ve üstleriyle yaşanan sorunlar, görev değişikliklerine adapte olamamak, yeni başladığı işe adapte olamamak, iş ve hayat dengesini kuramamak ve öfkeyi kontrol edememek olarak sıralıyor. Aralarında henüz, bağımlılık nedeniyle terapi görmek isteyen olmamış. Ilıcalı, "Çalışan destek programları ilk kez 1960’larda, özellikle madde ve alkol bağımlılığı olan çalışanlara destek olmak için ortaya çıkmış. Ardından kapsamı genişleyerek, 1980’li yıllarda bugünkü halini almış" diyor.
En Fazla Depresyon ve Anksiyete Nedeniyle Geliyorlar Uzman Klinik Psikolog Dinçer Kocalar, "Semptom olarak bakarsak, en fazla depresyon ve anksiyete şikáyetleriyle karşılaşıyoruz" diyor: "Bunun kaynağı işyerindeki ilişki problemleri de olabiliyor, özel hayattaki durumlar da. Bazı kişilerde daha kronik, geçmişten gelen ve olumsuz etkileri olan bir problem gözlemliyoruz. Bu gibi durumlarda daha uzun soluklu terapiler gerekebiliyor. Bazen de hayatındaki bir değişikliğin yol açtığı durumlar söz konusu olabiliyor. Bunlar kısa süreli terapide daha kolay aşılıyor." Kocalar, örnek bir olayı şöyle aktarıyor: "Bir çalışan depresyon şikáyetiyle geldi. İşe gitmekte çok zorlanıyordu. Gitmeyi başardığında günü akıcı geçiyordu, yapması gereken işleri yapıyordu ama büyük bir gerginlik içinde oluyordu. Sonra bunu araştırınca, esas gerginlik nedeninin müdürüyle yaşadığı uyumsuzluk olduğu ortaya çıktı. Çalışan bunu, ikisinin yıldızları barışmıyor şeklinde açıklıyordu. Terapi sırasında, bütün ilişkilerini nasıl kurduğunu konuşunca, aslında ilişki kurmakta genellikle zorlanan biri olduğu ortaya çıktı. Birçok ilişkisinde zorlanan, çelişki yaşadığı zaman kendini hızla kendini ifade etmekten geri çeken, öfkesini içine bastıran biriydi. Müdürüyle yaşadığı gerginlikler de hep böyle olmuştu. Dolayısıyla o öfke patlaması, iş dünyasında kendisini depresyona sokacak şekilde ortaya çıkıyordu. Çalışan terapiyle, işyerinde yaşadığı gerginliğin ortaya çıkış sürecine nasıl etkide bulunduğunu fark etti. Bu arada kendisine haksızlık yapıldığında tepkisini nasıl ifade edebileceği üzerine de çalıştı. Sadece depresyonu aşmakla kalmadı, daha özgür hissedebileceği ilişkiler kurmaya başladı. 12 seansta terapiyi bitirdik. Sonuçta, ilk geldiğinde işinden istifa etmeyi, çalışma hayatından tamamen vazgeçmeyi düşünen bu kişi, terapi sonunda işinde daha rahat ve özgür hissetmeye başladı."
Depresyon, Verimsizliğin Bir Numaralı Nedeni ABD’deki Employee Assistance Professionals Association’ın verilerine göre, kişisel sorunların işe yansımasının Amerikan şirketlerine yıllık maliyeti 150 milyar doların (175 milyar YTL) üzerinde. Çünkü kişisel sorunların işe yansıması, verimliliği azaltıyor. Bu yansıma kendini en çok moralsizlik, işe devamsızlık, düşük iş kalitesi, çalışanlar arasında anlaşmazlık ve çatışmalar olarak gösteriyor. Depresyon, işyerinde verimlilik kaybının bir numaralı nedeni. Araştırmalar, her 20 çalışandan birinin depresyonda olduğunu, bunun işverene maliyetinin çalışan başına yıllık 3 bin dolar (3.500 YTL) olduğunu gösteriyor. ABD’de her gün bir milyon çalışan, stres ve strese bağlı nedenlerle devamsızlık yapıyor. Yönetilmeyen stres müşteri hizmetleri sorunları, üretimde azalma, çalışan sirkülasyonunun artması ve direkt tıbbi, yasal ve sigorta giderlerinin artmasıyla sonuçlanabiliyor. ABD’de, Fortune 500’deki şirketlerin çoğunu da kapsayan 25.000’in üzerinde şirket, çalışana destek programlarını uyguluyor.
Kaynak: Hürriyet İnsan Kaynakları Gazetesi/Gaye Güzelay
|