|
 |
"En Çok Muhabir Olmayı Seviyorum"
Mehmet Ali BİRAND
Kanal D Haber Grup Başkanı
|
|
Genellikle filmlerde dikkati çeken bir detaydır üzeri farklı ülkelerdeki havalimanlarının pullarıyla donanmış bavullar... Kanal D Haber Grup Başkanı, gazeteci yazar Mehmet Ali Birand’ın da işte tam böyle bir daktilosu var, Helsinki, Moskova, Lefkoşa, Pekin, Tahran. Dünyanın en az 15 ülkesini gezen bu daktilonun üzerine, havalimanı pullarının yanı sıra bir de küçük bir Humeyni fotoğrafı yapıştırılmış. Bu fotoğraf, 1979’da; Humeyni’nin sürgünden Tahran’a döndüğü güne tanıklığının hatırası...
Daktilosu, Birand’ın Kanal D binasındaki odasının en önemli demirbaşı, meslek hayatının siyah-beyaz günlerinin, yani 1970’lerin hatırası. "Bu daktilo beni i O yıl boyunca dünyanın her yerine taşıdı" diyen Birand’ın odası, Türkiye’nin de siyah-beyaz günleri ile bugün yaşadığı iletişim çağının da kanması gibi. Birand’ın duvarlarını süsleyen 40 yıllık meslek hayatının kareleri, İsmet İnönü, Bülent Ecevit, Süleyman Demirel’le çekilmiş fotoğraflarla başlıyor, Turgut Özal’lı karede renkli fotoğrafa geçiyor, oradan dünya liderlerine uzanıyor: Putin, Clinton, Arafat, Beşir Esad gibi.
Masasının tam arkasındaki duvarı ise bugüne kadar yazdığı 15 kitabın kapak/an süslüyor. Ve masanın tam sag çaprazında, başını kaldırdığında ilk göreceği noktada, 5 televizyon ekranı alt alta dizili duruyor. Her birinden, farklı bir kanalın görüntüleri akıyor. Bugün, her akşam ana haber bülteni ile evlerimize konuk olan Birand’ın isminin önüne pek çok sıfat ekleyebilirsiniz; muhabir, köşe yazan, anchorman, yazar, belgeselci,., Biz de sohbetimize bu sıfatlarla başlıyoruz.
KF: Kendinizi Genel yayın yönetmeni olup ondan sonra tekrar muhabirliğe dönen tek kişi olarak tanımlıyorsunuz. Bu geçiş sürecini anlatabilir misiniz? Hangi alanda kendinizi daha mutlu ve coşkulu hissediyorsunuz? Genel yayın yönetmenliği, dışarıdan bakıldığı zaman çok sükseli bir şey… Ama içine girdiğinizde o kadar değildir. Bir yerde, kısıtlı yetkileri olan bir yönetmen, devamlı muhabire mahkum olan bir insan. Muhabir ne verirse onu yapar. İşte bu yüzden ben genel yayın yönetmenliğimden sonra muhabirliğe tekrar kolaylıkla dönebildim. Çünkü benim için muhabirlik çok önemliydi. Muhabir hammaddeyi verendir, Onun üzerine yorum yapan insanı başka yerde bulabilirsiniz, çok iyi isimlere ulaşabilirsiniz. Ama her zaman "iyi bir muhabir" bulamazsınız. İyi bir muhabir olmak zordur. O yüzden bana;’ ’Size ödül vermek istiyoruz, hangi kimliğinizle olmasını istersiniz?’diye sorduklarında, ben hep; ’Muhabir ödülü verin’ derim. Köşe yazarlığına baktığınız zaman; bu da ahkam kesmektir. Zor bir tarafı yoktur. Çünkü bizdeki köşe yazarlığı, daha çok, "kişisel düşüncelerinizin yansıması" şeklindedir. Bazı köşe yazarlarımız var ki; onlar bilgi veriyor, birikimlerini paylaşıyor. Bu nedenle, özetle; popülaritesi açısından anchorman’lik, ama uzun solukluk açısından muhabirlik ve belgeselcilik derim. Örneğin "Demir Kırat" belgeseli, ilk kez piyasaya çıkıyor. Bugün gençler Demokrat Parti’nin ne demek olduğunu, Türkiye’de ilk ihtilalin nasıl olduğunu bilemeyebilir. Yakin tarihi böyle belgeselleri izleyerek öğreneceklerdir, Onun için hep diyorum; “Belgesel kalıcıdır" Anchorman’lik ise buza imza atmaya benzer, hava biraz ısındı mı erir.
KF: 32. Gün, televizyonculuk tarihinde yarattığınız bir klasik. Bu program sizin televizyonculukta da ilk deneyiminizdi. Bu projenin başlangıç öyküsünü anlatabilir misiniz? Ben Belçika’da yaşıyordum, Milliyet’in Belçika temsilcisiydim. Orada hep programlara bakarak, ’Ben bunun iyisini yapabilirim’ diye düşünüyordum. Ama 32. Gün’ün yayını o kadar kolay olmadı. Çünkü o zaman TRT buna hazır değildi; kafalar buna hazır değildi. Formatı TRT’ye kabul ettirmek 1 yıl sürdü, Ama yayına geçtiğinde o kadar büyük bir ilgi uyandırdı ki; çark dönmeye başladı.
KF: Gazetecilik zor olduğu kadar ani gelişmelere, sürprizlere de açık bir meslek... Sizin meslek hayatınızda kariyeriniz açısından en sürpriz gelişme ne olmuştu? Benim için en sürpriz gelişme "32. Gün" programının tutması oldu, 22 yıldır bu programa devam ediyoruz. Yazılı basında genel yayın yönetmenliği yaptım, kitaplar yazdım, sonra geriye dönüp, muhabirliğe başladığım dönemde, 32. Gün’ü yapmaya başladım. Televizyon nedir, televizyon yayıncılığı nasıl yapılır? Hiç bilmiyordum. Bir yerde, "cehaletin cesareti" diyebilirsiniz. 22 yıldır devam ediyoruz, bu büyük bir sürpriz...
KF:Son 20 yılda dünyanın en önemli liderleri ile yüz yüze görüşmeler yaptınız. Bu görüşmeler içinde sizi en çok etkileyen lider hangisi oldu? Beni en çok etkileyen lider, Almanya’nın eski Başbakanı Willy Brand oldu. Onun kadar, en basit soruya dahi cevap verirken derinliğini hissettiren başka bir kimse ile karşılaşmadım. Bir diğer lider; Ürdün Eski Kralı Hüseyin de saptamaları son derece yerinde olan, derinlemesine konuşabilen bir liderdi. Bu liderler dışında, sizinle arkadaşınızmış gibi konuşabilen Almanya Eski Başbakanı Schöreder’i, eğlence arkadaşınız gibi konuşan ABD eski Başkanı Clinton’u sayabilirim. Eğer liderleri "ilgilendirebiliyorsanız" ilginç cevaplar veriyorlar. Siz standart soru sorduğunuz zaman onlar da standart yanıtlar veriyor.
KF: Habercilikte bu kadar uzun soluklu ve başarılı olmanızı neye borçlusunuz? Habercilikte bu kadar başarılı olmak, devamlılığa bağlıdır. Sektörde yükselmek çok kolaydır. Bir parça farkınız, gücünüz, nefesiniz, dünya görüşünüz varsa çok çabuk tırmanırsınız. Ama kalıcı olmak zordur. Benim 40 yıl içinde kurduğum duvarlar 2-3 kez yıkıldı. Her gün, her yazdığınız haberle o duvara bir tuğla ekliyorsunuz. O tuğlalar duvar oluyor, yükseliyor, çok güzel bir ev olacak diye bekliyorsunuz. Ama biri geçerken bir tekme atıyor veya kaza ile bir otomobil çarpıyor. Ondan sonra oturup tekrar başlamak gerekiyor. Bir de şu noktayı unutmamalı: Tesadüfler insanın hayatının yarısını oluşturur. Diğer yarısı ise o tesadüfleri iyi kullanıp, kullanmadığınıza bağlıdır. Eğer onları iyi kullanabiliyorsanız, yani birikiminiz varsa, çalışkansanız, yolunuza kolaylıkla devam edebiliyorsunuz, Yani işler, ’Ahmet’in dostu, Mehmet’in arkadaşı’ diye yürümüyor. Dostluklarla yürüyen işler, alınan kararlar bir süre gidiyor, bir süreden sonra yürümüyor.
KF: Siz bu duvarları yeniden nasıl ördünüz? Bana Vehbi Koç hep aynı şeyi söylemiştir. Benim en çok sıkıntılı olduğum dönemlerde bile! TRT ile kavgalarım sırasında hep derdi ki; ’Verdiğin mal iyi olacak, sıhhatine dikkat edeceksin ve ailene, sevdiklerine daha sıkı bağlı kalacaksın. Bunları yaparsan kurutulursun.’ Hepsini uyguladım ve kurtuldum. Sonra duvarları tekrar sabırla örmeye başladım. Eşimin hayatımda çok büyük desteği vardır, Benim üzerimdeki aile sorumluluklarının tamamını alıyor. Ben, kendimle ve işimle meşgul olabiliyorum. Ve 15 yıldır her sabah 1 saat spor yaparım.
KF: Bugüne kadar röportaj yapmak için en çok uğraştığınız lider kim oldu? Bugün hala aklımda takılı kalan Fidel Castro röportajı vardır. Onunla röportaj yapmak için çok uğraştım, 3-4 yıl. Sonra Vatan gazetesinden Leyla Umar kendisinden röportaj aldı. Ben de vazgeçtim... Çok fazla söyleşi yaptığınız zaman, liderler artık sizi etkilemekten uzaklaşıyor. Yani sizinle nasıl konuşuyorsam liderlerle de öyle konuşuyorum. Bana özel bir heyecan vermiyor. Putin’le de 3 saat söyleşi yaptım. O da işte sizin sorularınız gibi sorularla konuştuğumuz bir insan...
KF: En zorlandığınız röportaj hangisiydi? Saddam röportajıydı. Tercüme sırasında yanlışlıklar oldu. Sinirlendi, ayağa kalktı; "Sen benim lafımı ya anlamıyorsun ya anlamak istemiyorsun" dedi. Onunla birlikte, beraberindekiler de ayağa kalktı. Orada tek korkum röportajın yarıda kalmasıydı. O kadar zaman beklemişim, gitmişim, oralarda sürünmüşüm, adam en sonunda kabul etmiş... Beni en fazla zorlayan olay buydu. Sonra tercüme hatası olduğu anlaşıldı ve röportaja devam ettik.
KF: Diplomasi trafiğinde ilginç kişiler kadar ilginç anılarınız da vardır. ’işte şu anda tarihin yeniden yazılmasına tanık oluyorum’ dediğiniz en önemli an hangisiydi? Hangisini anlatabilirim ki... Helsinki Konferansı, Humeyni’nin İran’a inişi sırasında havaalanında onları seyredişim, Makaryos’un adadan kaçışı... O kadar fazla ki... Ama bunlar o anın resimleridir. O anlar geçiyor; bunun için eskide yaşamamak gerekiyor. Bugünü yaşayacak ve ileriye bakacaksınız. Eskiyi bırakın. Evet, eski önemliydi, ama ben eskiyle, anılarla, nostaljiyle yaşamanın doğru olmadığını düşünüyorum. O günler konuşulur, paylaşılır ama oralarda takılıp kalındı mı iyi olmaz.
KF: Bir iş gününüz nasıl geçiyor, ana haber bültenine nasıl hazırlanıyorsunuz? 07:00’de kalkarım, televizyonlara, gazetelere bakarım. Sporumu yaparım. Sonra makalemi ya da günün yorumumu yazarım. Arkasından işyerine gelip toplantıya girerim. Varsa yurt dışı gezime, yoksa yurt içinde toplantılara giderim. Saat 15:00’de ana haber yayınına hazırlanmaya başlarım. 20.00’de işim biter. Sonra ya bir kokteyle ya bir yemeğe giderim. Ama eve dönüş saatinde asla 22.30’u geçirmem.
KF: Gazetecilik bir "usta-çırak" mesleği olarak bilinir, mesleğe ilk başlanan yıllarda birlikte çalışılan deneyimli isimler hem bir öğretmen hem bir yol gösterici olur. Bu anlamda sizin meslekteki ustalarınız kimlerdi? Artık usta çırak kalmadı. Eskiden de genellikle kimse, kimseye ders vermezdi. Şimdi de gazeteci kendisi öğreniyor. Yani, herkesle konuşuyor, nasıl yapıldığına bakıyor... Bizim zamanımızda Abdi İpekçi vardı. En büyük avantajım, Abdi İpekçi gibi ne istediğini bilen ve nasıl gidileceğini gösteren bir yöneticiyle ve Sami Kohen gibi bir gazeteci ile çalışmak oldu. Sami Bey tipik bir Türk gazeteci si değildir. Amerika, Avrupa gazetecisidir. Ben onunla yetiştim. Benim de bugün, genç gazetecilere hep söylediğim bir şey var. Gazeteci olacaksanız i veya 2 yabancı dil öğrenin. Yabancı dil bilmeyen gazetecinin geleceği hiçbir şekilde parlak olamaz, lokal kalır, İstanbul’daki o küçük çevrenin dışına çıkamaz.
KF: Bugün yeniden gazeteciliğe başlayacak olsanız hangi alanda (TV, radyo, gazete, dergi, internet) işe başlamayı tercih ederdiniz? Sizi en çok cezbeden alan hangisi? Televizyona girerdim. Gazeteler artık çok yavaş. Radyo kişiselliği getirmiyor, yani görüntüyü vermiyor. Dolayısıyla çok iyi bir televizyon haber muhabiri olmak bu alanda derinleşmek isterdim.
KF: Canlı yayınlar, sizi hala heyecanlandırıyor mu? Canlı yayın, eğer kendinize güveniniz varsa olur. Dolayısıyla beni etkilemiyor. Hata da olabilir, çünkü canlı yayında, "mış" gibi yapmıyorsunuz. Heyecanla birlikte yaşanıyor.
KF: Üzerinde çalıştığınız yeni bir projeniz var mı? Ben yeni bir kitap yazmak istiyorum. Ama vaktim yok. Dış politikanın ne olduğunu anlatmak istiyorum. Çünkü dış politika dendiği zaman, insanlar çok ciddi bir şey gibi bakarlar. Aslında öyle değildir. Çok basittir. Dış politika insan ilişkisinden farklı bir şey değildir.
KF: Meslek hayatınızda gerçekleştirmek istediğiniz en büyük hayaliniz nedir? Hayallerimin büyük bir kısmını yerine getirdim. Tek hayalim hasta olmamak, sağlam olmak ve ana haber bülteninin ciddi bir şey olduğunu Türk toplumuna göstermek. Nitekim gösterdik de... Reyting oranlan da bunu gösteriyor.
Kaynak: KobiFinans Dergisi 15. Sayı
|
| |
|
| |
|
Bu yazı
658 kez okundu. |
| |
|
Bu yazı hakkında yorum yapılmamış.
|
| |
|
|
|
|
|
|
|