Çağdaşlaşma, belli bir ’birikim sisteminin’ standartlaşan ve gelenekselleşen ticaretindeki ’eşdeğerlilik kurallarının’ değişmesi, oluşmakta olan ’yeni birikim sisteminin’ kurallarına uyum göstermedir. Bu tanımla ne anlatmak istediğimizi netleştirebilmenin tek bir yolu var; tanımın içerdiği kavramların açıklanması.
Üretim, ulaşım ve iletişim teknolojilerinin karşılıklı-bağımlılık ilişkilerini yaratan yapılar, işlevler ve kültür birikim sistemini oluşturur. Eğer biz at ya da öküzün çektiği saban ya da pullukla üretim yapıyorsak; onu kervanlarla, at arabaları ile kağnılarla taşır, organik enerjinin yarattığı ölçeklere göre bir pazar oluşturur; onun ihtiyacı olan eşdeğerliliği sağlayanıca ticareti geliştirebiliriz. Servet üretimi ve bölüşümü ancak organik enerjinin standartları, o standartları korumak için kabul edilen eşdeğerlilik ilkeleri çerçevesinde bir ’birikim sistemi’ ile mümkün olur. İnsanlık tarihinde birikim sisteminde ilk büyük dönüşüm, tohumun toprağa atılması ile başlayan, avcı-toplayıcı ve göçebe düzenden ’yerleşik düzene’ geçişte olmuştur. İnsanlık tarihinde 18. yüzyılın başlarına kadar birikim sisteminin kendine özgü ’eşdeğerlilik’ algılaması geçerliliğini korudu.
Sanayi devrimi, yani insanın kas gücünün uzantısı olan içten patlarlı motorların gelişmesi, elektrikli motorların devreye girmesi, hatta jet motorlarının insanlık hizmetine sunulması, üretim ölçeğini değiştirmiş; yaratılan fazlayı artırmış, uluslararası piyasa ölçekleri büyümüş; çoğu iktisatçının Fordist Birikim Sistemi diye adlandırdığı işleyişin ’eşdeğerlilik ilkeleri’ rekabet gücünün temelini oluşturmuştu.
Yeni Bir Birikim Sistemi Oluşuyor Bugün yeni bir birikim sistemine doğru ilerliyoruz. Bugünün serbest ve adil piyasa tanımı yeniden yapılanıyor;
>>Mal ve hizmet değerlerinin serbestçe belirlenmesi,
>>Alışveriş işlemlerinin taraflar için verimli olması,
>>Mal ve hizmetlerin, diğer mal ve hizmetlerin karşısındaki değerlerinin tayin edilmesi,
>>Sözleşmelerin herkes için bağlayıcı olması vb. ilkeler oluşmakta olan ’eşdeğerlilik ilkeleri’ içeriğini belirliyor.
Herhangi bir işyerinin ’çağdaş’ olduğunu ileri sürebilmesinin gerek şartı da, yeter şartı da yeniden belirleniyor. Öncelikle ’entelektüel eşdeğerlilik’ gerekiyor. Enformasyon-odaklı, küresel ve ağ kurumuna dayalı yeni ekonomide bir işyerini yönetebilmenin asgari bilgi, beceri ve yeteneklerine sahip olmadan rekabeti sürdürmenin imkânı olmuyor. Bu imkânı yaratmak için de ’işin temel kurallarını’ herkes kadar bilme ilk adımı oluşturuyor. Hemen onun ikinci adımı, bu temel bilgileri kullanarak, eğilimlerin yarattığı fırsat ve tehlikelerle, kendi olanak ve kısıtlarımız arasında ’akılcı dengeler’ kuracak ’zihni modele’ sahip olma şeklinde belirleniyor. Eğer zihni modelinizi oluşturduğunuz varsayımlarınız günün koşullarına uygun değilse, rekabet gücü yaratmanız mümkün olmadığı gibi, rekabeti sürdürmeniz ve güven altına almanız da imkânsız hale geliyor.
Entelektüel eşdeğerlilik, bir işyeri oluştururken onu ’doğru yapılandırma’, ’doğru işlevler için kullanma’ ve ’rekabet edebilir kültür yaratma’ için gerekli oluyor. Eşdeğerlilik yaratmak için gerekli olan yapıları oluştururken; ürün ve üretim metotlarına ilişkin dünyada en iyi bilenler kadar bir bilgi donanıma sahip olmanız, fizik koşulları uygun biçimde düzenlemeniz, yasal düzenlemeleri rekabeti engelleyici olmayan bir anlayışla yönetmeniz, finansman araçlarına herkes kadar sahip olmanız, siyasi-ekonomik istikrar ve belirsizliğin azaltılmasında başkalarından farklı konumda olmamanız vb. bir dizi düzenleme için eşdeğer yapılar oluşturmalısınız.
Bir işyerinin yapısını çok iyi kurabilirsiniz; ama o işyerinin içine uygun insan yerleştirmemişseniz, ona hayat katarak eşdeğer kurum yaramazsınız. O nedenle, insan kaynağının bilgi, beceri ve yeteneğini sürekli geliştirerek de eşdeğerliliği beslemeniz şart. Hepsinden önemlisi işi nasıl algıladığınız, yorumladığınız ve yönettiğinizdir. Bu sizin kültürünüzü oluşturur. Kültürde de eşdeğerlilik yaratmadığınızda rekabet şansınızı yitirme olasılığınız yüksektir.
Bütün bu söylenenler konuyla derinliğine ilgisi olmayanlar için ’fantezi’ anlatımlar gibi gelebilir. Çağdaşlığın en büyük düşmanı yeni ve gelişen kavramların içeriklerini bilmediğimiz için söylenenleri ’anlamsız’ bulmadır. Şimdi sürdürülebilir rekabet için zihniyette, yapıda ve kültürde eşdeğerlilik üzerinde düşünenler; yeni kavramları ve bileşenlerini iyi analiz edenler, daha da önemlisi ’öncü kavramlar’ üretenler kazanıyor...
Kaynak: Dünya Gazetesi
|