 |
|
2007 Dileği: Daha Sağlıklı Bir İş-Yaşam Dengesi
|
|
İnsankaynaklari.com’un araştırmasına katılan 6594 kişinin yaklaşık yarısı yeni yılda daha iyi bir iş-yaşam dengesi kurmayı istiyor. Araştırma firması AcNielsen’in 2007’ye yönelik dilekleri belirlemek için 46 ülkede yürüttüğü ve sonuçlarını yeni açıkladığı çalışmada da çok benzer bir sonuç elde edilmiş.
Ortaokulda İngilizce dersinde, Arthur ve Mary’nin başından geçen olayların anlatıldığı hikâyede “new year resolutions” (yeni yıl kararları) bölümüne geldiğimizde oldukça şaşırdığımı itiraf etmeliyim. Bu Mary kızımız, yeni yıl için kendine bazı hedefler koyuyor ve erkek arkadaşı Arthur’a bunları nasıl başaracağını düşündüğünü anlatıyordu. O güne kadar bizler, yeni yıl için, “herkese sıhhat, sağlık, mutluluk” gibi genel kapsamlı dileklerin dışında, kendi kişisel yaşantılarımıza ait özel ama planlı dilek ve isteklerde bulunabileceğimizin pek farkında değildik. Zaten planlama konusunda tek bildiğimiz de Türkiye’nin “5 yıllık Kalkınma Planı”ndan ibaretti; eh o da pek kısa vadeli bir planlama sayılmazdı.
Sonradan hepimiz bu batılı “içe dönüş” ve “arayış” sürecine ortak olduk; her sene başında hepimiz “toplu” dileklerin yanı sıra “özel” dileklerimizi listelemeye başladık. Her sene sonunda oturup hedeflere ne kadar yaklaştığımıza baktık; kişisel gelişimimizin tarihçesini tutmaya başladık.
İşte bir kez daha yeni bir yılın kapısını aralarken, insankaynaklari.com ile birlikte 2007 için “iş hayatımıza” ait ne gibi dileklerimiz olduğunu sorguladık. Cevap verenlerin yaklaşık yarısının ortak dileği “daha sağlıklı bir iş/yaşam dengesi” oldu. Takiben, yapılan işte “gelişmek ve yükselmek” en fazla ifade edilen yeni yıl dileği oldu.
İlginçtir, araştırma firması AcNielsen’in 2007’ye yönelik dilekleri belirlemek için 46 ülkede yürüttüğü ve sonuçlarını yeni açıkladığı çalışmada da çok benzer bir sonuç elde edilmiş. Amerika’dan Vietnam’a, araştırma kapsamındaki tüm ülkelerde, “daha sağlıklı iş-yaşam dengesi” Noel Baba’dan en fazla istenen dilek olmuş. Hem de “zayıflamak” gibi her daim yeni yıl listelerinin tepesinde olmayı başarmış alternatiflere rağmen! Dolayısıyla sanırım artık çığlığa dönüşmesine az kalmış bu sese iş dünyasının kulak vermesi gerek...
Farklı Bir Nesil Bu köşede örneklediğim birçok akademik veya profesyonel temelli araştırmadan, yanı sıra popüler medyanın gözler önüne serdiği birçok haberden biliyoruz ki, artık devir değişti. Değişen devirle birlikte önceliklerin de değiştiği aşikar. Yukarıda bahsettiğim “içe dönüş” süreci sadece yeni yıl kararları konusunda yaşanmadı. Artık bireyselleşmeyi hatta bencilleşmeyi öğrendik gibi; gittikçe iç dünyamızı dış dünyamızın daha da fazla önüne koyar olduk. Mantığımız ve karar verme becerilerimiz, duygularımız işin içine girmeden etkin işlemezmiş, bunu öğrendik Antonio Damasio’nun çalışmalarından (bkz Descartes’in Yanılgısı). “Şu anda çok duygusalım, mantıklı düşünemiyorum” diye karar almaktan kaçındığımız anların, aslında en doğru ve en gerçek anlar olduğunu fark eder olduk. Dolayısıyla kendimizi daha önemser olduk; “ben” “biz”in önüne geçti. Nörobilim alanının önümüze serdiği tüm bu yeni gerçekler, özel yaşam ve özel zevklerin önemsenmesi gerektiğine vurgu yaptı. İş dünyası gerçekliği de paralelinde değişmeye başladı; hiyerarşi, zaman yönetimi, çalışan ilişkileri gibi halen geleneksel şartlarda yürütülen başlıklar, yeni açılımlara her gün daha fazla ihtiyaç duyar oldu.
Sadece “zamansızlık”ın bir sorun olmadığını anladık dengesiz iş/yaşam denklemimizde. Sadece “çalışan anneler” için bir problem değildi artık bu dengesizlik. “Heuristics” denen bir gerçek vardı, yani bazı şeyler otomatik olarak gerçekleşiyor ve mantıklı bir açıklaması da olmayabiliyordu. Ve iş bize kognitif olarak bazen daha fazla “tecavüz” edebiliyordu; yani eş-dostla birlikteyken bile aklımız işte olabiliyor ve bazen bunun farkında bile olmayabiliyorduk.
Çözüm Nerede? Geçen yazılarımdan birinde aslında bu konuyu detaylı mercek altına almış ve o dönemki anketimizde Türkiye’de iş/yaşam dengesini kuramadığını düşündüğünü belirten yüzde 73’lük kitlenin olası sorunlarını yorumlamaya çalışmıştım. “Esneklik” meselesinin giderek önem kazandığı üzerinde özellikle durmuş ve işverenlerin personele zaman, çalışma şartları hatta çalışma arkadaşları anlamında esneklik olanakları sunmasının, bu kötü iş/yaşam dengesi denkleminde bir çözüm olabileceğinden bahsetmiştim.
Journal of Business and Psychology dergisinin 2004 kış sayısında Missouri Üniversitesi’nden Frye ve Breaugh’a ait makalede de, yukarıda detaylandırmaya çalıştığım esneklik konusuna ait test edilmiş hipotezler var. Yaptıkları çalışma, aslında bu konuya yönelik yapılmış birçok çalışmanın bir replikası. Özünde buldukları sonuç ise aynı: çalışma saatlerinin uzunluğu gibi değişkenler özel yaşama ait mutsuzluk, çocuk sahipliği gibi değişkenler ise iş yaşamına ait mutsuzluk yaratmada etken oluyorlar. Dolayısıyla karşılıklı denge bozulmalarına, yani iş tatminsizliği ve özel yaşantıda keyifsizlik gibi birbirini tetikleyen bir kısır döngüye neden olabiliyorlar. Çözüm ise firmaların, personelin yaşam/kariyer eğrilerinin özelliklerine ve kurum yapısına göre, uygun “esnek” iş-yaşam dengesi programlarını bir an önce kurgulamasında.
2007’nin hepimiz için “esnek” ve “dengeli” bir yıl olması dileğiyle!
Kaynak: Milliyet İnsan Kaynakları Gazetesi
|
| |
|
| |
|
Bu yazı
544 kez okundu. |
| |
|
Bu yazı hakkında yorum yapılmamış.
|
| |
|
|
|
|
|