KobiFinans Türkiye' nin en büyük kobi portalı
Anasayfa Site Haritası English
 
   21 Kasım 2008, Cuma
DERGİMİZ FORUM ÜYE SORGULAMA İLAN PANOSU
Pazarlama
Satış
Yönetim
Vergi ve Muhasebe
e-Ticaret
KOBİ Destekleri
Kişisel Gelişim
Dış Ticaret
Yeni Girişim
Marka
Finansman
Ofis Teknolojileri
Kalite
İnsan Kaynakları
Bayilik ve Franchising
İş Gezisi Rehberi
İş Yaşamı
Risk Yönetimi
İnovasyon

En Çok Okunanlar

Kitap Tanıtım
Girişimcinin Silahı : İş Planı

Paul BARROW

Satışın Efendileri

Don MORGAN, Ivan MISNER

Türkiye’de Çalışanlar Ofislerinden Memnun Değil
İnsankaynaklari.com’un araştırmasına göre Türkiye’de çalışanların yüzde 68’i ofisini beğenmiyor. Peki, ofiste oturduğunuz yerin öz saygınızı etkilediğini biliyor muydunuz? Kötü konumlanmış bir masa bir anda sizin iş tanımınıza, kapıcılık, fotokopicilik, hatta kişisel danışmanlık gibi etiketler ekleyebiliyor.

Açık Düzen, Kapalı Düzene Karşı
Son 100 yılda aslında ofislerin varlık sebebi çok da değişmedi; yapılan iş aynı. İnsanlar bireysel olarak veya gruplar halinde çalışıyor, dosyalama yapıyor, teknolojiyi kullanıyor, sosyalleşiyor veya iş için toplanıyor. Peki, doğruyu söyleyelim: 100 yıl öncesine göre ofislerde zaman içinde “sosyalleşme” oldukça azaldı! 1950’lerin sonu, 60’ların başı gibi, Dilbert’ın sonradan meşhur ettiği panellerin kullanılmaya başlanmasıyla, çalışana özel “ortam” yaratıldı ve doğal olarak bu da örgütsel hiyerarşi meselesini iyice körükledi. Artık ofis daha çok “iş yapma” yeri olmuştu. Paneller aslında minimum seviyede akustik mahremiyet sağlıyorlardı, ancak sizin “saha”nızı belirlemeye yetiyorlardı. Yükseldikçe panelinizin boyu da yükseliyor ve sonunda kendinize ait bir odanız oluyordu. Ancak özellikle son 10 yılda, bireyselliğe yapılan bu fazla vurgu ve sonucunda türemiş fiziksel oturma düzeni, ciddi anlamda sorgulanır oldu. Etkileşim ve iletişim, yavaş yavaş ve bir kez daha, “ofis” olmanın anlamını teşkil etmeye başladı; en azından bu konudaki istekler dile getirilir oldu.

Panellerin kullanılmaya başlanmasının üzerinden 50 yıl geçmiş olmasına rağmen halen kapalı ve açık ofis kavramları tartışılıyor. Sebepleri muhtelif: kişisel tercihlerden maddi kazançlara ve esnekliğe kadar giden bir cevap listesi var. Gerçi yüksek panellerin kesinlikle performansı düşürdüğü gibi net bazı araştırma sonuçları var. Başka bir zararı da mekânı alansal olarak daraltmaları. Human Resource Management dergisinin 2005 ilkbahar sayısında çıkmış olan bir akademik makalede, kişi başına düşen çalışma alanının ufak olmasının (yani dar ve kalabalık alanlarda çalışmanın) işe geç kalmayı tetiklemenin yanı sıra, iş tatminini de doğal olarak düşürdüğü anlatılıyor.

Aslında doğru soru belki de açık ofis mi kapalı ofis mi sorusu değil, bu ikisinin dengesinin nasıl olması gerektiği. Hem zaten açık ofis ne demek ki? Bir panelle bakıştığınız ve oturduğunuz yerden kimseyi göremediğiniz durumlar mı? Yoksa daha kısa boylu bir panelle periferik bir aşk yaşarken başkalarını da görebilmek mi? Ya da çiçek gibi açmış dörtlü masalarda kısa paneller eşliğinde otururken, diğerleri ile aranıza uzun panellerin girmesi mi? Gidişat sanıyorum iş hayatında çoğunluk haline gelmeye başlayan Y kuşağınının (1980 sonrası doğumluların) tercihlerine göre belirlenecek. Onların da her türlü açık iletişimi sevdiklerini düşünürsek yüksek paneller tamamen tarih olacak gibi.

Başka Konular
Oturma düzeni, iç mekâna ait tek problem değil ofislerde. Aydınlatma, havalandırma ve oturduğunuz yer gibi noktalar da önemli. Gün ışığı ve ruh açan bir manzaranın iş performansına olumlu etkileri malum. Yanlış aydınlatma ise bir çok ofis çalışanında baş ağrılarına, göz problemlerine ve hatta strese yol açabiliyor.

Peki ofiste oturduğunuz yerin öz saygınızı etkilediğini biliyor muydunuz? Kötü konumlanmış bir masa bir anda sizin iş tanımınıza kapıcılık, fotokopicilik, hatta kişisel danışmanlık gibi etiketler ekleyebiliyor. “The Office” dizisinin hem İngiliz hem de Amerikan versiyonlarında, bu konuya ait bir sürü hicvedilmiş örnek görebilirsiniz!

Ne Yapmalı?
21. yüzyılda bilginin önemi ve değeri malum. İnsan kaynağının, firmanın en değerli varlığı olduğunun bilincinde olan yöneticiler, sürekli eğitimin, bilgi ve fikir paylaşımının ve zihinsel meydan okumaların öneminin altını çiziyor. Ama unuttukları bir şey var, o da öğrenmenin gerçekleştiği fiziksel mekânın önemi. Bu konuda, Profesör Franklin Becker, “Offices at Work” (İşbaşındaki ofisler) kitabında, ofis ortamının artan rolü hakkında yeni bir bakış açısı oluşturmak gerekliliğinden bahsediyor ve firmalara 10 altın kural öneriyor; sanırım dikkate almakta yarar var:

1. Ofisi yeniden icat etmek için metaforlar kullanın

2.
Çeşitlilik ve Seçim içinde Düzeni bulun

3.
Kültür yaratın, bürokrasi değil

4.
Belirsizliği sömürün

5
. Arka ofise dikkat edin

6.
Örgütsel hedef hakkında net olun

7.
Sisteme odaklanın

8.
Farklılaşma ve seçimi destekleyin

9.
Esnek iş modellerini yüreklendirin

10.
Profesyonelliğin neleri içerdiğini tekrar düşünün

Anket Sonuçları
Ofisinizden memnun değilseniz nedenleri?

Memnunum yüzde 32.15, Yeri kötü yüzde 10.00, Dekorasyonu kötü yüzde 15.77, Havasız ve Karanlık yüzde 15.44, Genel olarak kötü yüzde 26.65

Toplam: 3051

 

Kaynak: Milliyet İnsan Kaynakları Gazetesi
 
 
Bu yazı 507 kez okundu.
Bu yazı hakkında yorum yapılmamış.

 
  Üyelik Girişi
BİZİ TANIYIN  | ÇÖZÜM ORTAKLARI  | SIKÇA SORULAN SORULAR  | GÜVENLİK GİZLİLİK  | REKLAM  | KobiFinans RSS
KobiFinans'ı Öner Sık Kullanılanlara Ekle Ana Sayfam Yap Bize Ulaşın
KobiFinans, bir Finansbank Kobi Bankacılığı hizmeti olup her hakkı Finansbank A.Ş.'ye aittir. © 2008
Content by Kolay İçerik