Anasayfa
Favorilerime Ekle
KobiFinans'ı Öner
RSS
Detaylı Arama
10 Şubat 2012 Cuma
FORUM
ÜYE SORGULAMA
EĞİTİM MERKEZİ
Sektörler
Bilgi Merkezi
Dış Pazarlar
Uzmana Danışın
Eğitim Merkezi
Araçlar
Ana sayfa
Bilgi Merkezi
İnsan Kaynakları
Kariyer Yönetimi
"Kalıcı Başarı Uzun Vadeye Yayılmalı"
Bayilik ve Franchising
Dış Ticaret
e-Ticaret
Finansman
İnovasyon
İnsan Kaynakları
İş Gezisi Rehberi
İş Yaşamı
Kalite
Kişisel Gelişim
KOBİ Destekleri
Marka
Ofis Teknolojileri
Pazarlama
Risk Yönetimi
Satış
Vergi ve Muhasebe
Yeni Girişim
Yönetim
Bir Tartışmayı Sözsüz Kazanmanın Yolları
Malezya ve A4 Kağıdı İthalinde Dikkat !
İş Dünyasının En Önemli Yönetim Zaafı!
STK’lardan Dersler
Stratejide Sezgilere Yer Var mı?
Dikkat Çekecek Bir Özgeçmişi nasıl Hazırlarsınız?
KOBİ Yönetimleri "Rollerdeki Hızlı Değişimi" Farketmeli
Yeni Dünya-Yeni Motivasyon
Yeni Dünya-Yeni Motivasyon
Üç Kişilik İş Yapmak Zorundayız!
Performans Yönetimi
Ümit ÖZTÜRK
Performans Değerlendirme
Kathleen JORDAN
"Kalıcı Başarı Uzun Vadeye Yayılmalı"
Mehmet GÖÇMEN
AkçanSA Genel Müdürü
AkçanSA Genel Müdürü Mehmet Göçmen, başarılı akademik geçmiş üzerine itinayla işlediği kariyeriyle konuğumuz oluyor. Geleceğe dair tespitleri ise bir yol haritası sunuyor.
Başarılı olmayı nasıl tanımlıyorsanız tanımlayın, eğer başarı olarak işaret ettiğiniz noktada kalıcı olamazsanız ya da yarattığınız faydalar siz gittikten sonra kuma yazılmış isimler gibi siliniveriyorsa buna gerçek bir başarı demek mümkün değil. En azından toplumsal açıdan. Bir başarının sürdürülebilir olması, siz gittikten sonra da devinime etki etmesini gerektirir. Tabii böylesine bir başarıya ulaşmak için hedefinizin çok para kazanmak, çok güçlü olmak değil, iç huzuru da sağlayan bir kariyere sahip olup fayda sunan olarak belirlemelisiniz. Bir de sektörel ikimle kişiliğinizin örtüşmesine dikkat etmelisiniz. Tıpkı bu olguyu belki de ilk defa düşünmemize neden olan AkçanSA Genel Müdürü Mehmet Göçmen gibi. Göçmen, sektörel iklimin başarılı bir kariyer için ilk önemli adım olduğunu kafamıza kazıdı. Onun 1980 sonrası, Ülkeninkine paralel gelişen kariyerinde yaptığı tespitler, bundan sonraki 20 yılda Türkiye’nin yöneticileri olacak gençlere yol haritası niteliğinde.
Çocukluk hayaliniz neydi?
Ailem, Mudanya iskelesinde hamal olmak istediğimi söyler. Yazları dedemlerin Mudanya’daki köyüne gittiğimizde soluğu iskelede alırdım. İskeledeki hamalların o yükün altına girebilmekte gösterdikleri cesaret, harcadıkları emek demek ki beni o çocuk kafamla bayağı etkilermiş. Sonra hayallerim Galatasaray Lisesi’ni kazanınca değişti. 11 yaşında yatılı İstanbul’a gelince birden bire muazzam bir değişime uğradım. O yıllarda iletişimdeki rahatlığım nedeniyle hariciyeci olurum diye düşünürken fen bölümünü seçtim. Şimdi geriye dönüp baktığımda hariciyeciliği de severek yapardım gibi geliyor.
Peki, endüstri mühendisliğini seçerken ne kadar bilinçliydiniz?
1976 senesiydi, bu mühendislik dalının çok az bilindiği bir dönemdi. Benim hayatımda Galatasaray Lisesi’nden sonra ikinci önemli karardı ODTÜ’de Endüstri Mühendisliği’ne girmek. Fazla bilmeden girmeme rağmen başlayınca kendimle çok örtüştüğünü gördüm.
Keyifle okudunuz o halde?
Eşim de dönem arkadaşımdı ve bana göre daha disiplinliydi. Onun disipliniyle ben birden bire sınıf geçmek için değil bir şeyler öğrenmek, bunları yorumlamak ve hayatta uygulamak amacıyla okula gider oldum. Bilinçsiz ve sonuncu olarak girdiğim bölümü, mühendislik fakültesinin ’81 dönemi birincisi olarak bitirdim. Akademik kariyer yapmaya karar verdim.
Nasıl bir dönemdi?
Üniversiteyi okuduğum 1976-81 yılları arası Türkiye’nin en karanlık günleriydi. Üniversiteler üzerinde baskı vardı. Stres ve baskı altında okumak, ülkeyi yeniden algılamamıza neden oldu, bende yeni bir dünya görüşü oluşturdu. ODTÜ enteresan bir okuldur. Anadolu’dan çok öğrenci gelir. Bu ortamda okumak benim dünya görüşümün yerli yerine oturmasına neden oldu. O açıdan kendimi şanslı hissediyorum. Dönemsel uyuşma diyelim.
Bu ruh haliyle ABD’ye gittiniz.
10 günlük evliyken eşimle ABD’ye, Syracuse Üniversitesi’nde master yapmak üzere gittik. Ev yok, bark yok. Bir de ODTÜ İngilizcesiyle gidiyorsunuz. Şaka bir yana korkunç bir deneyim oldu benim için. Türkiye kapalı ekonomisiyle çok şeye ihtiyacı olan bir ülkeyken, birden bire 1981 ODTÜ’sünden çıkıp ABD’ye gidiyorsunuz. Üniversite kapısında kontrol yok, okul içinde jandarma karakolu yok, boykot yok, herkes istediği gibi okula girip çıkıyor. Öğretmenlerle ilişkiler çok farklı. Arkasından bağıracak bir rektör yok. Bu makinalar para veriyormuş diye ATM’lerin önünde duruş, sekiz şeritli yollara bakış, oradaki sistemi algılama ve sadece 24 yaşındayım. Masterı dörtten aşağıya not almadan birinci olarak bitirdikten sonra kendi insanlarımla olacağım dedim ve 1983’te Türkiye’ye döndük.
Dönünce planınız neydi?
Akademik kariyer aklımın bir kenarında olduğundan İTÜ’ye girdim ama doktoramı verirken 1985’te üniversiteyi ani bir kararla bıraktım. Akademik kariyerin bana bir şey katmayacağını anladım. Ben bu kararı alırken Türkiye’de başka bir film oynuyordu. Rahmetli Turgut Özal’la birlikte bir transformasyon geçiriyorduk. Ülke ekonomisi dışarıya açılıyor ve "aklı evvellere" ihtiyaç duyuluyordu. Dönem benim ve benim gibi düşünenlerin dönemiydi. Maalesef benim dönemdaşlarımın önemli bir kısmı bankacı, finansçı oldu. Maalesef diyorum çünkü yıllar sonraki çalkantılar kariyerlerini parçaladı. Bir diğer kısmı, dış ticaret sermaye şirketlerine girdi çünkü Türkiye ihracat patlamaları yaşıyordu. Onlar çok para kazanmayı hedefleyenlerdi. Bir kısmı bilgi işlem teknolojilerine girdi. Çok başarılı çalışmalar yapan dönemdaşlarım oldu bu alanlarda. Ben ise üretim sistemlerinde olacağım diyen azınlıktandım. Alçak süzülmeyi tercih ediyordum.
Nerede başladınız kariyerinize?
Ufak sayılabilecek, yüzde 100 ithal ikamesi sağlama mantığıyla kurulmuş, dünyada rekabet gücünün peşinde pek koşmamış bir şirket olan Çelik Halat ve Tel San. A.Ş.’ye gittim. Kimse böyle küçük bir şirkete gidişime anlam veremedi. Halbuki ben uzun dönemli ve kalıcı başarı isterim. 13 sene, üç ay boyunca bu şirketin aşağı yukarı her departmanında çalıştım. Önemli bir akademik kariyerden sonra yaptığım işlerin sonucunu alabildiğim bir şirkette okuduklarımı tek tek yerine koyabildim. En son 1996’da şirkette gelebilecek daha başka bir pozisyon kalmayınca ayrıldım ve Lafarge Türkiye’ye genel müdür olarak geçtim.
Lafarge nasıl bir deneyimdi?
Burası üniversiteyi bitirdikten sonra MBA yapmak gibiydi benim kariyerimde. Üniversitede görüp sanayide uyguladıklarımın global boyutunu görme şansım oldu. O dönem dünyanın globalleştiği, sektörlerin uluslararası boyutta konsolide olduğu bir dönemdi. Duvarlar yıkılmıştı. Dünyanın bu yeni sürecinde ben de dünya oyuncusuydum, fonda böyle bir resim vardı. Kariyerimin büyük bir kısmı Türkiye’nin çabuk değiştiği bir döneme geldiği için kendimi şanslı sayıyorum.
AkçanSA’daki sorumluluğunuz sizi heyecanlandırıyor mu?
Lafarge’dan sonra 2003 yılında AkçanSA’daki görevime başladım. Tüm tecrübelerimi yansıtabileceğim bir yerdi. Bir yanda Türkiye’nin en büyük holdinglerinden Sabancı, bir diğer yanda dünyanın en büyük inşaat sektörü oyuncusu Heidelberg Cement Grubu ve halka açık, dolayısıyla büyük, güçlü bir yapı. Türk çimento sektörünün lideri. Bütün ortaklar iş odaklı. Ve çok da güzel bir kadro var. Geldikten sonra kimseyi dışardan transfer etmek zorunda kalmadım. Şimdi Türkiye’de arka fona bakalım: Bölgeden başlayarak global oyuncu çıkartma önceliğine sahip bir Türkiye. İşte bu da bizim bundan sonraki konumlanmamızı oluşturacak.
Sizi bu başarı yolculuğunda motive eden neydi?
Ben fikirlerim, dünya görüşümle yaptığım işin örtüşmesine bakıyorum. Böyle yapınca iç huzur tam oluyor. Yaptığınız iş size uygun olmalı. Hayalleriniz ve hedefleriniz olmalı. Benim hedeflerim şirketin sermayedarlarınkiyle uyuşuyor. Bu uyuşma olmasaydı başarı olmazdı zaten. Gerisi size ve ekibinize kalmış. Siz bulunduğunuz sektörel iklime kendinizi uyumlandırıyor, çalışanlarınızı hedeflerinize inandırabiliyorsanız başarınız da sürdürülebilir oluyor. Bazen şirketler büyüyor ama yönetim yapısı aynı kalıyor. Büyüklüğünüzün faydasını ne siz, ne sermayedarlarınız ne de çalışanlarınız görüyor.
Ekip arkadaşı seçerken kriterleriniz neler?
Ben öncelikle şirkete değil sektöre bakılması taraftarıyım. Sektörel iklim diye bir şey vardır ve kan uyuşmazlığı olursa başarı olmaz. Gelen insan öncelikle nasıl bir sektöre geldiğini iyi bilmeli. Çimento sektörü kendine göre bir kültürü, yavaş devinimi olan, sermaye yoğun, büyük karlar ya da zararları yavaş yavaş yaratan bir sektördür. Her gün yeni markaların yaratıldığı dinamik bir sektörden keyif alıyorsanız iyi akademik geçmişinize rağmen bu sektörde yapamazsınız. Biz Akçansa olarak buradaki profile uyanlara en iyi kariyer imkanları sunan şirketiz. Ama kariyer dediğiniz şey başarıyla şirket ihtiyaçlarının kesişebilmesidir. Siz çok parlak bir başarı gösterirsiniz ama şirket ihtiyaçları o yöne doğru gelişmiyorsa biraz da yatay gitmeyi kabul edeceksiniz. Bize yeni katılanların kariyerini planlar, gelişimine destek de oluruz ama çok sabırsızsa bizim önerebileceğimiz bir şey olamaz. Bence başarı uzun vadeye yayılırsa başarıdır.
Emeklilik için nasıl bir planınız var?
Ben son güne kadar çalışmak istemem. Ama iş hayatı bittikten sonra da gerçek hayatla bir bağım olmaya devam etmeli. Galatasaray’la ya da politikayla daha çok uğraşabilirim. Her seçimden sonra meclisi eleştiriyoruz. Biz de bu işin içinde olmalıyız. Şu anda çok da dışında değilim politikanın. Medya sektörüne de girebilirim. Daha geniş kitlelerle bu birikimimi paylaşmayı isteyebilirim. Bir televizyon programıyla ya da haftada bir kere bir yerlerde yazarak olabilir bu. Tabii ki bugünkü kadar aktif çalışmayacağımdan aileme daha fazla vakit ayıracağım ve İstanbul’un dışında daha fazla zaman geçirmeyi planlıyorum. Gidip balık tutayım, şarapçılık ya da zeytincilik yapayım diye bir amacım yok. Eşim İstanbul’dan ayrılmaz, ben de ayrılmam.
Sabah Gazetesi İşte İnsan / Zeynep Yosun Akverdi
Bu yazı 3674 kez okundu.
Bu yazı hakkında yorum yapılmamış.
Yazı hakkında yorum yap
Arkadaşıma gönder
Sayfayı yazdır
Arşivime gönder
Paylaş
Google
Twitter
FriendFeed
Facebook
“Sektörün Vergi Avantajlarına İhtiyacı Var”
Şirketini Sıfırdan Kurdu, 21 Yılda Zirveye Çıktı
"Boruda, Çelikte Hızlı Koşuyoruz. Distribütörlükte Yurtdışına Açılıyoruz"
Üyelik Girişi
Kullanıcı Adı :
Şifre :
Şifremi unuttum
Beni Hatırla
Aylık KobiFinans E-bülten'e üye olmak için lütfen bilgilerinizi doldurun.
Sektör seçiniz...
Ambalaj
Araştırma / Geliştirme
Bankacılık
Basın Yayın
Beyaz-Kahverengi Eşya
Bilgisayar - Yazılım
Büro Malzemeleri
Cam Ürünler
Dayanıklı Tüketim
Demir Çelik
Demir Dışı Sanayi
Deri / Ayakkabı
Dış Ticaret
Eczacılık / İlaç
Eğitim / Danışmanlık
Elektrik
Elektromekanik
Elektronik
Endüstri ürünleri
Enerji
Finans
Gıda-İçki-Tütün
Haberleşme
Halkla İlişkiler
Hediyelik Eşya
Hırdavat / Nalburiye
Holding
İnşaat Malzemeleri
İnşaat - Elektrik Taahhüt
İnternet Servisleri
Kağıt
Kimyevi Maddeler
Kültür - Eğlence - Spor - Dernek
Maden
Makina ve Metal Eþya
Metal İşleme / Kuyumculuk
Orman Ürünleri/Mobilya
Otomotiv
Perakende Ticaret
Petrol ve Petrol Ürünleri
Plastik / Lastik / Kauçuk
Reklam / Promosyon
Sağlık
Sigorta
Tarım - Hayvancılık
Taşımacılık / Dağıtım
Teknoloji / Medya / İletişim
Tekstil - Dokuma - Konfeksiyon
Telekomünikasyon
Toptan Ticaret
Turizm
Yazılım
Diğer
“İş Lideri Kavramı, Hiyerarşik Yapının Ötesinde Bir Anlam Taşıyor”
Semra AKMAN
Tüm Çabalarımız, Tercih Edilen İşveren Olmak İçin
Sakine KARABIYIK
Yeni Dünya-Yeni Motivasyon
Ufuk Tarhan
Önemli Bir İhtiyaç: Kariyer Molası
Tuba İLZE GÖRMEZOĞLU
Mağaza Kiralamak İçin Gittiği Capitol’e Genel Müdür Oldu
Vakkorama Genel Müdürü’yken Capitol Alışveriş ve ...
Başka Şirkette Yetişti, Aile Şirketini Atağa Geçirdi
26 yaşında üstlendiği genel müdürlük görevi ile ...
Olgun Şirketlerin Bumerang Çalışanları
Olgun, yani işten ayrılan çalışanlarına gücenmeyen ...
18 Şubat 2008
Kariyerini Düşünen Yönetici Anadolu’ya Koşuyor
Anadolu’daki küçük ve orta boy işletmelerin (KOBİ) ...
17 Ocak 2008
Bizi Tanıyın
Çözüm Ortakları
Güvenlik ve Gizlilik
Sıkça Sorulan Sorular
Reklam
Ödüllerimiz
Ana Sayfam Yap
Bize Ulaşın
Site Haritası
KobiFinans, bir
Finansbank Kobi Bankacılığı
hizmeti olup her hakkı
Finansbank A.Ş.
'ye aittir. © 2010