Yıllarca önce birlikte çalışmıştık. Onun hakkındaki ilk izlenimlerim son derece olumluydu. Çok faaldi. Arandığında pek bulunmazdı. Ya toplantıdaydı, ya şirket dışında iş kovalıyordu. Gün içinde birçok e-posta gönderir ve ne kadar çalıştığını herkese göstermiş olurdu. Ağzını her açtığında, üzerindeki her işi ne kadar iyi yaptığını anlatırdı.
Her zaman şık ve enerjikti. Yöneticilerine karşı son derece efendi, astlarına karşı aynı derecede sertti. Hep rüyaları vardı. Çok büyük projeler yapmıştı. O’nun dedikleri yapılırsa, bağlı bulunduğu departmanın başarılı olması işten bile değildi.
Aradan birkaç hafta geçti. Yaldızları dökülmeye başladı. O’nunla birlikte yaptığımız hiçbir işte mesafe kaydedemiyorduk. Donanımsızdı, yetersizdi ve yeteneksizdi. Projelerinin tutar tarafı yoktu. Hiçbir ciddi planlamaya dayanmıyordu.
Kendisiyle çalışamayacağımızı söylemek durumunda kaldık.
Kendisini o kadar iyi pazarlıyordu ki kısa süre sonra bir iş buldu. Orada ne kadar çalıştı, neler yaptı izlemedim. Ama birkaç ay içinde kendisini ele vermiştir diye düşünüyorum. Ben bu tecrübeyi, değişik bir “case” olarak görmüştüm. Ancak daha sonra okuduğum bir haber beni bayağı şaşırttı.
2000 yılında, bu çalışmalarıyla Nobel Ödülü kazanan iki psikolog, Justin Kruger ve David Dunningin, iş yerinde yeteneksiz insanlarla ilgili bir araştırma yapmış. Önce ortaya bir teori atmışlar: “Niteliksiz insanlar ne ölçüde niteliksiz olduklarını fark edemez. Bunlar, nitelikli olanların niteliklerini de görüp anlamakta acizdir.”
İki uzman daha sonra bu teorilerini test etmiş. Bunun için, 45 öğrenciye, içinde değişik alana ilişkin soruların bulunduğu bir test yapmışlar. Ardından da öğrencilerden, testin sonucunda ne kadar başarılı olduklarını tahmin etmelerini istemişler. En başarısızlar, yani soruların ancak yüzde 10’unu doğru bilenler, testin yüzde 60’ına doğru cevap verdiklerini söylemiş ve ‘İyi günümüzde olsak, yüzde 70 doğru çıkarırdık’ demeyi de unutmamış. Soruların yüzde 90’ına doğru cevap verenler ise, soruların yüzde 70’ine doğru cevap verdiklerini tahmin etmişler.
Psikologlar, ‘İşin vahim tarafı, yeteneksizler, kariyer açısından daha şanslılar’ diyor. Neden mi? Sözü kendilerine bırakalım: “İşinde çok iyi olduğuna inanan yetersiz kişi, kendisini ve yaptıklarını övmekten, her işte öne çıkmaktan ve haddi olmayan görevlere talip olmaktan en küçük bir rahatsızlık duymayacaktır. Aksine bunu bir hak olarak görecektir. Bu arada gerçekten bilgili ve yetenekli kişiler ise, çalışma hayatında fazla alçakgönüllü davranarak kendilerine haksızlık edecek, öne çıkmayacak, yüksek görevlere kendileri talip olmayacaklardır. Değerleri bilinmeyince de için için kırılacaklar, kendilerini daha geriye çekecekler ve muhtemelen üstleri tarafından ihtiras eksikliği ile suçlanacaklardır.”
Psikologlar, iş hayatında dikkat edilmesi gereken bu “yeteneksiz kişiler”in özelliklerini ise şöyle sıralıyor:
* Çok gürültü patırtı eder, çok şey yapıyormuş havası estirirler.
* Ne olursa olsun hazırlıklıymış, olacakları önceden biliyormuş gibi davranırlar.
* Üstlerine karşı son derece kibardırlar. Altındakilere, özellikle de en çok ihtiyaç duyduklarına kötü muamele ederler.
* İktidar ilişkileri onlar için önemlidir.
* İlk denemede başarılı olamazlarsa, başarısızlıklarının belgelerini yok etmeyi ihmal etmezler.
Yeteneklilere, yeteneksizlere ve aralarında seçme yapacak İnsan Kaynakları sorumlularına duyurulur.
Kaynak: İşte İnsan Gazetesi
www.isteinsan.com.tr
|