|
 |
|
Yüksek Maaşla İş Motivasyonu Yaratmak Mümkün Mü?
|
|
İnsankaynaklari.com’un bu haftaki araştırmasına katılanların yüzde 54,94’ü para için çalıştığını belirtiyor. Peki, acaba iş hayatından tek beklentimiz para mı? Ne için çalışıyoruz? Kısaca: “Hayatımızı istediğimiz gibi yaşamak için” diyelim. Bunun için ihtiyacımız olan şey ne peki? Kısaca: “Para!”
O halde durum açık; paranın kölesiyiz. Peki, hep öyle değil miydik zaten? Kapitalist düzen zaten bunu körükleyip durmadı mı yıllardır? Evet, ama, geçmişe göre bu kölelik hali herkesi daha fazla rahatsız eder oldu, özellikle de hayattan farklı beklentileri olan yeni nesli. Hal bu iken, “para için çalışıyor olmak” beraberinde derin mi derin bir mutsuzluk da getiriyor artık. Hatta durum öyle sınırdaki, birçokları özgürlüğünü satın alabilecek minimum parayı kazandığı anda prangalarından kurtulmanın hayallerini kuruyor her gün.. Artık askerlik gibi gün sayar oldu insanlar “emeklilik” için... “Hedonik çark”a, yani sahip olduğumuzun daha fazlasını sürekli istemeye, insan doğasına rağmen karşı koymaya -daha fazla-çabalıyoruz. Parayı artık huzur için istiyoruz; zaman satın almak için, aileyle ve sevdiklerimizle keyifli dakikalar için istiyoruz. Gönül sesimizi dinleyebilmek ve duyabilmek için istiyoruz. Bertrand Russell’ın “Aylaklığa Övgü”sünü nihayet tebessümle okumak için istiyoruz.
Her Şey Para Mı? Evet belki “para” için çalışıyoruz ama “para” artık sadece bir araç, amaç değil. Dolayısıyla değer verdiğimiz şeyler listemizde o kadar da üst sıralarda değil. Eski siyah-beyaz Türk filmlerinde çok duymuştuk “paranın saadet getirmediğini” de inanmamıştık. Artık inanıyoruz. Özellikle de yeni nesil. Bu evrimsel değişim sürecine güzel bir örnek, Meral Çileli’nin International Journal of Psychology’de yayınlanan makalesi (2000): Çalışmada, 6 yıllık bir dönemin bile, Türkiye’de gençlerin değer yönelimlerinde değişim yarattığı belirlenmiş. 1995 yılında gençler için en önemli nihaî değerlerin, hedonistik yönelim, heyecanlı yaşam ve bireycilik olarak belirlenmiş olması, durumu kısaca özetliyor zaten.
Akademia İş Dünyasına Karşı Peki hayatımızda paradan daha değerli meseleler var ama, para iş motivasyonu yaratma açısından ne kadar “değer”li? Sadece yüksek maaşla iş motivasyonu yaratmak mümkün mü? Konuya yönelik akademik dünyaya ait yayınlar ile iş dünyası çalışanlarına yönelik yayınlar arasındaki ciddi fikir ayrılığına, bu noktada değinmekte yarar var.
Birinci grup, yani akademisyenler, paranın/maaşın (çok) önemli bir motivasyon unsuru olduğuna inanıyor; insanlar kendilerine doğrudan bu kapsamda bir soru yöneltildiğinde başka öncelikleri listenin başına koyarak tersini söylüyor olsalar da. Ana teorik açıklamaları, paranın arzu edilen birçok şeyi almada aracı olma özelliğinin önemi. Para, Maslow’un meşhur ihtiyaç teorisinde, üçgenin en altında yer alan taban ihtiyaçları (yemek, oturacak yer gibi) satın alabilmenin yanı sıra aynı zamanda sosyal statü, çocukların iyi eğitim almaları, erken emeklilik ve özel zevklere zaman ayırabilme anlamlarına gelmesi açısından da önemli.
Son dönemde, sosyobiyologlar ve evrimsel psikologlar da göreceli refahın ve statünün, insan doğasında “hard-wired” olduğunu, yani evrimsel ve doğal seçim süreçlerinin, pozisyon veya hiyerarşi açısından “en tepede” olanı kayırmasından kaynaklandığını ifade ediyor. İşte bu yüzden insanlar yan komşusundan “biraz daha büyük” bir araba veya ev hayal ediyor, bu yüzden yan masadakinden “biraz daha fazla” maaş istiyor. Dolayısıyla paranın, işlevselliğinin yanına yüklendiği sembolik anlamları da koyarak, Maslow’un ihtiyaç hiyerarşisinde, en temel ihtiyaçlardan “kişisel saygı”ya giden yolda, tüm ihtiyaçları karşılama kapasitesine sahip olduğunu söyleyebiliriz, diyorlar.
Beri yanda ikinci grup ise, yani profesyonel yaşama yönelik yayınlar, paranın iş tercihlerinde veya motivasyon yaratmada çok da fazla önem teşkil etmediği görüşünü savunuyor. Bu konuda önemli bir örnek, çeyrek milyonluk tirajıyla üst düzey yöneticilere hitap eden Harvard Business Review. Son 20 yılda bu yayın kapsamında şu makale başlıklarına rastlamak mümkün: "Niye Maddi Teşvik Planları İşlemez?" (Kohn, 1993, neden "personele rüşvetin işlemediğini" basitçe anlatıyor), "Maaş ile ilgili 6 tehlikeli Mit" (Pfeffer, 1998, performans bazlı maaşın etkin bir motivatör olduğu "mit"i üzerine), ve "Bir Kere Daha: Personeli Nasıl Motive Ediyorsunuz?" (Herzberg, 1987, cevabı kısaca "para ile değil, çünkü para aslında bir motivasyon düşürücü").
Kim Haklı? Kimin haklı kimin haksız olduğu çok da önemli değil aslında. İnsan karmaşık bir yaratık dolayısıyla her iki yaklaşım da doğrular içeriyor, fakat işin özüne odaklanmak lazım. İş hayatından tek beklentimizin para olmadığı açık. Duygularımız, hislerimiz her zamankinden daha önemli. O zaman bu (ciddi) değişim için bazı “kabuller” olmalı. Mesela artık hiyerarşinin farklı tanımlanması gerektiğini kabullenmek gerek; “mobbing” (psikolojik taciz) meselesini önlemede de etkin olabilecek bir açılım bu. Yani sıra cemaatçiliği körükleyerek bireyselliği öldürmemek gerek. Sürüden ayrılanı kurt kapmıyor artık. Bir de tabii “eğitim” şart! Klişe belki ama “öğrenmek” sonsuz bir yolculuk; verilecek (iyi) eğitimlerle personelin hem içsel tatminini, hem de performansını yükseltmek, şimdi artık çok daha olası.
Kaynak: Milliyet İnsan Kaynakları Gazetesi
|
| |
|
| |
|
Bu yazı
966 kez okundu. |
| |
|
Bu yazı hakkında yorum yapılmamış.
|
| |
|
|
|
|
|
|
|