İyi bir iş yapmanın birinci koşulu iyi bir ekip oluşturmaktır. Bu ekibi oluşturmada insan kaynakları yöneticisine büyük iş düşer. İnsan kaynakları yöneticisi pek çok şapkası olan bir adam/kadın, iyi bir satranç oyuncusu gibi strateji geliştiren kişidir.
İyi bir aşçı gibi mutfağındaki malzemeden son derece lezzetli bir yemekler yapar. İyi bir futbol takımı teknik direktörü gibi oyunu okur ve sahaya en uygun takımı çıkartır. Kadrosunda her türden oyuncu bulundurur. Onun gözbebeği yıldız oyunculardır.
Ama bir takımın yalnızca yıldız oyunculardan kurulmadığını bilir. Kurulursa da ciddi bir ego problemiyle karşı karşıya kalır. Bir yıldız oyuncunun yanında, onu dinleyecek, yardımlaşacak iyi bir ekip gerekir.
Ekipteki her oyuncu farklı özelliklere sahip olmalıdır. Birinin zayıf yönü, diğeri için güçlü yön olabilir… Örneğin bir ekibe hırslı kişiler çok gerekli olabilir. Her şeyi yapar gibi görünürler. Yaparlar da... Ama iktidarı onlara verirseniz, dünyanızı başınıza yıkılmasına hazır olmanız gerekir. Çünkü her şeyi bilirler ve kimseye söz hakkı tanımazlar.
Sonuçta, onları dengeleyecek diplomatlara ihtiyacınız vardır. Soğukkanlı diplomatlar, ekibe, en az hırslılar kadar gereklidir.
Askerliğimi Deniz Kuvvetleri’nde uluslararası hukuk dairesinde yedek subay olarak yaparken, Yunanistan ile olan bir sorunu görüşmek üzere Dışişleri Bakanlığı’nda bir toplantıya gittim. Biz üç subaydık ve karşımızda üç diplomat vardı. Askerler ilk sözü aldı. Sorunu çok matematiksel bir biçimde ortaya koydular. ‘Durum bu, eğer böyle yaparsak şöyle sonuç alırız’ gibi. Kısa ve öz konuştular. Kararlı ve net idiler.
Sonra lafı diplomatlar aldı. Bu kadar kolay bir karar almaktan yana görünmüyorlardı. Futbol terimiyle söylemek gerekirse bayağı bir top dolaştırdılar. İşin başka taraflarını tartışmaya açtılar. İlginç örnekler verdiler. Fıkra anlattılar. Laf uzadıkça uzadı. Toplantı yaklaşık üç saat sürdüyse, askerler bunun en fazla yarım saatinde konuşabildi.
Toplantı çıkışında, Deniz Kuvvetleri’ne doğru yürürken, üstüm olan binbaşı “Sen onların söylediklerden hiçbir şey anladın mı?” dedi. Anlamıştım ama başka bir şeyi... Askerlerle diplomatlar arasındaki yaklaşım farkıydı anladığım. Bu dersi hiç unutmadım. Diplomatların nasıl bir tampon vazifesi gördüklerini, gerilimli ortamları nasıl yumuşattıklarını, bir tartışmada diğer renkleri fark etmenin önemini orada gördüm. Askerlerin bilimsel, kararlı, net tavırları da etkileyiciydi.
Evet, iyi bir ekip her türden “iyi adamdan” kurulmuş olmalıdır. Cesurlar mutlaka gereklidir. İhtiyatlılar da… Panikleyenler, başıma bir şey gelecek korkusuyla en titiz çalışanlar arasındadır. Bu yüzden de iyi işler çıkartırlar. Ama onları rahatlatacak kişiler de mutlaka ekipte yer almalıdır.
En iyi insan kaynakları yöneticisi, farklı özellikli kişilerden uyumlu bir takım yaratandır demiştim. Peki kötü insan kaynakları yöneticisi? Yine bir anımı anlatayım.
Yaklaşık 10 yıl kadar önceydi. Basın sektöründe ilk kez “performans değerlendirmesi” yapılıyordu. Yönetimden bir takım formlar gönderdiler. Açıp baktım. Basın sektörü için hiç uygun değildi. Ne bileyim, tekstil iş kolunda yapılanlardan hiçbir farkı yoktu.
Genel müdüre gidip durumu anlattım. Gazeteci olmak için gerekli nitelikler çok farklıydı.
O da çok makul bir şey söyledi. “Basın sektörüne uygun olanı da sen yap” dedi. O hevesle işe giriştim. Bir haftadan fazla bir süre uğraştım, arkadaşlarıma danıştım. Bence ortaya bayağı eli yüzü düzgün bir şey çıktı.
Bir hafta sonra bütün yayın grubu olarak toplantı salonuna çağrıldık. İnsan kaynakları müdürü söz aldı ve şunları söyledi “Aydın Demirer arkadaşımız da uğraşıp basına uygun güzel bir performans değerlendirmesi formu hazırlamış ama biz şimdi onları değil, bizim daha önce dağıttıklarımızı kullanacağız.”
Grup birkaç ay sonra ciddi bir mali krize girdi. Yeni gelenlerin ilk işi sıkı bir temizlik yapmak oldu. En başta çıkartılanlardan biri de o insan kaynakları müdürüydü.
Kaynak: İşte İnsan Gazetesi
www.isteinsan.com.tr
|