Şu anda dünyada ve Türkiye'de herkesin yanıt aradığı soru, “Krizde dibe ulaşıldı mı?” sorusu. Özellikle ABD, Japonya ve AB’ye üye belli başlı ülkelerin tüketici güven endekslerinin yükselme eğilimine girmesi, krizde sona gelindiğine ilişkin umutlarında güçlenmesine neden oldu. Hiç şüphesiz bu eğilimin giderek güçlenmesi, sanayi üretiminin ve talebin artmasını da sağlayacaktır.
Krizin başlamasından bu yana yapılan müdahaleler, krizin büyük ölçüde iyi yöneltildiğini gösteriyor. 1929 krizi kadar büyük bir kriz ile karşı karşıya olduğumuz düşünüldüğünde, bu krizde, 1929 krizinde yapılan temel yanlışların yapılmadığını rahatlıkla söyleyebiliriz:
* 1929 krizinde piyasanın ihtiyacı olan likidite sağlanmamış, tam aksine başlangıçta enflasyonu artıracağı korkusuyla para arzı kısılmıştı. Bu krizde ise, Amerika Merkez Bankası (FED) ve diğer merkez bankaları, piyasaların talep ettiği likiditeyi sağlamış, parasal genişlemeye rağmen enflasyon oranı yükselmemiştir.
* 1929 krizinde reel sektöre müdahale ancak krizden 3 yıl sonra başlamıştı. Yaşadığımız krizde ise, müdahale krizle birlikte başladı ve artan oranda da devam ediyor.
* 1929 krizinde, ABD “büyük bir ülke” sorumluluğunu yerine getirmemiş ve diğer ülkelerle işbirliği yapma konusunda çekinceli davranmıştı. 2008 krizinde ABD büyük bir ülke gibi davrandı ve özellikle Başkan Obama'nın göreve başlaması ile bu durum daha arttı. ABD, Japonya ve AB ülkeleri ile sıkı işbirliği yapmanın yanında, G-20 Zirvesi'nin toplanmasına ve krize karşı ortak bir mücadele programı üzerinde, esnek de olsa bir mutabakat sağlanmasına öncülük etti.
Gelinen noktada, krizin dibe vurup vurmadığı tartışmasının artık bir ayrıntı olduğunu düşünmeliyiz. Çünkü 2009’da olmasa bile, 2010’da krizin etkisinin azalması kesin gibi görünüyor. Ancak şunun da unutulmaması gerekiyor: Bu ölçekteki krizler de iniş çıkışlarında olması şaşırtıcı olmayacaktır. Bundan dolayı tüm ülkelerin, bunu göz önüne alan politikalar üretmesi gerekiyor.
Kaynak: Dünya Gazetesi
www.dunyagazetesi.com.tr
|