Her olağanüstü olay ya da olgu, ister istemez dikkatleri belli noktalara toplar. “Odak kayması”, halk arasında söylendiği gibi, “ormana bakarken ağacı gözden kaçırma” gibi bir yanılgı yaratabilir.
Kriz, çıkış kaynağı nedeniyle “makro finansal sorunlara” odaklanılan tartışmalar üzerinde yoğunlaşıyor. Tartışmaya katılanlar, “büyük resim” ile “ayrıntı dinamiğini” birlikte ela alma çağrısı yapıyorlar. Fakat bu çağrı, sadece makro sorunlar, özelinde de finansal konular üzerine tartışma yapılmasını neden oluyor. İndirgemeci yaklaşım, çoğu zaman “hedef şaşırtmasına” yol açıyor.
Ülkemizin büyük sorunu, ithal ikameci dönemin koşullarına göre oluşan işyeri ölçekleri, teknolojik donanımın yetersizliği ve yönetim anlayışındaki gelenekçi yaklaşımdır. Önemini ve etkilerini hiç tartışmadığımız bu büyük kriz yaşanmamış olsa da, ölçek, teknoloji ve yönetim algılamasında “dönüşüm” işyerlerimizin temel sorunu olarak bütün ağırlığı ile sürmekte idi.
Eğer esnekliği, uyum yeteneği, yenilikçiliği ile işlevlerini yerine getiren KOBİ’lere sahip olmak; bu işyerleri aracılığı ile “kaynak kullanma verimini” artırmak ve “sürdürülebilir rekabet gücü” yaratmak istiyorsak; krizle birlikte, işyeri yapılanmasında ölçek sorunlarını da ele almalıyız.
Kriz, Neden Ölçek Sorununu Gündemin Ön Sıralarına İtiyor? Bunun 1’inci sebebi, ülkemizdeki küçük ve orta ölçek işletmelerin, “çok küçük olmaları” dır. Hangi sektörü ele alırsak alalım; işyeri sayıları öylesine rakamlara ulaşıyor ki, şaşırmamak elde değil. Bir de buna, değişik kaynaklardan sağlanan imkanlara “erişebilirlik” analizi yaptığınızda, “erişebilir işyeri” sayılarının azlığı, dönüşüm ihtiyacının ne denli büyük olduğunu gösteriyor.
Üzerinde durulması gereken 2’nci nokta ise, KOBİ’lerimizin “mesleki örgütlenme” bakımından da sorunlu olması. İşyeri sayıları ile örgütlü işyerlerini karşılaştırdığınızda, sağlanan imkanlara erişebilirlik oranının düşük olmasının nedenini anlayabiliyorsunuz. Çünkü hem mesleki örgütlenme düzeyi düşük, hem de örgütlere “aktif katılım” yeterli olmadığı için “erişebilirlik katsayısı” da küçülüyor.
Çok tartışılmıyor ama 1’inci kuşak “KOBİ kurucuları” belli bir yaşa gelmiş durumda. Çoğunun çocukları ise, işi sürdürme niyetinde değil. Bu nedenle, gelişme umudu ve beklentisi bitmiş durumda. Bir de bu gelişmeye, küresel rekabet nedeniyle azalan kar marjı eğilimi eklenince, birikimleri “gelişme yatırımlarına” yönlendirme yerine, toplumsal statüyü korumaya ve başka alanlara yönlendirme eğilimi hızlanıyor. Çocukların işi devralma istekliliğinin düşük olması, sahip-yöneticilerin yeni yatırım risklerini üstlenecek yaşı aşmış olmaları, ülkemizdeki KOBİ’lerin temel bir sorunu. Bu sorun, krizle birlikte daha büyüyecek. KOBİ’lerde ki “tasfiye süreci” hızlandıkça, “kurunun yanında yaşın yanması” olgusu ile karşılaşacağız. Bu yangını, en az hasarlı atlatabilmek için, “vahşi dönüşüm” yerine “planlı dönüşüme” rehberlik etmek gerekiyor. Bu rehberlik, öncelikle sorunların bir de bu cepheden bakarak değerlendirmeyi gerektirir.
Ortaklık ve İşbirlikleri KOBİ’lerin krizle birlikte hızlanacak olan tasfiye sürecinde, gelişme potansiyeli olanların zarar görmemesi için organik büyüme, ortaklıklar ve işbirlikleri süreçleri işleyecek.
Potansiyeli olan işyerlerinin organik büyümesini sürdürerek, rekabet edebilir ölçeklere ulaşmasının önündeki engelleri kaldırmak, ilk temel ödevdir. 2’nci adım ise, ortaklıklar ve işbirlikleri ile rekabet edebilir ölçek yaratma sürecidir. Buna “piyasa yapıcısı kuruluşlar etrafında örgütlenme” diyoruz.
Rekabet edebilir ölçek yaratmaya yönelik en büyük teşvik, konunun bütün yönleriyle tartışılmasıdır. Özellikle, görsel ve yazılı medya bu konuyu gündeme taşır, zihni planda insanlar hazır hale getirilir, neleri yapabileceklerini, neleri yapamayacaklarını anlamaları sağlanırsa, “zihni meşrulaştırma” aşaması sağlıklı gelişir, proje ve uygulama aşaması da sınırları içinde bir sapmayla aşılabilir.
Krizi bütün etkileriyle tartışmak istiyorsak, tartışmaları önce finans sisteminin alanından çıkararak, “karşılıklı bağımlılık” içinde bulunduğu, diğer makro ekonomik alanlara taşımalıyız. Ardından da, işyerleri düzleminde, mikro ekonomik yönlerini de ele almalıyız ki, son çözümde, insan ve sermaye kaynaklarını, üretim sürecinde doğru kullanabilelim.
www.dunyagazetesi.com.tr
|