Son yıllarda moda olan bir kavram var: Takım çalışması ya da takım ruhu. Dikkat ederseniz ilanlarda çoğu şirketin bir “takım arkadaşı” aradığını görürsünüz. Takım kurmak, takım performansı, takım halinde düşünmek, takım hedefi gibi onlarca “takım jargonu” moda oldu günümüzde.
Takım çalışması kavramı acaba baştan bu yana bilinen bir süreç miydi? Örneğin endüstri devriminin hemen arkasından Henry Ford'un bant sistemini icat etmesine şimdi bir takım çalışması gözüyle bakabilir miyiz?
Hayır, takım çalışması o dönemlerden çok sonra, 1990'larda olgunlaşmış uzmanlık kültürüne dayalı yeni bir kavramdı. Takım çalışmasının ana hatları önceden az çok biliniyor olsa da, onu şirketler için temelli bir kavram haline getiren Amerikalı yönetici Jon R. Katzenbach oldu.
1993 yılında Douglas K. Smith'le birlikte kaleme aldığı "The Wisdom of Teams" adlı eseri “takım algısı” adına bilinenleri epey değiştirdi. Harvard Business School'un önemli isimlerinden olan Jon Katzenbach aynı zamanda uzun yıllar McKinsey&Company'de de önemli işler başarmış parlak bir yetenekti. Neredeyse tüm çalışmalarını organizasyonlarda yüksek performans yaratma konusuna odaklayan yazarın ortaya koyduğu ilkeler takım çalışması konusunda bölümsel uzmanlığın yalnız performansa bağlı olduğunu ortaya koyuyordu.
Şöyle diyordu Katzenbach: “Performans bir şirket için en değerli amaçtır. Amaca ulaşmada ise takımlar amaç değil, yalnızca araçtırlar.” Katzenbach bu ifadeyle yetinmiyor, takım olmadan performans; performans olmadan da takım olmayacağını söylüyordu. Birilerinin “takım” adını taktığı kalabalığa “takım” denmeyeceğini söyleyen Katzenbach, şu ilkelere dikkat edilmesini öneriyordu.
* Bir şirkette performanstan bahsedilebilmesi için önce takım bilincinin olması gerekir. Performans hedeflerine ulaşanlar birey değil, bireylerden oluşan takımlardır. Gerçek performans için her birey bir lider gibi davranır. Gerçek liderler ise takımların içinden doğal süreçlerle kendiliğinden çıkar. Siparişle liderlik olmaz. Liderler ortak amaç ve tutkular sürdüğü müddetçe “lider” olarak kalır.
* Takımları yaratan ihtiyaçlardır. İhtiyaçlar giderek kristalleşir ve bir performans kriteri haline gelir. Böylece takım kültürü oluşmaya başlar.
* Verimli bir takım, az sayıda yeterli insandan oluşmalıdır. Aynı iletişim diline sahip olanları bir araya getirmek amaç olmalıdır.
* Takımın her üyesi oynanan rolleri anlamak zorundadır. Her problemin aynı kişi tarafından algılanıp aynı kişi tarafından çözüldüğü topluluklar takım değil, en fazla bir liderin oluşturduğu uymacı bir topluluktur. Performans yaratan takım ile “evet efendimci topluluk” arasında fark vardır.
* Takımlar amaç birliği için çalışır. Amaçların takımın her üyesi tarafından ölçülebilir nitelikte olması gerekir. Ölçülebilen her şey sonuçta performansa işaret eder. Ölçülmeyen şey değersiz; ölçemeyen kişi sorumsuzdur. Ölçmek demek önce sorumlu olmak demektir.
* Yüksek performans takımları, aynı zamanda kişisel gelişim için hedef koyar. Bunlar yine ölçülebilir, tartılabilir rakamsal değerlerdir. Kişisel disiplin duygusu, takımın kimliğini oluşturur.
* Gerçek takımlar bireylerin katkıda bulunacağı ortamı yaratıp ondan topluca yararlanan takımlardır.
* Yalnızca takım eğitimi almakla takım olunmaz. Her takım kendi kültürünü kendi yaratmak zorundadır. Ne yazık ki, değişmeyen şey günümüzde takımlara “müdürlük”, “departman”, “bölüm” gibi eskilerde kalmış “antik” adların veriliyor olmasıdır. Çünkü her bölüm önce “takım” olmak zorundadır.
Kaynak: Referans Gazetesi
www.referansgazetesi.com
|