|
* İdareci "durumu idare etmek" taraflısıdır. Denge politikası izler. İdare maslahat (ortalığı yatıştırma) politikasını çok iyi yürütür.
* İdarecinin görüş ufku, üç ayı pek aşmaz. Kronik sorunlara kısa vadeli ve geçici çözümler bulmakta ustadır.
* Mikro yönetimle ve ayrıntıları yönetmekle uğraşan idareci tüm yetkiyi kendisinde toplar. Birlikte çalıştığı kişilere yetkisini devretmek istemez. Ayrıntıları yönetmekle uğraştığı ve mikro-yönetim tuzağına düştüğü için, şirketin temel sorunlarına ve gelecek ile ilgili planlarına gerekli zamanı ayıramaz.
* İdareci "küçük dükkancı"dır. "Küçük olsun, benim olsun" der ve büyük projelerden kaçar. O, iş büyüdüğünde denetimi elinden kaçırmaktan korkar.
* Göreve geldiği günün üzerinden aylar geçse de idareci, hep bahane ve mazeret üretir. “Enkaz devraldım” diyerek geçmişteki idarecileri suçlar.
* O, sloganlardan, sembollerden, geçmişteki karizmasının kırıntılarından medet umar.
* İdareci, değişimin gerektirdiği reformları hep erteler ve krizlere karşı hazırlıksızdır.
* İdareci, protokol ve seremoniye çok önem verir. Makamında kalmak için politika üretmek yerine, yukarıdakilere politika yapmayı tercih eder.
* İdareci konuşmayı sever, kadrosuna konferans çekmekten hoşlanır.
* İdareci için "emir demiri keser" . O demokrasiden çok hiyerarşinin erdemine inanır. İnsanları, makinenin bir dişlisi gibi görür. Kapısı, elemanlarına, beyni başkalarının görüş ve eleştirilerine kapalıdır. Bina ve makine yatırımlarında cömert, insana yatırımda ise pintidir.
* İdareci, gücünü bilgisi ve performansından değil, makamından ve oturduğu koltuktan alır.
* Strateji tespiti ve planlama gibi işleri bir zaman kaybı olarak gören idareci geçmiş uygulamaları aynen devam ettirir.
* İdarecinin başında bulunduğu kurumlarda “Böyle gelmiş, böyle gider” sözü hep geçerlidir.
Değişimin getirdiği sorunları görmezden gelen bir idarecinin başında bulunduğu şirketin pazar payı zamanla erir. Günün görevlerinin ihmal edilmesinin sonu ise küçülmek ve yok almaktır…
Kaynak: Bu yazı, Kolay İletişim tarafından, KobiFinans için, Referans gazetesi Köşe Yazarı Faruk Türkoğlu’nun yazısından derlenmiştir.
www.referansgazetesi.com
|