Uluslararası iş dünyasında yönetim gurusu olarak tanınan isimlerden biri olan CK Prahalad, 68 yaşında vefat etti. Uzun yıllar Michigan Lisansüstü İş İdaresi Okulunda ders veren Prahalad, Colgate-Palmolive, Kodak, Motorola, Philips gibi şirketlerde başdanışman olarak çalışmış, şirketlerin rekabet politikalarına yön vermiştir. Yine kendisi gibi ünlü bir isimle (Gary Hamel) çok sayıda ortak yönetim projesine de imza atmıştır.
Prahalad'ın Harvard Business Review'da ses getiren makaleleri hala güncelliğini koruyor. McKinsey Ödülü'nün de sahibi olan Prahalad, tüm akademik yaşamı boyunca gelecekle ilgilenmiş, danışmanlık yaptığı şirketlere geleceğin stratejik mimarisinin küreselleşme üzerinden olacağını söyleyenlerden biri olmuştur. En ilginç ifadesi ise “küçülerek büyüme” stratejisidir.
Uzmanlığı Kurumsallaştırmak Küçülerek büyüme, ona göre gerçek anlamda küçülmeyi değil, her şirketin kendi içinde bölünerek uzmanlık alanlarına dayalı bir çeşitlenmeyi ifade ediyor. Böylece büyük şirketler amip gibi bölünecek, daha küçük ama zamanla büyümeye açık dev şirketler haline dönüşecek. Bu bölünme yalnız uzmanlığı değil, tek kurum üzerinde büyük baskı uygulayan performansın da dengeli dağılımına yol açar. Prahalad, bu süreci yeniden yapılanmanın en temel motivi gördüğünü söylerdi.
Fakat ona göre küçülerek büyümenin asıl etkisi, küresel ilişkiler bağlamında yeni işbirliklerinde görülecek. Böylece rekabet, hemen her alanda birbirini destekler hale gelecek, şirketler daha esnek politikalar uygulayabilecek.
Şimdi bu görüşü doğrulamak için başta Japon şirketleri olmak üzere birçok kurum uzmanlıklarını çeşitlendiriyor ve çok sayıda özerk şirkete dönüşüyor. Tek farkla ki, ana şirket bir otorite unsuru olmaktan öteye kapsayıcı bir marka şemsiyesi haline geliyor.
Son zamanlarda tipik örneklerini özellikle IT şirketlerinde görmek mümkün. Sony, Philips, IBM, Apple mikro uzmanlık alanlarını bağımsız şirketlere dönüştürüyor.
Uzmanlıkların Doğurganlığı Ana marka altında hiyerarşi karmaşasını da önleyen bu uygulama, alt markaların piyasada sivrilmesini sağlıyor ve şemsiye görevi yapan ana marka, tüm birikimi ve bütünsel imajıyla geri plana çekiliyor.
Türkiye'de bu anlayışı ilk kez uygulayan ise, en geniş marka çeşitlemesiyle Ülker oldu. Daha önce büyük topluluklar tarafından denenen küçülerek büyüme (daha doğrusu ana markanın altında kümelenen uzmanlık alanlarını birer alt markaya çevirme stratejisi) küresel anlamda anlaşılmadığından Türkiye'de pek başarılı olamamıştı.
Bugün çoğu şirketin ana marka haline gelmiş şemsiyesi altında onlarca uzmanlık alanı var. Her biri kendi içinde birer alt marka olabilecek kapasitede. Örneğin beyaz eşya ve elektronikte bunun çok belirgin adayları var. Arçelik ve Vestel, Türkiye’den iki tipik örnek…
Bu gidiş, bir bakıma olgunlaşmış ve yeterince büyümüş markaların daha doğurgan hale dönüştürülmesi süreci gibi bir şey. Kısacası politik edebiyatta ve toplum hafızasında negatif özellikleriyle yer edinmiş “böl, parçala, yönet” kavramı, şimdi yer değiştirerek yeni ekonominin en verimli stratejik unsuru haline getiriliyor: “Böl, parçala ve daha çabuk büyü!”
Kaynak: Referans Gazetesi
www.referansgazetesi.com
|