Teknoloji ve iyi yaşam koşulları insan ömrünü uzatırken, şirket ömürlerini kısaltıyor. Çünkü şirketlerin büyük bir kısmı, gelişen ekonomik yapı ya ve rekabet nedeniyle değişen yönetim trendlerine uyum sağlayamıyor. Bu şirketlerde, yöneticilerin daha çok mal ve hizmet üretimine ilişkin ekonomik etkinlikler üzerine odaklanmaları, bu değişimi görmemelerini beraberinde getiriyor. Peki bu, şirketler için kaçınılmaz bir son mu?
Dünyada KOBİ'lerin ortalama 12,5 yıl var olabildiğini, Türkiye'de ise tüm ölçeklerdeki şirketlerin yaşam süresi ortalamasının ancak 12 yıl olduğunu söyleyen Human Resources Management'ın kurucu ortağı Aylin Coşkunoğlu Nazlıaka; "Uzun yaşayan şirketlerin en büyük özellikleri, içinde doğmuş oldukları sektörlerde kalmamaları" diyor. Bu şirketlerin neredeyse tümünün, sonraki yıllarda farklı sektörlere yatırım yaptığını kaydeden Nazlıaka, yeni bir kavram olan "Kurumsal Girişimcilik"in bu noktada şirketler için hayati önem taşıdığını belirtiyor.
Kurumsal Girişimcilik kavramı, 1970'li yılların sonlarından itibaren Batı ülkelerinde dikkati çekmeye başlamasına rağmen, özellikle 1990'lı yılların başından itibaren akademisyenler ve iş dünyası tarafından artan ilgiyle karşılanıyor. Türkiye’de ise yeni konuşulan ve uygulamaya konulan bir kavram. Bu kavram şirketlerin sürekliliği ve sürdürülebilir büyümeyi sağlaması için yeni fırsatlar yaratarak inovasyona odaklanmaları olanak tanımlanıyor.
Devlerdeki Başarının Sırrı 3M, Apple Computer, GE, Prime Computer, Toyota, Sony, Ericsson gibi pek çok başarılı şirket tarafından kurumsal girişimciliğin, başarının “gizli anahtarı” olarak isimlendirildiğini söyleyen Nazlıaka, konuşmasını şöyle sürdürüyor: "Etkili Kurumsal Girişimcilik Programları, bu şirketlerin zorlu ekonomik koşullar altında iş dünyasındaki varlıklarını sürdürülebilmesi için esas teşkil ediyor. Örneğin; Mitsui, Dupont gibi 100 yılı aşan geçmişe sahip şirketlerin içinde doğmuş oldukları sektörlerde kalmaması ve şirket ömürlerinin uzaması, çalışanlarının “kurumsal girişimcilik” önerileri ile gerçekleşmiş."
Nazlıaka, bu yeni akımın göstergesi olarak, dünyadaki lider kurumların artık geleneksel yöneticiler ile çalışmak yerine, kendini işin sahibi kadar işe verebilen ve sorumluluk seviyesi yüksek “girişimci yöneticiler" aradığını sözlerine ekliyor.
Eskiden hiyerarşik düzene katı olarak bağlanmış kurumların, artık daha çok özgürlüğe, yaratıcılığa, sevdiği işi tutku ile yapan insanların kalitesine dayanmak için sistemler geliştirdiğini kaydeden Nazlıaka, "Yeni vizyonları, strateji ve hedefleri belirlemek, artık yalnızca CEO'ların ya da yöneticilerin değil, herkesin sorumluluğunda" diyor. Nazlıaka, bu kavramın iş dünyasında yaygınlaşabilmesi için yöneticilere, İK departmanlarına ve çalışanlara önemli görevler düştüğünü belirtiyor.
Düşünce Jokeyleri Öncelikle yapılması gereken, çalışanların bu yönlerini ortaya çıkarması için kurum kültürü yaratmak. Nazlıaka, bunun yanında yapısal esneklik konusuna önem veren, çok yönlü, karar alma mekanizmasının merkezi olmadığı, daha özgürlükçü çalışma ortamı yaratılmasını öneriyor.
Dünyada kurumsal girişimcilik konusunda departmanlar oluşturulduğunu belirten Nazlıaka, şöyle devam ediyor: "Örneğin Philliph Morris, Türkiye'de tüm önerilerin sunulduğu ve değerlendirme yapan bir çalışma grubu oluşturulmuş. Öneriler burada değerlendirilip tepe yönetime sunuluyor. Dünyada "düşünce jokeyleri" adında kadrolar mevcut. Bu kişiler, hem kendi işlerini yapıyor, hem de zamanlarının belirli bir kısmını şirket için bir takım projeler üretmek için ayırıyor. Bu öneri sistemleri eskiden beri var ancak yeni olan, bunun kavramsal olarak kabul edilip o doğrultuda şirketin tüm hücrelerine sızdırılması.”
Kaynak: Bu yazı, www.kobifinans.com.tr için, Ekonomist Dergisi’nden derlenmiştir.
www.ekonomist.com.tr
|