Önce çoğu zaman başvurduğumuz Harvey’nin “birikim sistemi” tanımını bir kez daha anımsayalım: “Birikim sistemi, net ürün tüketimi ve üretimi arasındaki dağılımın uzun bir dönem boyunca istikrar kazanmasını tanımlar. Hem üretim koşullarlında hem de üreticilerin ‘yeniden üretme’ koşullarında meydana gelen dönüşümler arasında bir karşılılık içerir.” Birikim sisteminin işlemesi “eski normal”dir. Birikim sisteminin krizlerle bozulması “eski normal” koşullarının geçerliliğini yitirmesidir. Yeni bir “birikim sistemi” oluşması da “yeni normal”in adıdır.
Yeni normali yaratan 3 temel eğilim her yerde karşımıza çıkıyor: “Ölçek ekonomisi” rekabeti daha az zararla atlatmanın temel araçlarından biri oldu. “Alan ekonomisi” geçmişte olduğu gibi, yaşadığımız krizde de önemini yitirmediğini kanıtladı. Bu krizde “yaratıcı yenilikçilik ekonomisi” ise ne denli gerekli bir araç olduğunu çok somut bir biçimde gösterdi. Bu 3 temel eğilim, KOBİ‘lerin “yeni normal gündemini” de netleştirmiş oldu.
Ölçek Ekonomisi Kriz ve krizden çıkış sürecinde gözlediğimiz en önemli eğilim, rekabet edebilir ölçekteki kuruluşların, krizi geçmiş koşulları koruyarak ya da büyüyerek atlatmasıdır. Buna en çarpıcı örnek ise mobilya sektörü. Bu sektör, bütünde yüzde 40’lar düzeyinde daraldığı halde, belli ölçeklerdeki üreticiler yüzde 7 ile yüzde 18 arasında büyüyebildi. Yalnızca mobilya değil, makine imalatında da belli ölçeklerdeki şirketlerin ürün çeşitlendirmesi, yeni pazarların bulunması, yeni müşterilerin kazanılması, mevcut müşterilerin, kalitelerin artırılması konusunda daha esnek, hızlı ve etkili sonuçlar alabilen bir davranış gösterdiklerini ortaya çıkardı.
Gelişmeler KOBİ‘lerin gündemini de belirliyor: Organik büyüme koşullarını belirleyen planlar önemli hale geliyor. Şirket satın almalar, işbirlikleri ve ortaklıklar daha da önem kazanıyor. Örgütlenme derinliği ve koordinasyon ustalığı gerekiyor.
Alan Ekonomisi Kriz, yerel kaynaklara dayalı üretim yapanların ayakta durabildiğini gösterdi. Öte yandan, ileri teknolojilere ve gelişen alanlarda üretim yapanların da çok fazla talep daralması ile karşılaşmadığı gözlendi. Yaratıcı-yenilik konusunda iyi örgütlenmiş şirketlerin “durumu kurtardığı” hatta krizi “fırsata dönüştürdüğü” görüldü. Coğrafi yakınlık, hız ve esneklikle talepleri hızlı karşılayabilmenin, yeni iş alanları yarattığı bir kez daha kanıtlanmış oldu. Üretim alanını iyi analiz eden şirket yöneticilerinin, aynı dış koşullara rağmen krizi daha hafif atlattıkları görüldü. Bütün gelişmeler gösteriyor ki, “alan ekonomisi” konusunda kafa yormak gerekiyor… Bu konu KOBİ‘lerin temel gündemlerinden birini oluşturuyor.
Farklılık Yaratma Krizde dayanıklılık gösteren işyerlerinin “yeni ürün”, “yeni üretim metodu” ve “yeni üretim şekli” arayışlarının öne çıktığını gördük. KOBİ‘lerin “yeni ekonomi kültürü” üzerine kurulu bir “şirket kültürü” yaratmaları gündemin önemli konusu. Dışa ve dünya açık durma bir başka algılama biçimi. Alışkanlıklarla yönetme yerine, eğilimleri analizle yönetme ihmal edilmemesi gereken bir husus. İşyerinde gözetim ve denetimin ciddiye alınması da gerekiyor. Daha da önemlisi iş üzerine odaklanma çok önemli bir yetenek olarak karşımıza çıkıyor. Farklılık yaratmadan rekabette ayakta kalmanın olanağı yok. Bana göre yeni birikim sistemi oluşurken yani “yeni normal” yaratılırken, gündemi iyi izlemek gerekiyor…
Kaynak: Dünya Gazetesi
www.dunyagazetesi.com.tr
|