Koç Holding CEO’su Bülent Bulgurlu, 20 yıl önceki iş dünyası ile bugünü analiz ederek, geleceğe ilişkin beklentilerini paylaştı. Özel sektör için kolay olmayan, fakat her şeye rağmen yine de başarılı bir 20 yılın geride kaldığını söyleyen Bulgurlu, Türkiye’nin odaklanması gereken 3 sektörü şöyle sıralıyor: Otomotiv, turizm ve enerji.
Dünya devleri arasındaki yerini almış olan Koç Holding’in en tepesindeki koltuğun sahibi olarak, son 20 yılda dünya ekonomisine damga vuran gelişmeleri nasıl özetlerdiniz? Son 20 yılda dünya ve Türkiye, gerek ekonomik gerek sosyal açıdan hızlı bir gelişim ve değişim süreci yaşadı. Dünyada Sovyetler Birliği’nin dağılmasıyla başlayan süreçte soğuk savaş, yerini ülkeler ve bloklar arasında yakınlaşmaya bıraktı. Çin’in ekonomik reform hamlesinin 80’lerin sonlarında hız kazanmasıyla, dünyanın en kalabalık ülkesinin de küresel ekonominin önemli oyuncularından biri olduğunu gördük. 1990’dan bu yana dünya ekonomisi iki kata yakın büyüdü. AB’nin genişleme sürecine hız vererek, eski Doğu Blok’u ülkelerinin önemli bir kısmını da bünyesine katması, diğer bir önemli gelişme bana göre. AB’nin 1999’da ortak para bilimi euro’yu hayata geçirmesi ise, ekonomik bütünleşmenin en önemli örneklerinden biri.
Türkiye bu değişime ayak uydurabildi mi? Sizin görüşünüz nedir? Türkiye de bu süreçte dünya ekonomisinin büyüme oranından oldukça fazla, dolar bazında üç katın da üzerinde büyüme gösterdi. Bu büyümede dünya ortalamasının üzerinde bir hızda artan iç talep, son 20 yılda yüzde 25’in üzerinde büyüyen nüfusumuz, küreselleşmenin etkisi ile Türkiye’de faaliyette bulunan uluslararası şirket sayısındaki hızlı artış etkili oldu. Aynı zamanda, özellikle Gümrük Birliği’nden sonra Türkiye’nin ihracat pazarlarına erişiminin kolaylaşması ve yabancı şirketler için önemli bir pazar haline gelmesinin de katkısı olduğunu söyleyebiliriz.
Tüm bu gelişmeler sizce iş yaşamını nasıl etkiledi, özel sektörde nasıl bir değişim yaşandı? Tüm bu gelişmeler, elbette iş yaşamındaki rekabeti artırdı. Rekabet ise müşteriye sunulan ürün ve hizmet kalitesini hızlı bir şekilde değiştirdi. Nüfusunun yarısı 30 yaşından küçük olan bir ülke olarak Türkiye’nin de, küresel dünyaya ve değişimlere hızlı adapte olunduğunu söyleyebiliriz. Bundan 20 yıl öncesi ile bugünü kıyaslarsak, bilgi ve teknolojiye erişim hızında kaydedilen artış, finansal hizmetler sektöründeki gelişmeler, bölgesel tedarik anlayışının yerini küresel tedarik anlayışına bırakması ile uluslararası ticaret hacmindeki artış, yurtiçi ve yurtdışı eğitime erişim olanaklarının iyileşmesinin, iş yaşamı üzerinde olumlu etkileri oldu.
Küresel ekonomi içinde ağırlımızın olmamasından şikayet ediliyor. Siz ne düşünüyorsunuz, Türk şirketlerinin küresel ekonomi içindeki ağırlığı arttı mı? Özel sektör için kolay olmayan, fakat zor koşullara rağmen başarılı bir 20 yılın geride kaldığını söyleyebiliriz. 1990’ların başında, yabancı şirketlerin de iştiraki ile iç pazarda artan rekabet, özel sektörün kalite, düşük maliyet ve hız unsurlarını aynı anda başarmasını gerekli kıldı. İç pazardaki fırsatlar devam ederken, Türk şirketleri 2000’li yıllar ile gerek satın alma ve ortaklık, gerekse doğrudan yatırımlar ile Doğu Avrupa başta olmak üzere dış pazarlara yöneldi.
Küresel ekonomik krizin etkilerinin iyice azaldığı şu günlerde, özel sektörün geleceğine ilişkin öngörüleriniz neler? Gelecek nasıl görünüyor diye düşündüğümde, öncelikle Türkiye’nin özel sektörünün dinamik bir yapıya sahip olduğunun altını çizmek isterim. Ayrıca girişimci, zeki ve aynı zamanda rekabet etmeyi seven yapısı ile Türk insanının, özel sektör için önemli bir avantaj olduğunu düşünüyorum. Nüfusu hızlı artan, ekonomisi gelişen ve dışa açılan bir ülke konumunda olan Türkiye, dünyanın en büyük 17’nci nüfusuna sahip. Özel sektörün ve dolayısı ile Türkiye’nin ekonomik gelişiminin yolunu çizerken, bu potansiyelin akıllı ve odaklı bir şekilde kullanılması gerekiyor.
Sizce Türkiye bu potansiyeli nasıl hayata geçirebilir? Gelişen ülkelerin ekonomik istikrarında ve rekabetçiliklerinin devamında önemli olan iki strateji bulunuyor. Bu ülkeler, ilk olarak rekabette kuvvetli oldukları sektörleri belirleyip, daha sonra o sektörlere odaklanıyor. Son dönemde Kore’nin elektronik ve otomotiv üzerine, İrlanda ve Hindistan’ın bilişim üzerine, Rusya’nın enerji üzerine odaklanmaları bu duruma örnek olarak gösterilebilir. Bir ülkenin coğrafi koşulları, beşeri ve teknik altyapısı her sektörde başarıya uygun değildir. Dolayısı ile güçlü ve stratejik özelliklerin tespiti konusu önemlidir.
Sizce Türkiye’nin güçlü ve stratejik özellikleri hangileri? Türkiye’nin otomotiv sektöründeki mevcut kapasitesi, Avrupa pazarına yakınlığı, yetişmiş insan kaynağı, önemli avantajlar sağlıyor. Turizm sektöründeki yatırımlar ve ülkenin doğal güzellikleri yine önemli özellikleri arasında. Enerji sektöründe birçok bölgeyi birbirine bağlayan coğrafi konumu ve artan iç ve dış talep, bana göre Türkiye için stratejik üstünlük alanları olarak değerlendirebilir.
Odaklanılacak alanların tespitinden sonraki aşamalar nedir sizce? Diğer konu ise, rekabet avantajı yaratılamayacak sektörlerde stratejik bir plan ile başka ülkelerin kaynaklarının kullanılması, ortaklıklar, uzun dönemli işbirlikleri ile rekabet eksikliğinin giderilmesi yolu seçilebilir. Türkiye için büyük önemi olan ihracatta ise üzerinde durulması gereken konu, net ihracata dayalı, katma değerli ihracat.
Özel sektörün yıldız sektörlere olan ilgisinin devlet desteği ile artırılması ve küresel ekonominin tedarik zincirinde aktif rol alabilmek için özellikle komşu ülkelerden başlayarak fırsatların zamanında değerlendirilmesi durumunda, özel sektör şirketlerini çok parlak bir 20 yıl bekliyor olacak.
Bu konuda size göre gelişmeler var mı, örnek verebilir misiniz? Gelişmiş ülkelerin maliyet avantajı olmayan, değer katmayan sektörlerde az gelişmiş ülkelerin üretim veya hizmet olanaklarını kullanması buna örnek gösterilebilir. Türkiye’nin de önce komşu ülkelerden başlayarak, Doğu Avrupa ve Balkan ülkelerindeki potansiyelleri değerlendirmesi, bunu temel bir strateji haline getirmesi oldukça önemli. Doğu Avrupa’da Romanya, Çek Cumhuriyeti ile komşumuz İran’ın otomotiv sektöründeki atılımları, Polonya’da giderek artan elektronik alanındaki yatırımlar, küresel şirketlerin Mısır’a olan ilgisindeki artışlar, Türkiye’nin küresel stratejiler ile yararlanması gereken gelişmelere örnek olarak gösteriliyor.
Kaynak: Bu röportaj, www.kobifinans.com.tr için, Ekonomist Dergisi’nden derlenmiştir.
www.ekonomist.com.tr
|