|
Sektördeki rakipleri 'İç pazara zor yetişiyoruz, ihracata ne gerek var' derken, Süleyman Yılmaz yönünü ihracata çevirdi. 3 yıl sonra gelen ekonomik krizi kolayca aştı ve hızla büyüdü.
SHD Transformatör ve İzalatör A.Ş.’nin faaliyet alanı ‘elektrik’. Sektör için en önemli malzemeleri üretiyor: Elektrik akımını ölçmeye ve düşürmeye yarayan transformatörler ve elektrik izolasyonunu sağlayan izolatörler. Kelime olarak biraz karışık gelebilir, ancak bu ürünler can güvenliğimizi sağlayan en önemli unsurlar arasında.
SHD 26 yıl önce elektrik mühendisi Süleyman Yılmaz tarafından kuruluyor. İç pazarda taleplere yetişemezken, sektördeki büyük çoğunluğun 'İhracata ne gerek var' dediği bir dönemde, yönünü dışarı çeviriyor. Pakistan, İran, Bangladeş ve Nepal’e kadar uzanıyor.
Yılmaz, İstanbul Teknik Üniversitesi (İTÜ) Elektrik Mühendisliği mezunu. Okulu bitirdikten sonra yaklaşık 5 yıl elektrik sektöründe çalışıyor. Girişimcilik duygusunun ağır basmasıyla, görevinden ayrılarak kendi işini kuruyor. Yılmaz o yılları şöyle anlatıyor; " O dönemde daha kolay imkânlarla yatırım yapılabiliyordu. Aslında hem kolay, hem de zor bir dönemdi. Kolaydı çünkü müşteri beklentisi düşüktü. Küçük imkânlarla yatırım yapabiliyordunuz. Zordu, çünkü 1975-1980 yılları arasında Türkiye'de ciddi bir kriz yaşandı. Hammadde ve döviz bulunamıyordu. Teknolojik olarak yatırım yapabiliyor ancak hammadde sorunu nedeniyle üretime geçemiyorduk."
Bu zor döneme rağmen, Levent'teki 250 metrekarelik bir iş hanının orta katında çalışmaya başlıyorlar. Kısa sürede hanın tüm katları SHD’nin oluyor. Yılmaz, büyüme süreçlerinin mantığını şöyle anlatıyor: "İş hayatı böyledir. Bir yerde başlarsınız, duramaz, ilerlersiniz. Bazen koşarak, bazen ağır adımlarla yolunuza devam edeceksiniz. Aksi halde biri gelip size çarptığında düşersiniz."
Yılmaz ile, bugün 1,5 milyon dolarlık ihracat yapma hacmine ulaşan SHD'nin 26 yıllık girişim öyküsünde yarattığı farkı, doğruları ve yanlışları ile büyümenin yol haritasını konuştuk.
KF: Firmanız iç pazarda büyürken ihracata nasıl başladı? İhracata 1997’de başladık. İç pazarın aktif olduğu bir dönemdi. Ben Türkiye'nin durumundan da etkilenerek, dünyaya açılmaya karar verdim. O dönemde iç pazar için 24 saat çalışıyorduk. Hatta bazı arkadaşlar 'İç piyasaya zor yetişiyoruz, ne gereği var' dediler. Sonra 2000 yılında ekonomik kriz ortaya çıktı ve iç piyasaya çalışamaz olduk. Eğer dış pazara açılmasaydık çok zor durumda kalabilirdik. Zaten ihracatın geri dönüşünü, başladıktan 3 yıl sonra almaya başladık. Bunun en önemli nedeni Türk ürünlerinin dışarıda pozitif bir imajının olmamasıydı.
Türk malı dediğinizde 'Neden geldin? Ne satıyorsun? Türk firması mısın?' diye soruyorlardı. Kişisel ilişkilerimizi oluşturduk. Çalıştığımız ülkelerde lokal acenteler bulmaya karar verdik. Doğru kontaklara ulaştık. Bugün onlarla hem ticari hem de kişisel ilişkilerimiz var. Bu ilişkiler sayesinde artık rahatlıkla ticaret yapabiliyoruz. Hatta bazı ülkelerde 'Tamam bu ürün tercih ettiğimiz bir üründür' dedikleri noktaya kadar geldik. Ama bu süreç yaklaşık 7 yıl sürdü.
KF: Elektrik sektörünün ardından bir de hastane açarak (Pendik Şifa Hastanesi) sağlık sektörüne girmişsiniz. Bunun nedeni neydi? Şifa Hastanesi SHD'den bağımsız olarak kurduğum, yönetim kurulu başkanlığını yaptığım bir aile şirketi. Ortaklarım ise eşim ve çocuklarım. Bu hastaneyi 1995 yılında açtık. Sağlık sektörüne girerken, rahmetli işadamı Sakıp Sabancı'nın 'Yumurtaları aynı sepete koymayın' sözünden yola çıktım. Zaten 3 sektörde faaliyette bulunmayı düşünüyordum: Enerji, sağlık ve turizm. Enerji ve sağlığı gerçekleştirdim, turizm için de bir başlangıç yapmıştım ama yolunda gitmeyen bazı şeyler olunca vazgeçtim. Bunlar Türkiye’nin geleceğinde önemli yer alacak sektörler olacak.
KF: Bir girişimci olarak geçmişten bugüne baktığınızda, iş hayatında nasıl farklılıklar görüyorsunuz? Her şeyden önce, 1980'lerin şartlarında finans kaynağı bulamıyordunuz. Bana göre bugün finansman bulmak işin en kolay tarafı. Hammadde temini çok zordu, aylarca beklediğimiz olurdu. Bugün böyle bir zorluk da yok. Döviz bulmak da işin en kötü taraflarından biriydi. Ama eğer üretebiliyorsanız, müşteri bulmak kolaydı. Bugün ise hem kolay, hem zor. Bakacak olursanız artık tüm dünya müşteriniz. Vizyonunuz varsa, dışarıya açıldıysanız, ülke sınırlarının dışında bir dünya olduğunun farkındaysanız müşteri bulmak kolay.
KF: Peki zor olan nedir? Üretim yapmak. O dönemde teknolojik imkanlarımız olmadığı için üretim zordu. Bugün bu tür imkanlar fazla ama nitelikli ve kalifiye eleman bulmak zor. Bizim ürünlerimiz teknik ürünlerdir, belli standartlara göre üretilir. Bu standartları anlayacak, yorumlayacak, uygulayacak olan insanlar ise mühendislerdir. Bir mühendis olarak ne yazık ki şunu söylemek zorundayım: Bizim eğitim sistemimiz içerisinde yetişen mühendisler hayatta hep test sistemindeki 'A-B-C' şıklarını arıyorlar. Gerçek hayatta böyle bir şey yok. Hangi yol doğruysa onu kendiniz bulacaksınız. Öte yandan Türkiye'de çok fazla lise mezunu var ama meslek lisesi mezunu yok. Olanlar da bir meslek lisesinde yetişmiş olmanın gerektirdiği niteliklere sahip değil.
Meslek liselerinin yaygınlaşması ve desteklenmesi gerekiyor. 1980'li yıllarda da kalifiye eleman sıkıntısı vardı ama bugünkü kadar değil. Çünkü sanayileşme bu kadar yoğun değildi, dolayısıyla talep de azdı. O dönemde meslek lisesinde yetişmiş olan insanlar da daha donanımlı, bilgili ve ilgiliydiler. Şimdi bu da yok.
KF: 26 yıllık girişim öykünüzde sizi en çok yoran ya da zorluk yaşadığınız konu neydi? İnsan ilişkileri çok yoruyor. Makine ile ilişkileriniz kolaydır, kafanız kızdığı zaman kapatırsınız. Ama insan ilişkileri böyle değil. Tam bir işe konsantre oluyorsunuz, biri 'Ben gelmiyorum, ben yapmıyorum' diyor. Bunlar günlük hayatta herkesin başına gelen olaylardır. Birikir, birikir ve 'Ne için uğraşıyorum?' durumuna getirir. Ama bir kez yatırıma girdikten sonra vazgeçemezsiniz. 'Burada durayım' diyemezsiniz.
Koşmasanız bile yürümeniz gerekir. Bunun anlamı ne? Yürürken yine bir yerden bir taş alıp diğer taşın üzerine koyuyorsunuz, geçerken şurası bozulmuş diyerek düzeltiyorsunuz. Sanıyorum bir kere girişimcilik ruhuna sahip olduktan sonra hayatınızın sonuna kadar bundan vazgeçemiyorsunuz. Ben de hep söyleniyorum; 'Bıra-kacağım, yapmayacağım' diyorum ama bir yandan da 'Şurayı nasıl yapsam, nasıl düzeltsem?' şeklinde bir ruh halindeyim.
Riskleri Hesaplayın, Kendinize Güvenin KF: Bunca yıllık iş tecrübesinin ardından, yeni girişim yapacak olanlara neler önerirsiniz? Öncelikle hangi işi yapacaklarına çok iyi karar vermeliler. Bu işin olası riskleri nelerdir? İnsanlar riskten kaçınmalıdır ama aynı zamanda riskleri iyi hesaplamak, ona göre hareket etmek gerekir. Bunun yanında kendinize güvenmelisiniz. Bir işe başkasına güvenerek girerseniz, paranız da olsa, risk almayı da sevseniz yanlış sonuçlar alabilirsiniz. Bunun yanında kararlı olmak, hedefleri iyi belirlemek gerekiyor. Mutlaka iyi bir insan kaynağı altyapısı olacak. Ne anlamda? Dünyaya bakış anlamında... Ne yaparsanız yapın sattığınız bir dönemde değiliz. Artık insan ilişkileri ön planda. Karşı taraf nasıl biriyle iş yaptığına, onun güvenilirliğine bakıyor. Dolayısıyla iyi bir girişimcinin bütün bunları hem kendi kişiliğinde hem de oluşturduğu kurum kimliğinde ortaya çıkarması, kurumsallığın oluşması, finansmanın iyi yönetilmesi lazım. Bunların yanında mutlaka kriz yönetimi konusunda bilgi sahibi olmak ya da bilgi sahibi olan kişilerle çalışıyor olmak gerek.
Kaynak: KobiFinans Dergisi 10. Sayı
|