İş dünyası, uzmanlar ve danışmanlar, KobiFinans Dergisi'nde KOBİ'lerin sorunlarını masaya yatırıyor, çözüm geliştiriyorlar. Koç-Yönder Başkanı Tunç Uluğ ile, KOBİ'lerin yabancı ortaklıklar konusunda nasıl bir yaklaşım sergilemeleri gerektiğini ve kurumsallaşmanın önemini konuştuk.
Yabancı ortaklık kurmayı düşünen bir KOBİ nelere dikkat etmeli? Yabancı sermaye, gideceği ülkede üç unsur arar. Öncelikle politik istikrar ve ekonomik istikrar ister, önünü görmek ister. Bir de, sık sık değişmeyen mevzuat yapısı, oturmuş bir kanun sistemi arar. Bu koşullar Türkiye’de oluşmaya başladı. Politik istikrardan yavaş yavaş söz etmek mümkün. Ekonomik istikrar da politikaya bağlı olarak olumlu seyrediyor. Kanunlarda ve mevzuatlarda ise, biraz da AB sürecine bağlı olarak iyileştirme çalışmaları devam ediyor, bir sürü lüzumsuz operasyonlar asgariye indiriliyor. Bunları yaptığınız zaman yabancı sermayenin önü açılır. Çünkü Türkiye, 75 milyona yaklaşan nüfusuyla onlar açısından da çok cazip bir pazar. Bu noktada, özellikle büyük çaplı KOBİ’lerin yabancı sermayenin niçin geldiğini çok iyi etüd etmesi lazım. Yabancı yatırımcı, pazara hakim olmak, malını satmak veya daha ucuza üretmek için gelir.
Bu ortaklıklarda işletmenin çıkarı ne olabilir ve nasıl korunmalı? Öncelikle, böylesine büyük şirketlerle iş birliği yapmaktan dolayı ciddi ölçüde teknoloji, finans, kurumsallaşma, eğitim desteğine sahip olacaklar. Çok daha büyük ölçekli üretim, pazarlama ve dağıtım olanaklarına kavuşacaklar. Ancak, burada karşı tarafla iyi anlaşabilmeleri, partneriyle uyum sağlayabilmeleri çok önemli. Yabancı yatırımcıyı, işlerine burnunu sokan, kararlarına karışan bir unsur olarak algılamamaları gerekiyor. Türkiye’deki küçük olsun, büyük olsun şirketlerin yüzde 95’inden fazlası aile şirketi. Ve bu şirketlerin kurumsal bir yapıya kavuşmasının önünde aşılması zor bazı çelik perdeler bulunuyor. Bunlara kurumsallaşmanın gerekli olduğunu anlatmak hayli zor. Günümüz Türkiye’sinin endüstrisini, ticaretini ayakta tutan insanlar, zamanında girişimci, atılımcı yönlerine, yaptıklarına, sezgilerine güvenmiş hala da güvenen insanlar. Müteşebbis özelliğiyle bir atılım yapmış, enerjisini, kuvvetini, parasını yatırmış ve başarılı olmuş. Sonra, ikincisini denemiş, yine başarılı olmuş. Böylece üçüncü, dördüncü atılım derken, gün gelmiş tsunami dalgası gibi kalkamayacağı işlerin altında kalmış. Şimdi, ‘Ben nerede hata yaptım’ diyor. Hatası, organize olmamasının yanı sıra yeterli bilgi donanımı olmaması nedeniyle, hissettiğinin, düşündüğünün ve hedeflediğinin üstüne çıkamaması. Yani, ‘Falanca ne güzel mermer işi yapıyor, ben de yapayım’ deyip o işe girmiş. Ortada ne bir pazar araştırması, ne fizibilite çalışması, ne de buna yönelik organizasyonel bir yapılanma var. Artık bu sorunları işletmelerin başında bulunan yeni nesile anlatmak daha kolay. Yeni nesil lisan biliyor, interneti, araştırmanın ne demek olduğunu biliyor. Bu nedenle, yabancı yatırımcı karşısında da daha dünyaya dönük bir yaklaşım ortaya koyabiliyor. Önceki neslin girişimciliği ve tecrübesi ile yeni neslin bilgiye, araştırmaya açıklığının bir araya getirilmesi gerekli. Bu noktada ihtiyacının türüne göre danışmanlık hizmeti almak, işletmelerin çözüm bulacakları yollarından biridir.
Kurumsallaşma yolunda KOBİ’lerin en önemli eksiklikleri neler? Örneğin, çalıştırdıkları personelin performans değerlendirmelerini yapamamaları KOBİ’lerin en ciddi eksiklikleri arasında yer alıyor. Bu durumda çalışan personelle, çalışmayanı nasıl değerlendireceksiniz? İşletmelerin büyük bölümünde herkese eşit oranda zam yapılır. Peki, yaptığı işe yenilik getiren, ileriye dönük çalışan bir personelle, kenarda oturan personeli aynı şekilde değerlendirmek ne derece doğru? Çalışanların performanslarını birilerinin değerlendirmesi lazım. Haliyle burada insan kaynaklarının önemi ortaya çıkıyor. İşletmeler küçük de olsalar, bu tür gelişmelere, ihtiyaçlara dönük yapılanmak zorundalar. Yaşam sürekli değişim içinde ve bu değişime ayak uyduramazsınız, yok oluyorsunuz.
Kaynak: KobiFinans Dergisi 6. Sayı
|