|
Dünyanın en büyük danışmanlık şirketlerinden biri olan McKinsey, 50 ülkede faaliyet gösteriyor. Sıra dışı bir yapısı var. 1.264 ortak tarafından yönetiliyor. Şirkete danışman olarak giren çalışanların en başarılıları, bir süre sonra şirkete ortak olarak seçiliyor. Müşterileri ise dünyanın lider şirketleri. Müşterilerinin performans ortağı olmayı hedefleyen ve performanslarında kalıcı iyileştirmeler yapmalarına destek olmaya çalışan şirket, 1995 yılından itibaren Türkiye’de faaliyet gösteriyor. Krizde bile büyümeye devam ettiklerini belirten McKinsey Türkiye Ülke Direktörü Onur Genç, beklentilerin aksine 2009’un kendileri için çok iyi geçtiğini söylüyor.
Pek çok ülkede çeşitli sektör ve şirketleri inceleme fırsatı buluyorsunuz. Krizde çalıştığınız şirketlerde neler gözlemlediniz? Krizde şirketler, daha çok nelere odaklandı? Krizde müşteriler, bizden en çok "sürdürülebilir karlılık" konusunda destek bekledi. Kriz öncesinde "sürdürülebilirlik" kelimesi daha baskındı. Yani "sürdürülebilir büyüme" daha uzun yıllara yayılabilecek bir konuydu. Gerçekleştirdiğimiz projelere baktığımız zaman, 2009’un bizim en başarılı yıllarımızdan biri olduğunu söyleyebilirim.
Sizce Türk şirketleri, birleşme ve satın almalar (mergers&acquisitions-M&A) konusunda doğru zamanı yakalayabiliyor mu? Türk şirketleri olarak, şirket alım-satımları konusuna çok sıcak bakmadığımızı düşünüyorum. Yurtdışında M&A çok daha rutin bir iş. Türkiye’de sermayedarlar, şirketlerine duygusal bağlarla bağlı, kolay kolay vazgeçmiyor. Alıcılar ise daha temkinli davranıyor. Satıcı ve alıcı çok istekli olmadığı zaman, M&A süreci ilerlemiyor.
2000’li yıllarda çok başarılı bir özelleştirme süreci geçirdik. Özelleştirme harici çok iyi bir M&A döngüsü hala oluşamadı. Bu, ekonomi açısından çok olumlu bir durum değil. M&A’ler, verimlilik eksenini geliştirir ve dolayısıyla ekonomiyi tetikler. Aktiviteyi artırmak, sermaye piyasalarının derinleşmesini sağlamak, bence ülke olarak kafa yormamız gereken konulardan bir tanesi.
Türk yöneticileri bu konulara ve yurtdışında büyümeye önyargılı mı bakıyor? Türk yöneticilerin bu konuda kabuklarını kırmaları gerektiğini düşünüyorum. Hangi Türk şirketi yurtdışında çok büyük yatırımlar yapmış diye bakıldığında, birkaç tane var ama çok fazla isim sayamıyoruz.
Bir zamanlar çok sektör ve işe girmeyi seven Türk şirketlerinin bu alışkanlığı değişti mi? Yeniden yapılanma, özellikle odaklanma konularında talep geliyor mu? Çok büyük gruplarda odaklanma trendi var, küçüklerde daha yok. Onlarda, "Daha fazla genişleyeyim" iştahı var. Bu da çok doğal. Biz, onlara yalnızca şu soruları soruyoruz: Geçmişte yakaladığınız başarının ne kadarını yeni işe taşıyabileceksiniz? Yeni işinizde rekabet avantajınız var mı? Bu soruların cevabının verilmesi lazım… Sonuçta biz strateji kadar uygulamanın da çok kritik olduğunu düşünen bir şirketiz. Uygulamayı yaparken yanınızda birtakım rekabet avantajlarını taşımak zorundasınız.
Şu anda en fazla talep gören sektörler hangileri? Yabancı yatırımcıların özellikle ilgi gösterdiği alanların başında tüketiciye dayalı sektörler ve perakende geliyor. Hala iç tüketime dayalı bir ekonomimiz ve hızla gelişen bir tüketim eğrimiz var. Onun dışında, enerji, sağlık ve sigorta sektörlerini sayabiliriz.
Kaynak: Bu röportaj, www.kobifinans.com.tr için, Capital Dergisi’nden derlenmiştir.
www.capital.com.tr
|