2008 yılında dünya genelinde yaklaşık 4.000 büyük çaplı şirket satın alması ve birleşmesi yaşandı. Türkiye’de çoğunlukla enerji, finans ve hizmet sektörlerinde olmak üzere 172 satın alma ve birleşme oldu. Önümüzdeki dönemde başta Almanya ve İngiltere olmak üzere çok sayıda ülkede birleşmelerin beklendiğini söyleyen insan kaynakları danışmanlık şirketi HILL International’ın CEO’su Dr. Othmar Hill, şirketlere, birleşme sürecinde yüksek potansiyele sahip kişileri ellerinde tutmalarını ve iç iletişime önem vermelerini tavsiye ediyor.
Satın alma ve birleşmeler çalışanları nasıl etkiliyor? Satın alma ve birleşmeler, ancak çok detaylı finansal ve hukuksal değerlemeler ve durum tespitleri sonrasında mümkün oluyor. Ancak zaman zaman finansal ve hukuksal konulara yoğunlaşırken, bazı hassas faktörler ihmal edilebiliyor. Bir şirket satın almasında veya birleşmesinde, satın alınan veya ortak olunan şirketin yönetim ekibi, insan kaynağı ve süreç boyunca iletişimin doğru sağlanması, en çok dikkat edilmesi gereken konular.
İK departmanına bu dönemlerde nasıl görevler düşüyor? Öncelikle şirketteki en önemli oyuncular belirlenerek, çok hızlı bir şekilde yönetim ekibinin değerlendirilmesi yapılmalı. Şirketin insan kaynağı sermayesi genel olarak değerlendirilmeli ve bu değerlendirmeye mevcut kontratlar, duyurulmuş olan açık pozisyonlar, sendikalar ile ilişkiler gibi birçok konu dahil edilmeli. Bunlar dışında dikkat edilmesi gerekenler ise şöyle sıralanabilir:
* Satın alma veya birleşme uluslararası ise mutlaka kültürel faktörler ve farklılıklar ele alınmalı,
* Yeni yönetim hızlı bir şekilde devreye girmeli,
* Entegrasyon ekibi oluşturulmalı ve süreç için hazırlanmalı,
* Önemli oyuncular elde tutulmalı,
* Çalışanlar yeniden konumlandırılmalı,
* Yapılandırılmış bir değişim yönetimi süreci başlatılmalı ve tüm süreç boyunca stratejik ama açık iletişim sağlanmalı.
Satın almalar ve birleşmelerde kimler işini kaybediyor? Tabii ki çalışanlardan bazılarının işlerini kaybetmesi söz konusu. Bu ister istemez şirkette bir rekabet ortamına neden olabiliyor. Tüm süreçlerin çok adil bir şekilde yürütülmesi, kriterlerin çok objektif olması gerekiyor. Panik havasını engellemek için, çok kuvvetli bir yönetim ekibi ile doğru bir şekilde iletişim kurulması gerekli. Açık ve doğru iletişimi sağlayabilmek de çok önemli. Panik havasını önlemekte veya yok etmekte üst yönetime ve özellikle de İK yöneticilerine çok önemli bir rol düşüyor.
Önümüzdeki günlerde, şirket birleşmeleri ve satın almaları en çok hangi ülkelerde ve sektörlerde göreceğiz? Şu an için 2009 sonunda ve 2010 yılı boyunca Almanya ve İngiltere’de çok sayıda satın alma ve birleşme bekliyoruz. Sektörler konusunda ise çok net bir trend yok. Krizden çok etkilenen sektörler, fırsatları içinde barındırıyor tabii. Birçok önemli şirketin kriz nedeniyle satın alma değerleri düşmüş durumda. Ancak mevcut finansal kriz ve likidite problemi nedeniyle bu fırsatlar değerlendirilemiyor. Diğer yönden şu anda en kuvvetli sektörler hızlı tüketim, perakende, enerji, makine üretimi ve telekomünikasyon. Bu sektörlerde daha çok hareket görülebilir.
Siz, kriz döneminde Türkiye’yi nasıl değerlendiriyorsunuz? Türkiye gelecek vaat eden ve gelişmeye çok açık bir pazar. Türkiye’deki şirketler birçok Orta ve Doğu Avrupa ülkesindeki şirketlere göre çok daha profesyonel yönetiliyor. Eğer Türk şirketleri bu yönetim kapasitelerini yabancılara gösterebilir ve kendilerini kanıtlayabilirlerse, yurtdışından çok daha fazla yatırımcı Türkiye’ye gelecektir. Çünkü birçok yabancı yatırımcı sıfırdan bir şirket kurmaktansa, burada mevcut, başarılı işleyen ve yönetilen hazır bir şirketi satın almayı tercih ediyor.
Türk yöneticileri hangi özellikleriyle ön plana çıkıyor? Türkler çok girişimci. Örneğin Ukrayna, Romanya ve Balkan ülkelerinde kesinlikle bu girişimci ruhu göremiyoruz. Risk almayı hiç sevmiyorlar ve girişimde bulunmak yerine, bir şirkette uygulayıcı bir rolde çalışmayı tercih ediyorlar. Türkler kendi kendilerine yetmeye çalışan, çalışkan bir yapıya sahipler ve bu ülkenin geleceği açısından çok ümit verici.
Yine Türkiye’de, yönetim kademelerinde çok başarılı ve güçlü kadınlar görev alıyor. Bu da Orta ve Doğu Avrupa’da çok sık rastladığımız bir durum değil. Hatta Avusturya’da bile az rastlanan bir durum. Türk kadınları güçlü yönlerinin farkında ve kendilerine güveniyor.
Şirketlere şu dönemde başarılı olmak için neler tavsiye edersiniz? İlk olarak gelecek 3 yıl için, çok iyi bir stratejik plan yapmalarını ve danışmanlardan destek almalarını öneriyorum. Belki bir planları var ama koşullar o kadar hızlı değişiyor ki, bu değişiklik gerçekleşir gerçekleşmez, aksiyon alıp 2 günlük bir “kick-off” ile başlayarak önce stratejinizi revize etmek, sonrasında her hafta düzenli yönetim toplantıları ile 6-8 hafta içerisinde yeni ortama uyum sağlamak gerekiyor. 2’nci olarak, iyi bir İK stratejisine sahip olmalılar. Yüksek potansiyele sahip kişilerin şirketten ayrılmasına imkan vermemeliler ve şirketteki değerli bilgi birikiminin dışarı çıkmasını engellemeliler. Bu da ancak doğru İK politikaları ile mümkün olabilir. Şirketteki yetenekleri belirlemek, bu yetenekleri eğitmek, geliştirmek, terfi ettirmek ve ödüllendirmek, motive etmek dolayısıyla elimizdeki saklı hazineyi ve potansiyeli ortaya çıkarmak çok önemli. İçerden yerleştirme yapmak, uzun vadede büyük kazanç sağlayacaktır.
Kaynak: Bu röportaj, Kolay İletişim tarafından, KobiFinans için, Hürriyet İnsan Kaynakları Gazetesi’nden derlenmiştir.
www.yenibiris.com
|