KobiFinans
anasayfa Anasayfa
favorilere ekle Favorilerime Ekle
arkadaşına öner KobiFinans'ı Öner
rss RSS
Detaylı Arama
sub-bg-left
10 Şubat 2012 Cuma
FORUM ÜYE SORGULAMA EĞİTİM MERKEZİ
sub-bg-right
Bayilik ve Franchising
Dış Ticaret
e-Ticaret
Finansman
İnovasyon
İnsan Kaynakları
İş Gezisi Rehberi
İş Yaşamı
Kalite
Kişisel Gelişim
KOBİ Destekleri
Marka
Ofis Teknolojileri
Pazarlama
Risk Yönetimi
Satış
Vergi ve Muhasebe
Yeni Girişim
Yönetim
En Çok Okunanlar
Kitap Tanıtım
Büro Yönetiminde Dosyalama Teknikleri ve Dokümantasyon
Şule YILMAZ

İnternetten Para Kazanmanın 43 Kolay Yolu
Joe VİTALE


“Ben Hala Hayallerimin Peşinden Gidiyorum”


Ayhan BERMEK
Tekofaks Şirketler Grubu Yönetim Kurulu Başkanı
“Ben Hala Hayallerimin Peşinden Gidiyorum” “Eğer iyi bir işadamı olmak istiyorsanız, mutlaka hayal kurmalısınız. Ama burada dikkat edilmesi gereken, hayallerin gerçekleştirilebilir çerçevede olmasıdır.”

Yaz tatillerinde, arkadaşlarıyla sokakta oyun oynamak istiyordu. Ama annesi, sokakta vakit geçireceğine sorumluluk alsın diye, onu ailece tanıdıkları “Ali Dayı”ya emanet etmeyi tercih etti. Başlangıçta bu durum çok hoşuna gitmese de, zaman içerisinde, Ali Dayı’nın namaza gittiği zamanlarda dükkanı ona emanet etmesi, sorumluluk duygusunun tadını almasını ve kendine güvenmesini sağladı. Bu arada her çocuk gibi futbola merakı vardı. Başlarda, mahalle arasında komşu çocukları ile yapılan karşılaşmalar, yerini önce amatör bir takıma, üniversite yıllarında ise okul harçlığını kazanmasını da sağlayan Vefa Spor’a bıraktı. Futbol onun tutkusuydu ama aklı ticaretteydi.

Üniversite eğitimi sonrasında, 7 yıl Koç Grubu’nda çalıştı. Daha sonra girişimci ruhuyla kendi işini kurmaya yöneltti. Profesyonel hayatındaki “fuar gezme alışkanlığı” ise onu hayatında bambaşka bir noktaya taşıyacaktı.

Yukarıdaki satırlar, Tekofaks Kurucusu ve Yönetim Kurulu Başkanı Ayhan Bermek’in hayatının dönüm noktası olan faks makinesini Türkiye’ye getirme kararına kadar geçen sürecin kısa bir özeti... 28 yıl önce Almanya CeBIT Hannover Fuarı’nda gördüğü faks makinesini, hiçbir altyapı olmamasına karşın, Türkiye’ye getirmek için 4 yıl uğraşan Bermek, Türkiye’de telekomünikasyon sektörünün geleceğini görebilen ender iş adamlarından biri oldu. Bermek’in, bu vizyonla küçük bir sermaye ile kurduğu Tekofaks, Panasonic markasının rüzgarını da arkasına alarak, önce ofis otomasyon sistemleri daha sonrasında ise tüketici elektroniğinde Türkiye’de önemli bir konuma sahip oldu. Şirket bugün güvenlik sistemleri ve dijital telsiz telefonların da dahil olduğu ofis otomasyon sitemlerinde liderliğini korurken, plazma ve LCD pazarında da ilk 3 içinde yer alıyor.

Tekofaks’ta yönetimi büyük ölçüde kızına ve profesyonellere bırakan Bermek’in emekli olmaya hiç niyeti yok. Panasonic ile olan işbirliği nedeniyle sık sık Japonya’ya giden ve bu pazarı çok iyi tanıyan Bermek, şu sıralar, yeni bir girişimin heyecanı içinde… Japonya’da Türkiye’den götürdükleri hammadde ile satış ve pazarlama yapan “Baharu” isimli şirketin de yönetim kurulu başkanı. 2009’da bu ürünleri tek bir marka çatısı altında toplamayı hedefliyor.

Bermek ile girişimcilik öyküsünü, Tekofaks’ın zaman içindeki gelişimini ve hayallerini konuştuk.

İş hayatına çok küçük bir yaşta adım attığınızı biliyoruz. Bu erken girişimcilik size neler kazandırdı?
Bu soru beni 55 yıl öncesine götürdü… Rahmetli annemin, koruma içgüdüsü ile beni yönlendirdiği Ali Dayı’nın tuhafiye dükkanı ve sonrasında izlediğim yol, hayatımda çok önemli kazanımlar yarattı. Doğduğum ve büyüdüğüm Samsun’un Çarşamba ilçesinde esnaflık ve ahilik kültürü önemli bir yere sahipti. Esnaf olmanın bir ruhu vardı…

Ali Dayı’nın dükkanında çalışırken öğrendiğim ilk hayat dersleri “hürmet etmek” ve “minnet duymak” oldu. Küçük yaşta yerleşen bu duyguların insan hayatında ne kadar önemli deneyimler olduğunu daha sonra anlıyorsunuz. Düzenli olmak ve sorumluluk almak da sanırım bugünlere taşıdığım en önemli deneyimlerdi. Tabii bir de emek… Bilgisayarın olmadığı, mal kontrolünün bile teknik olarak yapılamadığı bir dönemden bahsediyoruz. Koskoca dükkan, çocuk yaşta birine emanet ediliyor. Bu çok önemli bir fırsattı! Bugün dönüp baktığımda, insanın kişiliğinin gelişiminde büyük önem taşıyan güven, büyüğe saygı, düzen, dostluk, tevazu gibi temel kavramları o tuhafiye dükkanında edindiğimi görüyorum. Keşke her çocuk benim gibi küçüklüğünde, böyle sorumluluk taşıyabileceği bir iş yapma şansına sahip olabilse…

Biz sizi her zaman “Tekofaks” ile bütünleşmiş bir işadamı olarak tanıdık… İş hayatına ilk adımı ne zaman attınız?
Profesyonel anlamda iş hayatına inşaat malzemeleri ticaretiyle, Karaköy Perşembe Pazarı’nda başladım. O yıllarda, İstanbul aynen bugün de olduğu gibi Türkiye ekonomisinin kalbiydi. Ama sektörel bölünmeler vardı. Örneğin, Sultan Hamam tekstil, Perşembe Pazarı inşaat malzemesi, Unkapanı gıda ticaretinin merkezi konumundaydı. Ben henüz üniversite öğrencisiyken, iş hayatımla ilgili kararımı vermiştim. İktisat eğitimi almama rağmen, masa başında yapacağım bir iş bana göre değildi. ‘Ticaretin içinde, sahada olmalıyım’ diye düşündüm ve inşaat malzemesi satan

Erdoğanlar Ticaret’de pazarlama elemanı olarak işe başladım. Erdoğanlar Ticaret, Vehbi Koç’un İstanbul’daki ilk yatırımı ve bugünkü Koçtaş’ın başlangıç noktasıdır. Bu iş, benim hayatımda yeni bir dönemin başlangıcı oldu. O dönemde Koç Grubu’nda çalıştığım için kendimi şanslı hissediyorum. İktisat eğitimimi kurumsal bir yapıda pratiğe dökme imkanı buldum. Koç Grubu’nda 7 yıl çok büyük bir keyifle çalıştım. Genel müdür yardımcılığına kadar yükseldikten sonra, kendi işimi kurmak amacıyla ayrıldım. Önce yine inşaat malzemeleri üzerine Tempaş isimli bir şirket kurdum.

Koç Grubu’nda kazandığım fuar takip etme alışkanlığı, dünyadaki gelişmelerden, yeniliklerden haberdar olabilmek adına çok yararlı oldu. 1980’de Almanya’da CeBIT Hannover Fuarı’nda faks makinesini görmemle birlikte iş hayatım bambaşka bir rotaya yöneldi ve bugün 28 yıllık bir şirket olan Tekofaks’ın temelleri böyle atıldı.

Faks makinesini Türkiye’ye getirmeye nasıl karar verdiniz? O dönemin teknolojileri düşünüldüğünde bu pek kolay olmasa gerek…
80’ler, Türkiye’de gelişmenin hızlandığı, yatırımların arttığı bir dönemdi. Devlet yatırımları yaygınlaşıyor, gelişme bölgeleri ilan ediliyordu. O dönemde iletişim için kullanılan teleks, her yere bağlanamıyordu, bunun için altyapı yoktu. Teleks kıt bir kaynaktı, evraklar, kuryeler aracılığıyla şehirlerarasında taşınıyordu. Böyle bir durumdaki zaman ve para kaybını düşünün… Hep şuna inanmışımdır: Dünyadaki değişimleri yakından takip edip, entegre olabilmek, bireylerin, kurumların ve dolayısıyla toplumların ilerlemesinin altın anahtarıdır. İşte bu felsefeden hareketle, fuarda faks makinesini gördüğüm ilk an, ‘Bu cihazı Türkiye’ye getirmeliyim’ dedim. Ama elbette kolay olmadı. Girişim için her zaman engeller vardır, ancak 28 yıl önce çok daha fazla olduğunu söyleyebilirim. Faks makinesini ithal etmek için başvurduğumda bu ürünün ithalat rejiminde yeri olmadığını gördüm. Birçok bürokratik engelle karşılaştım. Elbette dünyanın her yerinde bürokratik engeller var. Ancak vizyon sahibi bir iş adamı, yılmamalı, engelleri aşmak için çalışmalıdır. Bana birçok kişi; ‘Bu ürün Türkiye için lüks, tutmaz’ dedi ama ben bu sözlere hiç aldırış etmedim ve 1981’de ilk parti cihazları Türkiye’ye getirdim.

Ya tutmazsa diye düşündünüz mü hiç?
Hayır. Bu ürünün Türkiye’de yeni bir dönem açacağından ve ilgi göreceğinden çok emindim. Hatta bazen ‘Neden başkaları bu ürünün sağlayacağı katma değeri fark edemedi’ diye düşünüyorum…

Tabii ki başlangıçta ürünü anlatmakta bazı sıkıntılar yaşadık. Sonuçta o dönem için sihirli bir cihazdı. Kağıdı bir taraftan koyuyorsunuz, bir kopyası karşı tarafın eline geçiyor. İnsanlar dinledikleri zaman heyecanlanıyordu ama dönüp dolaşıp bir soruya takılıyorduk: Bu cihazı kim kullanıyor? Ben nerede kullanacağım? Başlangıç aşamasında merkez ofisler fabrikalarla iletişim kurmak için kullandı. Sonrasında, 1984’te, Turgut Özal döneminde, telekomünikasyon alanında yapılan reformların ardından faks makinesi de deyim yerindeyse mısır patlağı gibi yayıldı.

Günümüzde iletişim teknolojileri oldukça gelişti. Özellikle internetin yaygın kullanımını düşünürsek faks dönemi kapandı diyebilir miyiz?
Faks yerini daha hızlı iletişim araçlarına bıraktı ancak son dönem satışlarımıza baktığımızda en gözde olduğu dönemden bile daha fazla satış gerçekleştirdiğimizi söyleyebilirim. Tabii ilk dönemler fiyatları çok yüksekti. Bugün, ciromuz içinde yüksek bir pay tutmuyor ama adet satışı hala aktüel. Her şirkette mutlaka en az bir adet faks makinesi olduğunu görürüsünüz. Ancak belki de kullanım alanı değişti. Örneğin, Anadolu’da daha yoğun kullanılıyor.

Biraz da Tekofaks’ın gelişiminden bahsedelim…
Tekofaks’ı kurarken, hayalim, komünikasyon ve bilişim alanında değer yaratan bir şirket yaratmaktı. Bunu başarmış olmanın mutluluğunu yaşıyorum. Tekofaks, başlangıçta tek ürünle yani faks makinesi ile büyüdü. Daha sonra ofis otomasyon sistemleri, güvenlik sistemleri ve tüketici elektroniğinin diğer ürünlerini de bünyesine katarak, tüm Panasonic’in Türkiye’deki izdüşümü haline geldi. 1993’te Tekofaks Kağıt A.Ş. ve kağıt işleme tesisini kurduk. Bu da önemli bir adımdı. Bu yatırımla, pazara sunduğumuz ofis otomasyon sistemlerinin kağıt gereksinimlerini de karşılamayı hedefledik. Aynı yıl, satışını gerçekleştirdiğimiz ürünlerin bakım ve onarım ihtiyaçlarını göz önünde bulundurarak, Tekofaks Servis A.Ş.’yi hayata geçirdik. Teknik servis bizim önemle üzerinde durduğumuz bir alandı. Türkiye’nin en uzak köşesinde bile yetkili servisimizle hizmet veriyoruz. Bugün geldiğimiz noktada, özverili çalışmalarımızın yanı sıra, temsilciliğini yaptığımız Panasonic markasının arkasındaki şirket olan Matsushita’nın bize duyduğu güven ve desteğin payı da çok büyük.

Panasonic dünyaca ünlü bir marka ve Japon şirketlerinin temsilcilik vermek konusunda çok ketum oldukları söylenir. Matsushita ile ilk temasınız nasıl oldu ve işbirliği nasıl gelişti?
Faks makinesini Türkiye’ye getirmeyi aklıma koyduktan sonra, bir fizibilite çalışması yaptık. Swot analizini çıkardık. Bu ürünü dünyada nereden, kimden temin edebileceğimizi araştırdık. Sonuç olarak pazarda yüzde 29 pay ile Matsushita Elektronik, yani bilinen adıyla Panasonic’in en iyisi olduğunu gördük. Panasonic, o zamanlar Türkiye hakkında pek bilgiye sahip değildi. Türkiye’yi bir Ortadoğu ülkesi olarak görüyorlardı. ‘Sana 2 tane makine verelim, Türkiye distribütörümüz ol’ dediler ve işbirliğimiz böylece başladı, yani çok kolay oldu. 2 faksın ücretini kendi cebimden ödedim ve yolcu olarak, uçakla Türkiye’ye getirdim. İlerleyen dönemlerde işbirliğimiz gelişerek devam etti.

Faksı hangi Panasonic ürünleri takip etti?
Daha sonra başta ofis ürünleri olmak üzere Panasonic’in de Türkiye’ye girmekte sorunlu olduğu ve biraz geç kaldığı Viera (LCD-Plazma TV) ürünlerini getirttik. Bu noktada şöyle bir sıkıntı vardı. İnsanların büyük çoğunluğu evde kullandıkları markaları ofislerine taşıyordu. Tüketici elektroniği ürünleri gelene kadar, Panasonic de bir ofis markası olarak algılanıyordu. Yani bu ürünler için ters bir geçiş oldu. Ancak kısa sürede Panasonic markalı plazma ve LCD TV’ler pazardan önemli ölçüde pay almayı başardı.

Tekofaks’ın önümüzdeki döneme ilişkin planları neler?
En büyük hayalimiz Japonlarla birlikte Türkiye’de üretim yapmak. Bunun büyüğü küçüğü olmaz diye düşünüyor ve Türkiye’nin bunu hak ettiğine inanıyorum. Panasonic ile her bir araya gelişimizde bu konuyu konuşuyoruz. İstek var, zorlama da… Ama henüz bir girişim yok. Dünya markaları, büyük yatırımlarını yapıp organizasyonlarını kurmuş durumda. Bu dünya devlerinin üretim ayaklarının, Malezya, Çekoslovakya, Polonya, Filipinler gibi ülkelerde olduğunu görüyoruz. Biz 84’ten sonra dünyaya entegre olmaya başladık. Yabancı sermayenin girişi ise çok yeni… Ama geç kalmış değiliz. Her işadamının aklında Türkiye’ye yatırım yaptırmak vardır. Benim de aklımdan ve gönlümden geçen bu…

Faks makinesi ile yola çıkan Tekofaks’ın başarısının sırrı nedir sizce?
Tüketiciyi mutlu etmek için çalışmak ve bu duygu ile hareket etmek. Başarılı olmak çok fazla kar etmek değildir. Başarın ardında yatan, sunduğun ürün veya hizmetle kaç kişiyi gülümsetebildiğindir. Dolayısıyla Tekofaks’ın en büyük başarısının müşteri mutluluğunu yakalayabilmesi olduğunu düşünüyorum.

Büyümek ve gelişmek isteyen KOBİ yöneticilerine tavsiyeleriniz neler olur?
Öncelikle planlı olmayı öneriyorum. Ben plan yapmayı Koç Grubu’nda profesyonel yöneticilik deneyimim sırasında öğrendim, hayatımın her alanında plan benim vazgeçilmezim oldu. Şirketiniz ister 3 kişiden, isterse 1300 kişiden oluşsun, plan yapmak zaruridir. Gelişmenin ve kurumsal yapıya adım atmanın temelinin bu olduğunu düşünüyorum. İçinde bulunduğumuz dönemde, bu durum daha da fazla önem kazandı. Bir de hayallerinden hiç vazgeçmesinler. Hiçbir sıkıntının, hiçbir engellemenin onları yollarından alıkoymasına izin vermesinler. Ben hala hayallerimin peşinden gitmeye devam ediyorum.

Tekofaks’ta yönetimi büyük ölçüde kızınıza devrettiniz peki şimdi ne yapıyorsunuz? Çalışmaya devam mı yoksa ‘artık emekliliğin tadını çıkarayım’ mı diyorsunuz?
İş hayatında 2 kişinin felsefesinden çok etkilenmişimdir. Birisi Koç Holding Kurucusu Vehbi Koç, diğeri de Tekofaks’ın Türkiye temsilcisi olduğu Panasonic’in kurucusu Konosuke Matsusihita... Her ikisinin de felsefesinde sürekli çalışmak vardır. Dolayısıyla ben çalışmaya devam ediyorum. Çalışarak ölmek istiyorum. Bugün Japonya’da gıda üzerine faaliyet gösteren “Baharu” isimli şirketin Yönetim Kurulu Başkanıyım. Türkiye’den Japonya’ya, incirden salçaya, peynirden zeytinyağına kadar çeşitli gıda ürünleri satıyoruz ve bu ürünler şu anda market raflarında değişik isimlerle yer alıyor. 2009 yılı içerisinde bu ürünleri “Marre” (Marure olarak okunur) markası altında toplamayı hedefliyoruz. Japonlara kendi ürünlerimizi tattırmaktan, orada bir marka yaratmaktan, peynirimizin birinci sınıf raflarda satılmasından büyük keyif alıyorum. Şu sıralar fantezim bu.

Peki, bu tempoda kendinize vakit ayırabiliyor musunuz? Boş vakitlerinizde neler yapıyorsunuz?
Sabah uyandığımda ‘Bugün ne yapsam’ diye düşünmüyorum. Çünkü öyle bir boş vaktim olmuyor. Ancak vakit buldukça 99 depremi sonrasında yaptırdığımız Ulaşlı Nuri Bermek ilköğretim okulumuzu ziyaret ediyorum. İşim gereği sık sık Japonya’yı ziyaret ediyorum. Orada vakit geçirmekten de büyük keyif alıyorum. Sağlığımı korumak açısından spor yapıyorum. Bir işadamının yapabileceği en iyi sporun da yürüyüş olduğuna inanıyor ve bunu her gün yapıyorum. Ayrıca çok iyi bir futbol seyircisiyim. Özel hayatımda en büyük tutkum doğa ile vakit geçirmek. Göçbeyli’de 10 dönümlük bir tarım arazim var. Organik sebze meyve yetiştiriyorum. Her hafta sonunu orada geçirmeye gayret ediyorum. Bu zamanlar, beni rehabilite ediyor, sağlıklı ve mutlu düşünmeye teşvik ediyor.

Başarılı bir işadamı olmanın yanı sıra, aynı zamanda bir futbol tutkunusunuz. Hatta bir dönem profesyonel olarak kalecilik ve daha sonra yöneticilik yaptınız. Spora olan ilginiz de küçük yaşta mı başladı?
Sporla olan ilişkim, her erkek çocuk gibi, mahalle arasında futbol oynamakla başladı. Amatörce başlayan bu tutku, liseye geldiğimde farklı bir boyuta geldi ve Samsun’un önemli amatör takımlarından 19 Mayıs’ta ve lise takımında kalecilik yaptım. Üniversite eğitimim sırasında Vefa Kulüpleri’nde profesyonel olarak kalecilik yapmaya başlamamla birlikte, spor yalnızca keyif aldığım bir aktivite olmanın yanı sıra harçlığımı çıkarmamı ve aileme maddi anlamda katkıda bulunmamı sağladı. Benim için önemli bir deneyimdi. Çünkü yetişme çağında aktif olarak sporla uğraşmanın, kişinin karakterini olumlu yönde etkilediğine inanıyorum. İş hayatında çok önemli bir unsur olan organizasyon kavramı, özellikle takım sporlarının doğasında var. Spor, uyum sağlamayı, disiplinli takım oyununu öğrenmeyi hatta amatör ya da profesyonel olarak hedefe kilitlenmeyi çok keyifli bir şekilde algılamayı sağlıyor. Tabii ki bu kavramlar bir eğitim programı ile veya okullarda öğrenilebilir ama spor gibi eğlenceli bir yöntemle edinilen deneyim, çok daha etkili ve kalıcıdır. Türkiye Futbol Federasyonu’ndaki 12 yıllık yöneticilik kariyerimin altyapısında da sporla edindiğim tecrübeleri iş hayatındaki deneyimlerimle birleştirebilmiş olmam yatıyor.

Kaynak: KobiFinans Dergisi 22. Sayı

 
 
Bu yazı 2302 kez okundu.
Bu yazı hakkında yorum yapılmamış.
"Toplantıları Web Konferans İle Yaparak Bir Yılda 72 Milyon Dolar Tasarruf Ettik"
E-mail Yağmuruyla Nasıl Başa Çıkılabilir?
KOBİ'ler Nasıl Daha Verimli Olabilir?
 
Üyelik Girişi
Üye Olmak İstiyorum
ebultenkayit
Aylık KobiFinans E-bülten'e üye olmak için lütfen bilgilerinizi doldurun.
kobifinans "Toplantıları Web Konferans İle Yaparak Bir Yılda 72 Milyon Dolar Tasarruf Ettik"
Murat TÜZÜM

kobifinans E-mail Yağmuruyla Nasıl Başa Çıkılabilir?
 
kobifinans Elveda Windows XP, Merhaba Windows 7
Engin GEDİK

kobifinans Mail Attım Geldi mi?
Özgür ÇETİN
 
Hintli Girişimciden 100 Dolar’a PC
kobifinans Hindistan’ın Chennai şehrinde faaliyet gösteren ...

"10 Yıl Sonra Buranın Genel Müdürü Olacağım" Demiştim
kobifinans Xerox Türkiye Genel Müdürü Mehmet Sezer henüz 4. sınıfa ...
 
footer-left
Bizi Tanıyın Çözüm Ortakları Güvenlik ve Gizlilik Sıkça Sorulan Sorular Reklam Ödüllerimiz
Ana Sayfam Yap Bize Ulaşın Site Haritası
KobiFinans, bir Finansbank Kobi Bankacılığı hizmeti olup her hakkı Finansbank A.Ş.'ye aittir. © 2010