KobiFinans Türkiye' nin en büyük kobi portalı
Anasayfa Site Haritası English
 
   02 Aralık 2008, Salı
DERGİMİZ FORUM ÜYE SORGULAMA İLAN PANOSU
Pazarlama
Satış
Yönetim
Vergi ve Muhasebe
e-Ticaret
KOBİ Destekleri
Kişisel Gelişim
Dış Ticaret
Yeni Girişim
Marka
Finansman
Ofis Teknolojileri
Kalite
İnsan Kaynakları
Bayilik ve Franchising
İş Gezisi Rehberi
İş Yaşamı
Risk Yönetimi
İnovasyon

En Çok Okunanlar

Kitap Tanıtım
Girişimcinin Silahı : İş Planı

Paul BARROW

Know How - İyi İş Çıkaranları Diğerlerinden Ayırt Eden 8 Beceri

Ram CHARAN-Geri WILLIGAN

Sorunsuz Bir Kurumsal Yazılım İçin Neler Yapılabilir?

Kurumsal sistemlerde kullanılan genel yazılım program­larında, çetrefilli dallanmalar buluna­bilir ve bunlar, devasa sayıda şartlı du­ruma göre yazılmışlardır. Ancak hiç­bir şekilde anlam belirsizliğine, tutar­sızlıklara ve mantıksız önermelere yer verilmez.

Hatta bundan emin olunması için de bazı mantık programları, dinamik simülasyonlar, genetik algoritmalar ve sinirsel ağlar kullanılır ama günümü­zün büyük şirketlerinde genellikle en sık çalıştırılan yazılımlar arasında bun­lar çoğunluğu teşkil etmez. Aslında kurumsal yazılım sistemleri, daha çok te­darik yönetimi veya sipariş takibi gibi sıradan görevlerin yerine getirilmesin­de kullanılırlar. Zira sorunlar karma­şıklaştıkça; o işi yürütecek· yazılımlar da aynı oranda kompleksleşir. Tespit edildiğine göre otomasyonu yapılacak işin karmaşıklığında her yüzde 25’lik bir artış, kullanılacak yazılımın kompleksliğinde yüzde 100’e varan oranda artışı gerektiriyor.

İş kullanıcıları ve yöneticiler, ihtiyaçları doğrultusunda kaçı­nılmaz olarak otomatikleştirilmiş süreçlerine değişiklikler ta­lep etmektedir. Aynı zamanda kullandıkları yazılımın da tamamen kendi ihtiyaçlarına göre tasarlanmış olmasını beklerler. Bilgisayar tarihçisi olan Martin Canlpbell-Kelly, "Yazılımın do­ğasında sonsuz bir itaat etme özelliği vardır" diyor. Bu teorik olarak doğrudur, ancak kurumsal yazılımların günden güne da­ha gelişkin ve kompleks olmaya başladığı göz önüne alınırsa, onların değiştirilme maliyetlerinin ve risklerinin de ne kadar çok arttığını görmek hiç de bir sürpriz sayılmamalı. Organizas­yondaki hiç bir kişi, bir yazılımın herhangi bir yerinde yapılacak bir değişikliğin onun fonksiyonlarında başka yerlerde ne gibi farklılıklar yaratacağını kestiremez.

Sap Sistemleri
Kurumsal kaynak planlama sistemlerinin ilk aşamada uğraşmak zorunda kaldığı sorunların başında, karmaşık sü­reçleri yönetebilmek için yeterince esnekliğe sahip yazılımlar geliştirilmesiydi. 1990’ların başlarından sonuna kadar, ABD’li kurumlar arasında bu türden sistemlere karşı keli­menin tam anlamıyla bir hücum başlamıştı. En bilineni Al­man orijinli SAP olan bu sistemler, birden fazla işletim siste­minden ve programdan kaynaklanabilecek sorunları çözebi­leceğini vaat ediyor. Ayrıca, tipik bir çokuluslu şirketin fi­nansman, imalat, insan kaynakları ve diğer önemli fonksiyo­larında kullanılan tüm sistemlerin birbiriyle bağlı çalışan tek bir modüller bütünüyle değiştirilmesini öneriyorlardı.

Teorik olarak bakıldığında, tek bir monolitik sistemin, özel ağlar kullanarak, çeşitli coğrafyalara ve bölgelere dağıl­mış grup şirketlerini birbirine bağlaması fikri, mantıklı bu­lunabilir. Ve şirketler de bu sistemleri kendi ihtiyaçlarına göre özelleştirebileceklerinin farkına vardılar. Bu bir ümitti. Ancak bu milyonlarca kod satırı, binlerce kurulum seçeneği ve sayısız ilişkili kısımlar içeren heybetli programlar, eski sistemleri (legacy diye bilinen) ortadan kaldırmak bir yana, üstüne üstlük yeni karmaşaları da bera­berinde getirdiler. Bir de buna teknoloji ve iş alanlarında yaşanan muazzam gelişmeler eklenince, ERP sistemleri, mükemmel bir çözüm olarak kullanılmaktansa, sadece ürün ta­kibinde kullanılan kapalı sistemler haline dönüştüler. Şir­ketler bir taraftan ERP uygulamalarının kendilerine uydu­rulması için yıllarını harcarken, diğer taraftan da internet yeni bir önemli güç olarak evrimini sürdürüyor. İnternet, şirketlerin müşterileriyle, tedarikçileriyle ve iş ortaklarıyla iş yapma şekillerini temelinden değiştiriyor. Bu arada şirketler de yavaş yavaş müşterileri ve hizmetleri hakkındaki bilgile­rin organize edilmesinin, başarılı olmalarında ne kadar önemli bir yer tuttuğunun farkına varmaya başlamışlardı.

Tek bir monolitik sistem kavramı, pek çok şirketin gö­zünde iflas etmişti. Artık farklı departmanlar ve tesisler, kendi ihtiyaçlarına göre bağımsız satın almalar yapmaya başladılar ve diğer sistemler de şirket satın almaları ve bir­leşmeleriyle el değiştirdi. Yani pek çok şirket, BT altyapıları­nı daha da karmaşıklaştırmamak için ERP sistemlerini kul­lanmaya son verdiler. Ve sonuçta ERP sistemleri, yerini al­maya aday oldukları babadankalma (legacy) sistemlerin ya­nında, ayrı bir altküme olarak varlıklarını sürdürdüler.

Verilerin Kaprisi
Yazılımın üzerinde işleri yaptığı ve ürettiği veriler de, büyümekte olan sorunlar arasında bir başkası olarak sayıla­bilir. Hata bulunma oranı; insanı afallatacak derecede yük­sektir. Tekli sistemlerde hata yapma oranı, çoklu sistemlere oranla yüzde 50 daha fazladır. Bu hatalar, veri girişinden de kaynaklanabileceği gibi veritabanlarının uygunsuz tasarlamasından ya da birden fazla veri kaynağının ERP sistemleri içinde birbirlerine bağlanmaya çalışılmasından da kaynakla­nabilir. Farklı formatlar, benzetmeler, kısaltmalar kullanıl­ması sonucunda aynı tek ürüne veya müşteriye işaret eden 100’den fazla kayıta rastlanması mümkündür.

Özellikle ERP yazılımlarına geçen şirketlerin eski veri ta­banlarına "elveda" demesi, çok da nadir rastlanan bir du­rum olmamaktadır. Kurumsal yazılımlar, vaat ettiklerini sağlayamayacak kadar karışık mıdırlar? Sonuçta kurumsal sistemlerin, iş süreçlerini basitleştirmeleri ve kolaylaştırmaları beklenir. Ancak onlar bunun yerine yüksek riskler ve belirsizlikler getirmiş­lerdir. Kod satırları arasında gizli kalmış hatalar ve özelleştirme sorunları, bu sistemlerin kazandırdıklarının sorgulan­masına başlanmasına neden olmuştur.

İşyerlerindeki yöneticiler, halen teknolojinin maliyetleri düşüreceğine, süreçleri geliştireceğine ve işgücü hacmini azaltacağına inanmak isteyebilirler. Ancak onlar BT’nin so­runlarını anlamak istemiyorlar. Bu anlayışsızlık, belki de teknolojinin yüksek seviyede özel beceriler gerektirmesin­den kaynaklanıyor olabilir. Ancak bunun asıl nedeni, yöneticilerin teknolojinin yetersizliği konusunda tek bir kelime bile duymak istememelerinde yatar."

CIO’lar işlerinin gereği olarak iş stratejilerinde BT’ye en üst önem derecesini verirler. Organizasyonun iş kısmındaki bölümlerine yıllarca BT’nin ne kadar önemli olduğunu anlatmaya çalışırlar. Ancak maliyetlerin bir çığ gibi büyümesi, gecikmeler ve diğer başarısızlıklar, BT ile yönetici kesiminin arasına dijital bir bölüm girmesine sebep olmuştur.

Bir Sonraki Yeni Şey
Bu sorunları gidermek için önerilen çözüm ise bir son­raki yeni şey olan hizmet odaklı mimaridir (SOA). Temel olarak SOA, eski legacy sistemlerin güncelleştirilmesi ve değiştirilmesinden kaynaklanan sorunların çözümünde, sis temler arası modüler iş süreçleri kurulmasını önermekte­dir. Bu süreçler, çeşitli BT sistemlerindeki uygun işlevsellik­leri birbirine bağlayacak ve böylece yeni iş hedeflerine uyum sağlayabilmeleri için süreçlerin değiştirilmelerini ko­laylaştıracaktır.

Ancak teknik analizciler, önce teknik altyapıların elden geçirilmesi gerekliliği üzerinde duruyorlar. Ross, Weill ve Robertson gibi araştırmacılar, SOA’ya ’doğru bir transformasyonun gerçekleşebilmesi için belki de 10 yıl sürebilecek dört aşamalı bir dönüşüm sürecine ihtiyaç olduğunu belirti­yorlar. Ancak tüm endüstrilerin ve piyasaların sadece birkaç yıl içinde bile olağanüstü değişimlere maruz kalabileceği gü­nümüzün dinamik iş ortamlarında, şirketlerin 10 yıl sürebilecek bir transformasyon sürecine ne kadar sıcak yaklaşacak­ları da, bir soru işareti olarak durmaktadır.Yale’de bilgisayar uzmanı olan David Gelernter, "Karma­şa, yazılımı öldürür" diyor ve karmaşıklığın çözümünün ise bir bilimden çok bir sanat konusu olabileceğini belirtiyor.

Ancak işyerlerindeki yöneticilerin bu konuda çok daha proaktif olmalarının zamanı geldi. Yöneticiler artık kendile­rini teknoloji konusunda çok daha fazla eğitmeliler. Gele­cek vaat eden genç yöneticilerini, BT sistemlerinden nasıl faydalanacaklarını öğrenebilecekleri yöneticilik programla­rına göndermeliler. Ve iş okullarının da artık iş ile BT ara­sındaki bağımsız ilişkileri öğretmeye başlamalarının vakti geldi. Ve son söz olarak da ümit etmenin maalesef ki hiç bir zaman etkin bir strateji olmadığını belirterek bitirelim.

Kaynak: Ekonomist Dergisi

 

 

 
 
Bu yazı 826 kez okundu.
Bu yazı hakkında yorum yapılmamış.

 
  Üyelik Girişi
BİZİ TANIYIN  | ÇÖZÜM ORTAKLARI  | SIKÇA SORULAN SORULAR  | GÜVENLİK GİZLİLİK  | REKLAM  | KobiFinans RSS
KobiFinans'ı Öner Sık Kullanılanlara Ekle Ana Sayfam Yap Bize Ulaşın
KobiFinans, bir Finansbank Kobi Bankacılığı hizmeti olup her hakkı Finansbank A.Ş.'ye aittir. © 2008
Content by Kolay İçerik