|
Kurumsal sistemlerde kullanılan genel yazılım programlarında, çetrefilli dallanmalar bulunabilir ve bunlar, devasa sayıda şartlı duruma göre yazılmışlardır. Ancak hiçbir şekilde anlam belirsizliğine, tutarsızlıklara ve mantıksız önermelere yer verilmez.
Hatta bundan emin olunması için de bazı mantık programları, dinamik simülasyonlar, genetik algoritmalar ve sinirsel ağlar kullanılır ama günümüzün büyük şirketlerinde genellikle en sık çalıştırılan yazılımlar arasında bunlar çoğunluğu teşkil etmez. Aslında kurumsal yazılım sistemleri, daha çok tedarik yönetimi veya sipariş takibi gibi sıradan görevlerin yerine getirilmesinde kullanılırlar. Zira sorunlar karmaşıklaştıkça; o işi yürütecek· yazılımlar da aynı oranda kompleksleşir. Tespit edildiğine göre otomasyonu yapılacak işin karmaşıklığında her yüzde 25’lik bir artış, kullanılacak yazılımın kompleksliğinde yüzde 100’e varan oranda artışı gerektiriyor.
İş kullanıcıları ve yöneticiler, ihtiyaçları doğrultusunda kaçınılmaz olarak otomatikleştirilmiş süreçlerine değişiklikler talep etmektedir. Aynı zamanda kullandıkları yazılımın da tamamen kendi ihtiyaçlarına göre tasarlanmış olmasını beklerler. Bilgisayar tarihçisi olan Martin Canlpbell-Kelly, "Yazılımın doğasında sonsuz bir itaat etme özelliği vardır" diyor. Bu teorik olarak doğrudur, ancak kurumsal yazılımların günden güne daha gelişkin ve kompleks olmaya başladığı göz önüne alınırsa, onların değiştirilme maliyetlerinin ve risklerinin de ne kadar çok arttığını görmek hiç de bir sürpriz sayılmamalı. Organizasyondaki hiç bir kişi, bir yazılımın herhangi bir yerinde yapılacak bir değişikliğin onun fonksiyonlarında başka yerlerde ne gibi farklılıklar yaratacağını kestiremez.
Sap Sistemleri Kurumsal kaynak planlama sistemlerinin ilk aşamada uğraşmak zorunda kaldığı sorunların başında, karmaşık süreçleri yönetebilmek için yeterince esnekliğe sahip yazılımlar geliştirilmesiydi. 1990’ların başlarından sonuna kadar, ABD’li kurumlar arasında bu türden sistemlere karşı kelimenin tam anlamıyla bir hücum başlamıştı. En bilineni Alman orijinli SAP olan bu sistemler, birden fazla işletim sisteminden ve programdan kaynaklanabilecek sorunları çözebileceğini vaat ediyor. Ayrıca, tipik bir çokuluslu şirketin finansman, imalat, insan kaynakları ve diğer önemli fonksiyolarında kullanılan tüm sistemlerin birbiriyle bağlı çalışan tek bir modüller bütünüyle değiştirilmesini öneriyorlardı.
Teorik olarak bakıldığında, tek bir monolitik sistemin, özel ağlar kullanarak, çeşitli coğrafyalara ve bölgelere dağılmış grup şirketlerini birbirine bağlaması fikri, mantıklı bulunabilir. Ve şirketler de bu sistemleri kendi ihtiyaçlarına göre özelleştirebileceklerinin farkına vardılar. Bu bir ümitti. Ancak bu milyonlarca kod satırı, binlerce kurulum seçeneği ve sayısız ilişkili kısımlar içeren heybetli programlar, eski sistemleri (legacy diye bilinen) ortadan kaldırmak bir yana, üstüne üstlük yeni karmaşaları da beraberinde getirdiler. Bir de buna teknoloji ve iş alanlarında yaşanan muazzam gelişmeler eklenince, ERP sistemleri, mükemmel bir çözüm olarak kullanılmaktansa, sadece ürün takibinde kullanılan kapalı sistemler haline dönüştüler. Şirketler bir taraftan ERP uygulamalarının kendilerine uydurulması için yıllarını harcarken, diğer taraftan da internet yeni bir önemli güç olarak evrimini sürdürüyor. İnternet, şirketlerin müşterileriyle, tedarikçileriyle ve iş ortaklarıyla iş yapma şekillerini temelinden değiştiriyor. Bu arada şirketler de yavaş yavaş müşterileri ve hizmetleri hakkındaki bilgilerin organize edilmesinin, başarılı olmalarında ne kadar önemli bir yer tuttuğunun farkına varmaya başlamışlardı.
Tek bir monolitik sistem kavramı, pek çok şirketin gözünde iflas etmişti. Artık farklı departmanlar ve tesisler, kendi ihtiyaçlarına göre bağımsız satın almalar yapmaya başladılar ve diğer sistemler de şirket satın almaları ve birleşmeleriyle el değiştirdi. Yani pek çok şirket, BT altyapılarını daha da karmaşıklaştırmamak için ERP sistemlerini kullanmaya son verdiler. Ve sonuçta ERP sistemleri, yerini almaya aday oldukları babadankalma (legacy) sistemlerin yanında, ayrı bir altküme olarak varlıklarını sürdürdüler.
Verilerin Kaprisi Yazılımın üzerinde işleri yaptığı ve ürettiği veriler de, büyümekte olan sorunlar arasında bir başkası olarak sayılabilir. Hata bulunma oranı; insanı afallatacak derecede yüksektir. Tekli sistemlerde hata yapma oranı, çoklu sistemlere oranla yüzde 50 daha fazladır. Bu hatalar, veri girişinden de kaynaklanabileceği gibi veritabanlarının uygunsuz tasarlamasından ya da birden fazla veri kaynağının ERP sistemleri içinde birbirlerine bağlanmaya çalışılmasından da kaynaklanabilir. Farklı formatlar, benzetmeler, kısaltmalar kullanılması sonucunda aynı tek ürüne veya müşteriye işaret eden 100’den fazla kayıta rastlanması mümkündür.
Özellikle ERP yazılımlarına geçen şirketlerin eski veri tabanlarına "elveda" demesi, çok da nadir rastlanan bir durum olmamaktadır. Kurumsal yazılımlar, vaat ettiklerini sağlayamayacak kadar karışık mıdırlar? Sonuçta kurumsal sistemlerin, iş süreçlerini basitleştirmeleri ve kolaylaştırmaları beklenir. Ancak onlar bunun yerine yüksek riskler ve belirsizlikler getirmişlerdir. Kod satırları arasında gizli kalmış hatalar ve özelleştirme sorunları, bu sistemlerin kazandırdıklarının sorgulanmasına başlanmasına neden olmuştur.
İşyerlerindeki yöneticiler, halen teknolojinin maliyetleri düşüreceğine, süreçleri geliştireceğine ve işgücü hacmini azaltacağına inanmak isteyebilirler. Ancak onlar BT’nin sorunlarını anlamak istemiyorlar. Bu anlayışsızlık, belki de teknolojinin yüksek seviyede özel beceriler gerektirmesinden kaynaklanıyor olabilir. Ancak bunun asıl nedeni, yöneticilerin teknolojinin yetersizliği konusunda tek bir kelime bile duymak istememelerinde yatar."
CIO’lar işlerinin gereği olarak iş stratejilerinde BT’ye en üst önem derecesini verirler. Organizasyonun iş kısmındaki bölümlerine yıllarca BT’nin ne kadar önemli olduğunu anlatmaya çalışırlar. Ancak maliyetlerin bir çığ gibi büyümesi, gecikmeler ve diğer başarısızlıklar, BT ile yönetici kesiminin arasına dijital bir bölüm girmesine sebep olmuştur.
Bir Sonraki Yeni Şey Bu sorunları gidermek için önerilen çözüm ise bir sonraki yeni şey olan hizmet odaklı mimaridir (SOA). Temel olarak SOA, eski legacy sistemlerin güncelleştirilmesi ve değiştirilmesinden kaynaklanan sorunların çözümünde, sis temler arası modüler iş süreçleri kurulmasını önermektedir. Bu süreçler, çeşitli BT sistemlerindeki uygun işlevsellikleri birbirine bağlayacak ve böylece yeni iş hedeflerine uyum sağlayabilmeleri için süreçlerin değiştirilmelerini kolaylaştıracaktır.
Ancak teknik analizciler, önce teknik altyapıların elden geçirilmesi gerekliliği üzerinde duruyorlar. Ross, Weill ve Robertson gibi araştırmacılar, SOA’ya ’doğru bir transformasyonun gerçekleşebilmesi için belki de 10 yıl sürebilecek dört aşamalı bir dönüşüm sürecine ihtiyaç olduğunu belirtiyorlar. Ancak tüm endüstrilerin ve piyasaların sadece birkaç yıl içinde bile olağanüstü değişimlere maruz kalabileceği günümüzün dinamik iş ortamlarında, şirketlerin 10 yıl sürebilecek bir transformasyon sürecine ne kadar sıcak yaklaşacakları da, bir soru işareti olarak durmaktadır.Yale’de bilgisayar uzmanı olan David Gelernter, "Karmaşa, yazılımı öldürür" diyor ve karmaşıklığın çözümünün ise bir bilimden çok bir sanat konusu olabileceğini belirtiyor.
Ancak işyerlerindeki yöneticilerin bu konuda çok daha proaktif olmalarının zamanı geldi. Yöneticiler artık kendilerini teknoloji konusunda çok daha fazla eğitmeliler. Gelecek vaat eden genç yöneticilerini, BT sistemlerinden nasıl faydalanacaklarını öğrenebilecekleri yöneticilik programlarına göndermeliler. Ve iş okullarının da artık iş ile BT arasındaki bağımsız ilişkileri öğretmeye başlamalarının vakti geldi. Ve son söz olarak da ümit etmenin maalesef ki hiç bir zaman etkin bir strateji olmadığını belirterek bitirelim.
Kaynak: Ekonomist Dergisi
|