KobiFinans Türkiye' nin en büyük kobi portalı
Anasayfa Site Haritası English
 
   01 Aralık 2008, Pazartesi
DERGİMİZ FORUM ÜYE SORGULAMA İLAN PANOSU
Pazarlama
Satış
Yönetim
Vergi ve Muhasebe
e-Ticaret
KOBİ Destekleri
Kişisel Gelişim
Dış Ticaret
Yeni Girişim
Marka
Finansman
Ofis Teknolojileri
Kalite
İnsan Kaynakları
Bayilik ve Franchising
İş Gezisi Rehberi
İş Yaşamı
Risk Yönetimi
İnovasyon

En Çok Okunanlar

Kitap Tanıtım
Girişimcinin Silahı : İş Planı

Paul BARROW

Ekonominin Dinomosu Küçük Ve Orta Büyüklükte İşletmeler Rehberi

Ercan ALPTÜRK

Kurumsal Yazılımlarda Ne Tür Sorunlar Yaşanıyor?
Teknoloji, ümitler var olduğu sürece gelişebilmiştir. İşletmeler, endüstri devriminin başlangıcından bu yana yeni teknolojileri daima coşkuyla­ bağırlarına basmışlar ve bu nezaketleri de gelişen süreçler, düşen maliyetler ve azalan işgücü gereksinimiyle ödüllendirilmiştir.

Son yirmi yıldır teknolojik inovasyonlar­da yaşanan baş döndürücü gelişmeler, şirket­lerin artık teknolojiden kendilerine çok da­ha büyük pazarlar ve daha büyük kar oranla­rı getirmesini beklemelerine yol açtı. Pek ço­ğumuza kavranması bayağı zor gelen, yazılım denilen teknoloji ise, bu ucu açık ümitle­ri, daha da fazla besleyecek gibi görünüyor.

Yazılım, şirketlere işlerini nasıl yapmaları gerektiği konusunda her geçen gün yeni evrimler, devrimler ve hatta transformasyolar vaat ediyor. Kurumların baş müşterisi olduğu bu mükem­mel vizyona sahip kurumsal yazılımlar, büyük organizasyon­lardaki karman çorman iş süreçlerinin tamamen entegras­yonunu sağlamakla kalmıyor. Kurumsal yazılımlar, aynı za­manda değişen iş koşullarına göre kendilerinin kolayca de­ğiştirile bilmelerine de olanak sağlıyor. Aslında bu yazılımla­rın sahip olduğu bu vizyon, Thomas Friedman’ın "Dünya Düzdür" kitabında atıfta bulunduğu "24/7/365 bazında ha­bire çalınan, sonu olmayan ve sürekli tekrarlanan Wal Mart senfonisi" cümlesinde belirtilen özde kendi ifadesini bulur.

Akıllı Makineler Çağı
Sistemlerin tümü, koordine edilmiş tedarik zincirleri­nin, üretim bantlarının ve hizmetlerin tıpkı dünya çapında bir orkestranın yönetilmesi gibi, senkronize olmuş bir şekil­de uygun adımlarla ilerlerler. İnternet üzerinden verilen siparişlerden, malın hazırlanmasına, dağıtımına, faturalan­masına ve müşteri hizmetlerine kadar olan tüm süreçler, ar­dı ardına organize edilmişlerdir. Akıllı makineler çağının eli kulağında diyebiliriz.

Yoksa değil mi? Gerçi her ne kadar Wal-Mart gibi az sa­yıdaki bazı şirketler bu ideale yakın bir şeyleri başarabilmiş durumda olsalar da, büyük organizasyonların çoğunun bil­giyi işleme yöntemleri, halen bu parlak vizyonla ters düş­mektedir Hem yazılım uygulamalarını, hem de işlenilen ve­rileri içeren arka-büro sistemleri, rengarenk boyalı yamalı bohçalar gibidirler. 50’den fazla veri tabanı ve birbirinden bağımsız çalışan yüzlerce farklı programın yüklü olduğu bu sistemlerde, Bizans türü entrikalara benzer şekilde dokümante edilmiş özel süreçlerin otomasyonu sağlanmaktadır. Bilgi Teknolojileri (BT) departmanlarının, bu gitgide kar­ileri yönetebilmek için oldukça fazla oran­ri gerekmiştir. 1970 ile 1980 arasında BT ya­pılanmada aldığı pay oranı, yüzde 2.6’dan yüzde iştir. 1990 itibariyle yüzde 9’a fırlayan bu oran, yüzde 22’ler mertebesine çıkmıştır. BT yatırım ­eski hızında artmıyor olsa bile günümüzde BT departmanlarının, toplam harcamalar içinde yüzde 70 ve 80 k kısmının sadece mevcut sistemleri ayakta tutmak yapıldığını öğrenmemiz sürpriz sayılmamalı.

MIT araştırmacılarından Jeanne Ross ile Peter Weill ve lVid Robertson’un 400’den fazla şirketi kapsayan ve olduk­ça uzun yıllar alan bir çalışmalarına göre, BT departmanlarının organizasyonlar içerisindeoinovasYOlY’1iderleı1 olmaları gerekir aslında muhafazakar güçler oldukları ortaya çıka­rılmıştır şirketlerin pek Çoğunda bir BT departmanının, yeni bir stratejik girişimi ele alıp uygulama geliştirmesi, genel­likle bir yıldan iki yıla kadar uzayabilen süreleri gerektirmektedir.

Araştırmanın gösterdiğine gö­re tipik BT departmanlarının yapı­sı öylesine katılaşmış bir durumda’ ki, şu anda halen çalışıyor olmalarına bile bir mucize gibi bakmak gerekiyor. Ayrıca araştırmacılar bir şey daha gözlemlemişler: ’’Yeni iş girişimlerinin ihtiyaçlarına cevap verebilmek için Arnavut kaldı­rımı gibi birbirinin içine tıkıştırıl­mış babadan kalma (Iegacy) sis­temler, hantal olmalarının yanı sı­ra ekstra maliyetler Çıkmasına da neden olmaktadırlar. Sistem Üze­rinde yapılacak en ufak değişiklik­ler bile riskli ve pahalı bir macera­ya atılmak gibidir".

Karmaşanın Çoğalması
Peki, bu günlere nasıl gelindi? Bilgi ekonomisi üzerine kapsamlı çalışmaları olan James Cordata, 20’inci yüzyılda yapılan işlerin karmaşıklık derecesi ve uzmanlık seviyesi arttıkça, analizlerde ve karar verme aşamalarında bu sayısal verilerin kullanımının olağanüstü bir oranda arttığına işaret ediyor. Ve dijital teknoloji de bu türden bir dünya için ideal bir çözümdür. Elbette ki dijital teknoloji, bu karmaşanın sadece destekçiliğini yapmakla kalmamış, aynı zamanda onun yaratıcısı da olmuştur. Cor­data, ABD iş dünyasında hep "daha çok bilgisayar olması, az olmasından iyidir" mantığıyla hareket edildiğini söyleyerek, "Ancak ne kadar çok olması gerektiği konusunda ise kimse bir sınır veremiyor" diyor. Yöneticiler sürekli olarak, ne ka­dar çok bilgisayar ve yazılım olursa maliyetlerin o oranda düşeceğine ve operasyonların daha etkin yapılacağı fikrine alıştırılmış durumdalar.

Ancak ortada bazı sınırlar söz konusu ve bu sınırların bazı­ları, zaten yazılımın kendi içinde barındırdığı doğal nedenler­den kaynaklanıyor. Yazılım, aslında ardı ardına çalışan komut satırlarından başka bir şey değildir. Yazılım programları geliştirmek, artık gitgide daha çok kod yazılmasını gerektiriyor. Ku­rumsal yazılımların sınırsız görünen karmaşası, şartlı dallanma (öyleyse böyle yap) komutlarının, yaygın bir şekilde kullanıl­masından ve birlikte çalışan nesnelerin hiyerarşisinden’ kay­naklanıyor. Atılan her adımın içinde imalı başka talimatlar var­dır. Programcılar, yazılım geliştirirken, süreçleri rutin olarak aynı adımlar haline parçalarlar ki, bu şekilde işin nasıl yapılma­sı gerektiğini standardize edebilsinler. Bu talimatların tümü­nün çalışma prensibi bir "düşünme makinesinden" çok bir hesap makinesinin çalışma tarzına benzer. Yani pek çok insanın düşündüğü gibi dijital teknolojilerin zekası, kendi-kendine organizasyonlar yapabilen sihirli bir şey değildir. Sonuç, parçala­rın bir toplamından fazla değildir aslında. Daha çok, Adam Smith’in emeğin bölünmesi ve Frederick Taylor’un bilimsel yönetim teorileriyle benzerlik gösterir.

Kaynak: Ekonomist Dergisi
 
 
Bu yazı 618 kez okundu.
Bu yazı hakkında yorum yapılmamış.

 
  Üyelik Girişi
BİZİ TANIYIN  | ÇÖZÜM ORTAKLARI  | SIKÇA SORULAN SORULAR  | GÜVENLİK GİZLİLİK  | REKLAM  | KobiFinans RSS
KobiFinans'ı Öner Sık Kullanılanlara Ekle Ana Sayfam Yap Bize Ulaşın
KobiFinans, bir Finansbank Kobi Bankacılığı hizmeti olup her hakkı Finansbank A.Ş.'ye aittir. © 2008
Content by Kolay İçerik