Postmodern teorilere göre, günümüz tüketim alışkanlıkları eskiden olduğu gibi ekonomik sınıflara ve gelir düzeylerine göre yaşanmıyor. Bunun başta gelen nedeni eski sınıf anlayışının günümüzde atomize olması. Artık, emek veya bilgi yoğun işlerin ücretleri çok farklı düzeylerde gerçekleşebiliyor; çalışanların ücretlerinin alt-üst eşiğinin genişlemesi ve bunun farklı kategorilerde (bilgi, emek, teknoloji, sanat) benzer şekilde yaşanması sınıflar arasındaki ekonomik ve sosyal uçurumların ortadan kalkmasına neden oluyor.
Diğer yandan tüketicilerin harcama imkânlarının artması (kredili, vadeli seçenekler) ve tüketimin kolaylaşması (telefon, televizyon, internet alışverişi) hazza yönelik ve anlık tüketimi artırmış dolayısıyla tüketici davranışları fazlasıyla değişmiştir. Artık düşük gelir düzeyinde olanlar dahi tutku düzeyinde bağlı oldukları bazı ürün ve hizmetleri, birincil olmayan ihtiyaçlarından vazgeçerek satın alabiliyor ve bu durum yaş, meslek ya da coğrafi bir şarta bağlanamıyor. Günümüzde hemen herkes ekonomik açıdan, farklı standartlarda olmakla birlikte, bir tatil hizmeti veya giyim, yiyecek vb, satın alabilir seviyeye geldi. İşte bu noktada markalar çok daha fazla önem kazanmaya başladı. Çünkü tüketiciler farklı seçenekler arasında anlam dünyalarına en uygun olanı bulmaya çalışıyorlar. Bu nedenle markaların tüketicilerin dünyasına çok daha fazla anlam katmaları gerekiyor. Dolayısıyla markalar daha kişilikli olmaya çalışıyorlar ve giderek pazarladıkları şeyin bir kimlik olduğunun farkına varıyorlar.
Bu gelişmelerle birlikte son yıllarda bazı reklam araştırmacıları ve yazarlar, Pazar bölümlendirme kararlarında bir dönüşüm yaşandığını iddia ediyorlar. Morris Leigh, Raimund Schmolze ve Giles Hedger ’tüketici arketipleri’ isimli makalelerinde pazar bölümlendirmenin eskiden meslek, yaş vb, demografik değişkenler üzerinden yapıldığını, daha sonraları ise belli yaşam tarzları ve motivasyonların temel alındığını söylüyorlar. Günümüzde ise bu yaklaşımların bazı sınırlılıkları göz önünde bulundurulduğundan (yaşam tarzlarının demografik değişkenlere bağlı kalmasına karşın soyut değerlerin genel ve kitlesel olması gibi nedenlerle) pazar bölümlendirmelerinin yeni bir eğilim olan kimlik veya duygusal değerler üzerinden yapılmaya başlandığı belirtiliyor. Günümüzde bir çok kitlesel marka, kimlik oluşturabilmek için marka kişiliği oluşturma sürecinde Jung’un evrensel nitelikli ’arketip’ kavramından yardım alıyor. Örneğin sosyal pazarlar (Starbucks, Nescafe, Jacob’s) ve dostluk pazarları (Nokia, Akbank, Algida, Yurtiçi Kargo) aşk arketipi ni: eğlence ve tatil pazarları (Disney, Fanta, WoW otelleri) soytarı arketipini: değişimin yaşandığı pazarlar (Türk Telekom, Vodafone) sihirbaz arketipini; gençlik ve yenilik pazarları (Harley Davidson, Pepsi, GncTrkcll, Hazırkart) asi ve kaşif arketiplerini; profesyonellik ve prestij pazarları (IBM, Microsoft, THY, Vakko, Divan, Jumbo) kral arketipini; sağlık ve bakım pazarları (Volvo, Protex, Domestos, Nivea, Arko, Becel, Sana, Yataş, Acıbadem, Eczacıbaşı, Abdi İbrahim) anaç ve iyileştirici arketipleri: kültür ve bilgi pazarları (ODTÜ, NTV, CNN Türk, Kurukahveci Mehmet Efendi, Paşabahçe) bilge arketipini: doğallık ve masumiyet pazarları (Dove, Duru, Otacı, Pınar), yaratıcılık pazarları (Apple, Sony, Arstil. Kelebek, Zeki, Abbate) yaratıcı arketipini: rekabet pazarları (Nike, Vestel. Atlas Jet, Finansbank) savaşçı veya kahraman arketipini; kitle pazarları (Fiat, Ülker, Eti, Halk, Saray, Çaykur) sıradan vatandaş arketipini kullanıyorlar.
Marka Kişilikleri Ve Arketipler Kişilik, bir şahsiyeti diğerinden farklı kılan özellikler bütünüdür. Günümüzde marka kişilikleri insan karakterleri gibi incelenebiliyor. Çünkü markalar insanların karakter özelliklerinde olduğu gibi bazı nitelikler ile dikkatimizi çeken, duygusal ve mantıksal bağlar kuran bizimle iletişim halindeki canlı varlıklardır.’
Markaların başta gelen iletişim amacı tüketicilere kendi sahip oldukları değerlerin bilincini aşılamak yani markaya özgü bakış açısını ve kültürü aktarabilmektir. Bunu yapabilmek için bir kimlik oluşturmak ve bu kimliği bir kişilik aracılığıyla iletmek gerekiyor. Çünkü bir markanın kişiliği yoksa ne kendini tanıtabilir ne de akılda kalır. Bu nedenle her marka, iletişiminde kendi özelliklerini yansıtan bir kişiliği ürün ve hizmetleriyle birlikte "tutarlı" bir şekilde aktarmak zorundadır. Marka kişiliği, firmanın bulunduğu iş dalında rakiplerinden farklı olarak hangi duygusal ve bilişsel değer özellikleri ile farklılaştığını bütüncül biçimde ifade eden, markanın tüketici zihninde rakiplere göre pozisyonunu sağlayan ve genel anlamda "pazarlama iletişim tarzı"nı belirleyen önemli bir unsurdur. Marka kişiliği bir değer önerisi olarak tüketicinin kendini ifade etme ve kimlik ihtiyaçlarına yanıt verirken aynı zamanda markayla tüketici arasında bir iletişimin kurulmasını sağlar.
Marka kişiliği tüketicilere markanın özellikleri ve kimlik değerleri ile ilgili ipuçlarını sağlamaktadır. Marka kişiliklerini Cari Gustav Jung’un arketip teorisiyle incelemenin faydası, bu kişilik tipolojisinin hem duygu hem de düşünce boyutları taşıması nedeniyle daha fazla bilgi içermesinden kaynaklanıyor. Arketip terimi Jung’un insan karakterlerini açıklamak için kullandığı prototip anlamına gelen bir kavramdır. Jung’a göre insanların dünyayla kurduğu ilişki şekillerine göre farklı kalıplar (roller) gelişmiş ve bunlar daha sonraki kuşaklara aktarılmıştır. Örneğin "savaşçı", "kaşif", "bilge", "anaç" vb. gibi karakterler arketiplere örnek verilebilir. Arketipler markaları daha geniş boyutlarda bilgileri ve duyguları yansıtan bir araca dönüştürmektedir.
Kaynak: Turkishtime Dergisi
|