Her şey 90’lı yılların sonunda, internet kullanıcılarının ‘Benim de söyleyeceklerim var’ diyerek, sanal dünyada aktif rol üstlenmeleriyle başladı. O güne kadar yalnızca internet tarayıcısına yazdığı adresteki sitelerin okuyucusu olan milyonlarca kullanıcı, tanıştığı blog kavramı sayesinde sanal dünyada bağımsızlığını ilan etti. Önceleri kullanıcıların yalnızca günlük tutmak amacıyla kullandığı ve yaşadığı olayları paylaştığı blog’lar, artık farklı amaçlara da hizmet eder hale geldi.
Microsoft’tan IBM’e kadar dünya devi binlerce şirket, blog’ları üzerinden müşterilerine ulaşırken, Türkiye’de de Algida, UNO, Michelin, Miller gibi markalar, iletişim faaliyetlerinin bir ayağı olarak blog’ları kullanıyor. Microsoft'a “insan yüzü” kazandırmasıyla meşhur blog sahibi Robert Scoble ve Shel Israel’in iddiası ise durumu özetler nitelikte: “Blog’suz şirket kalmayacak!”
Hergün 50.000’den Fazla Blog Sitesi Yaratılıyor Bu değişim yalnızca şirketler tarafında yaşanmıyor. Kişisel blog sahipleri için de sürekli değişen bir dünya söz konusu. Blog dünyasının nabzını tutan Technorati şirketinin istatistiklerine göre, günde 50.000’den fazla yeni blog sitesi yaratılıyor. İnternet araştırmaları yapan JupiterResearch’ün araştırması da, blog sitesi sahiplerinin yarısının, yıllık gelirinin 60.000 doların üzerinde olduğunu gösteriyor. Şirketlerin müşterileriyle, tüketicilerin markalarla, yöneticilerin çalışanlarıyla, yazarların okuyucularıyla iletişim şeklini değiştiren blog’lar, son yıllarda kariyer aracı olarak da kullanılıyor.
Kuvvetli Bir CV Silahı Haline Dönüşebilir Profesyonel iş dünyası düşüncelerini, deneyimlerini ve iş yaşamına dair sıkıntılarını blog’lar üzerinden paylaşırken, iş arayan adaylar da blog’ları araç olarak kullanabiliyor. Hatta öyle ki, kimi insan kaynakları danışmanları, blog’ların kuvvetli birer CV silahı haline dönüşeceği görüşünde. Öğrenci ve yeni mezunlara kariyer danışmanlığı hizmeti veren Yasemin Sungur, henüz üniversite öğrenimi devam edenlere, ileride iş bulmalarını kolaylaştıracak bir araç olarak blog kurmayı öneriyor: “Blog yaratmak, düşünceleriniz ve hayata bakışınız hakkında ipucu verir. İlgi alanlarınız, neleri takip ettiğiniz, sahip olduğunuz yetkinlikler blog’lar sayesinde ortaya çıkar. CV’nizde sahip olduğunuz blog’u yazmanız hem ilgi çeker, hem de iş görüşmelerinde avantaj sağlar.”
Kendisi de bir blog sahibi olan BSH Kurumsal İletişim Müdürü Fatmanur Erdoğan da bu fikri destekleyenlerden. Kuruduğu kariyeryoluculugu.com adlı blog’da, iş yaşamına dair deneyimlerini okuyucularla paylaşan Erdoğan’ın blog’u, yoğun olarak üst düzey yöneticiler ve üniversite öğrencileri tarafından takip ediliyor. “Öğrencilerin ve iş arayanların uzmanlık alanları üzerine blog kurmalarının çok faydalı olacağını düşünüyorum. Yöneticiler blog dünyasında olup bitenleri takip ediyor. Hatta görüşmeye çağıracakları kişiler hakkında ön araştırmayı internet üzerinden yapıyorlar. Yıllardır online itibardan bahsediyoruz. İsminizi Google’da arattığınızda, hakkınızda nasıl bilgi çıktığı, hatta çıkıp çıkmadığı önemli artık” diyor Erdoğan.
Aslında rakamlar her iki ismin de görüşlerini destekler nitelikte. Türkiye’de blog yazarlığı üzerine yapılan bir araştırmaya göre, bu alanda yazarlık yapan her 3 kişiden 1’i ya üniversite mezunu ya da henüz üniversite öğrencisi. Kendisi de bir blog yazarı olan Murat Girgin’in Ocak 2009’da gerçekleştirdiği ve 1.500’e yakın blog yazarının katıldığı araştırmaya göre, katılımcıların yüzde 70’i kişisel konularda blog yazdığını belirtiyor. Bu da yüzlerce blog sahibinin, bağımsız içerik üretmek için bilgisayar başında zaman geçirdiği anlamına geliyor.
Kaynak: Bu yazı, Kolay İletişim tarafından, KobiFinans için, İşte İnsan Gazetesi’nden derlenmiştir.
www.isteinsan.com.tr
|