Bilgi toplumunda, mesleki olarak, hem kendimizi, hem de işimizi örgütlememiz, mesleki bir örgüt içinde yer almamız hayati önem taşıyor.
Türkiye’de tüm üretim alanları dünya genelindeki eğilimlerin zorlaması ile ciddi bir "kritik eşikten" geçiyor. Bu eşiğin en önemlisi, günlük dilde "daha yüksek katma değerli ürünlere yönelme" biçiminde yineleniyor. Bu olgu KOBİ’lerin de gündemlerinde ilk sıralarda yer alıyor. Ancak birçok yerde yaptığımız bire bir gözlemler, kritik eşiği aşmada, ortak bir kitle tepkisinin de "yeterli olmadığı" kanısını uyandırıyor.
Hangi üretim alanını yakından gözlersek gözleyelim, o alanda faaliyet gösteren "işyeri sayısı" ile sektörü temsil etme iddiasında olan örgütlere "üye işyeri sayısı" arasında ciddi uçurum var. Örneğin, üreticisi ve satıcısıyla 40.000’i aşkın ayakkabıcının bulunduğu bu ülkede, meslek örgütlerindeki üye sayısının hiç de yaygın olmadığını saptıyoruz. Aynı eğilimi dökümcülerde, ambalaj üreticilerinde, plastik sektöründe, kalıpçılarda vb. bütün alanlarda gözlememiz mümkün. Oysa bütün eğilimler, örgütlenmenin önemini, örgütlenmeden, ortak bir güç yaratmadan, güvenli bir gelecek yaratamayacağımızı gösteriyor.
Örgütlenme Bir İhtiyaç Üretimin iç örgütlenmesinde, herkesin her işi yaptığı, her şeyi ’Elimin menzili altında olsun’ düşüncesi, artık sorun çözücü değil, sorunları ağırlaştırıcı bir yöntem olarak karşımıza çıkıyor. Herkesin "en iyi yaptığı iş" üzerine odaklanması, iyi yapamadığı işleri de başkaları ile "paylaşması" süreci giderek hızlanıyor, böyle bir işbirliği bilincini geliştiremeyenler piyasada yaşama şansı bulamıyor.
Artan rekabet "kar marjlarını" giderek daraltıyor. Böyle bir eğilim karşısında ya kendimizi iyi örgütleyerek bir fark yaratırız; yani kişisel bilgi, beceri ve yeteneklerimizle rekabet gücü kazanırız ya da işi iyi örgütleyerek maliyet, kalite ve fiyat dengesini kurabiliriz. Her iki örgütlenme biçimi de tek başına olmaz. Kendimizi örgütlerken bile, uygun girdileri nasıl alacağımızı, onları nasıl işleyeceğimizi, kimlerle işbirliğine gireceğimizi ve yarattığımız sonucun başkalarından farklı olabilmesi için dış birikimleri nasıl kullanabileceğimizi iyi anlamamız gerekiyor.
Başka bir eğilimi de dünya genelindeki yeni ekonominin, enformasyon odaklı, küresel ve ağ kurumuna dayalı yapısı yaratıyor. Siz güçlü ağlar içinde yer alıyorsanız, daha yüksek gelir elde edebiliyorsunuz. Sizin ağınız ne kadar güçsüzse, elde ettiğiniz sonuç da o kadar cılız kalıyor. Eğilimleri daha da arttırabiliriz. Ama bir senteze ulaşmamız gerekirse şöyle söyleyebiliriz: “Tarım döneminde insanın kendini ve çevresini örgütleme ihtiyacı daha azdı. Sanayi devriminde örgütlenme ihtiyacı arttı. Bilgi toplumunda ise hem kendimizi, hem de işimizi örgütleme, bir örgüt içinde yer alma hayati önem taşıyor. Dar ve geniş anlamda. örgütlenme içinde olmadan, örgütlenmenin ortak gücünden yararlanmadan, sağlam bir gelecek kurmamız pek mümkün görünmüyor.
KOBİ’ler İyi Düşünmeli Hiç kuşku yok ki, işimizde başarının öncelikli şartı "temel kurallar" bilmektir. Hemen onun ardından, kendimizi ve çevremizi " anlamak gelir. 3. adımı, çevremizle sağlıklı ve "karşılıklı bağımlı ilişkileri" kurma oluşturur. 4. adım, birikim yeteneğini korumaktır 5. adım ise yeniden üreterek. uzun dönemli geleceği güven" altına almaktır.
O halde KOBİ’lerimiz ne yapmalı? Öncelikli görev mesleğe örgütler içinde yer almaktır. Mesleki örgütleri bir banka gibi düşünmek de yanlıştır. ’Üye olacağım, hemen ertesi gün benim için bir yarar üretecek’ beklentisi, gerçekten yanıltıcıdır, sonuç aldırıcı değildir. Örgütlenmenin önemli bir başka adımı, bence ödemektir. Bir örgüte üye oluyorsan, ona üye aidatını düzgün ödemelisin ki, o örgüt kendi programını yapabilsin, kendi projelerini geliştirsin, mesleki haklarını da daha iyi koruyabilsin.
Bir meslek örgütüne "pasif üyelik" de yanlıştır. Üye ol yetmez, aktif olmak. Seçimlere toplantılara, eylemlere katı fikrimizi açıklamak hatta inandığımız davaların bayraktarlığını yapmak da gerekir. Eğer KOBİ’lerin sorunlarını çözmek istiyorsak. işe tam az _ örgütlenme noktasından başlamalıyız. Yoksa teşvikler fonları, AR-GE destekleri, banka kredileri vb. hiçbiri yerli yerini bulmaz... Boşuna zaman, emek harcarız...
Boşuna emek ve zaman harcamadan, işimizle ilgili krizlerle yüzleşmeden, birikim yeteneğimizi korumak ve uzun dönemli geleceğimizi güven altına almak zorundayız. Bu zorunluluğun bir adımı “örgütlenme” ise diğer adımı da “alışkanlıkla değil, analizle işlerimizi yapma becerisidir. Ülkemizdeki bir çok KOBİ’de sadece “sonuçlara” bakarak yönetme alışkanlığı sürüyor. Oysa, değişmelerin hızla arttıkça, sürdürülebilir bir gelişme için “sürekli analiz” ihtiyacı artıyor. Bu analizlerden ilkini “başa baş noktalar” analizleri oluşturuyor. Toplam satış gelirlerimizin yüzde 60’ını oluşturan ürünlerimizin başa baş noktasının nasıl bir seyir izlediğini bilmiyorsak, işimizle ilgili yanlış gidişatı bize “erken uyarı” yapacak bir mekanizmanın da uzağında duruyoruz demektir. Sözün özü KOBİ’lerimizi yönetmenin düne göre bugün uyulması gereken koşulları değişti; yarın da bugünkünden farklı olacak. Biz bu değişmeye uyum göstermek zorundayız. Bu zorluğu göğüslemek girişimciliğin gerek şartlarından biridir.
Kaynak: Kobifinans Dergisi 15. Sayı
|