|
İnternetin en büyük arama motoru Google geçtiğimiz günlerde Türkiye ofisini açtı. "Google Türkiye", 14 milyon dolara ulaştığı söylenen online reklam pazarını büyütmeyi hedefliyor. Bu doğrultuda da KOBİ’lere yönelik olarak yeni reklam seçenekleri sunacaklarını açıkladılar.
KOBİ’ler sadece Türkiye için değil dünya ekonomisi için de büyük önem taşıyan bir sektör. Türkiye için özellikle AB sürecinde Basel II kriterleri çerçevesinde daha da artacak bir öneme sahip. KOBİ’lerin AB uyum mevzuatı kapsamındaki dönüşümlerine ilişkin işlemler devam ediyor. Uluslararası alanda rekabet edebilir hale gelmeleri yönünde, kamu ile özel kesim arasında ciddi çalışmalar sürdürülüyor.
Ne Seninle, Ne Sensiz Doğaldır ki rekabetin söz konusu olduğu bir alanda iletişim sektöründen söz etmemek düşünülemez. KOBİ’lerle ilgili olarak da sözü ediliyor. 3 reklamcı ya da iletişim danışmanı bir araya gelse beşinci dakikada "yahu bu küçük ve orta boylu sanayicileri gözden kaçırmamalıyız" dedikten sonra "bırak canım bu sektörle daha iş yapılmaz" deyip rutine dönerler.
Bu davranışın arkasında genellikle, reklamcıların ve iletişim danışmanlarının zaman içinde KOBİ’lerle girdikleri ve hayal kırıklığı ile sonuçlanan ilişkiler yatmaktadır. Büyük ölçüde metropollerde şekillenen iletişim camiası ile Anadolu’da şekillenen küçük ve orta ölçekli sanayiciler, dil farkı, dünya görüşü farkı üzerine bir de bütçe anlayışından doğan farklılıklar eklenince, iyi niyetle bir araya gelip hayal kırıklığı ve umutsuzluk içinde birbirinden ayrılır.
Sanırım bu hüsranın temelinde, aslında tarafların birbiriyle ilk kez buluşuyor olmasının yarattığı zorluklar yatıyor. Hazırlıksız olarak birbirinin karşısında dikilivermiş iki sektör; iletişimciler ve KOBİ’ler. Yolları eninde sonunda kesişecek olan ama henüz birbirlerinin gerçeklerine uzak iki sektör.
Bir yandan KOBİ’lerden uluslararası rekabet beklenirken, bir yandan da bunu planlı bir iletişim hizmeti almaksızın yapmalarını ummak biraz acayip olur.
Bankalar KOBİ’ler İçin İletişim Kredisi Veremez mi? Peki nasıl olacak? KOBİ’ler ve iletişimciler nasıl verimli bir işbirliği süreci başlatacak?
Öncelikle taraflar ve ağırlıklı olarak da iletişimciler KOBİ’ler üzerinde kafa yoracak, KOBİ’ler ne yapıyor, nasıl yapıyor, nerden gelip nereye gidiyorlar vb. ciddi bir sektör analizi yapacaklar. Daha sonra KOBİ’lerin ihtiyacı olan iletişim modellemesi konusunda kafa yoracaklar.
Şüphesiz ki KOBİ’ler büyük şirketlerle karıştırılmaması gereken işletmeler. Daha sonra, yeni geliştirilecek modellemelerle KOBİ’nin ihtiyacı olan iletişim süreçleri tanımlanacak ve bütçelendirilecek.
Son aşamada ise KOBİ’ler için tüm olanaklarını seferber eden bankalarla konu tartışılacak ve yeni bir kredi paketi, bir "İletişim Kredileri Paketi" geliştirilmeleri istenecek.
KOBi ve planlı ve yönetilen iletişim gerçeği; finansman modelleri sunacak bankalar, TOBB, SEDEFED , KOSGEB, TOSYÖV, Reklamcılar Derneği, TÜHİD ve İDA gibi konunun tüm paydaşlarıyla geniş kapsamlı bir panelde tartışılmalıdır.
Dünyanın en karlı ve akıllı yatırımlarından biri olan Google’ın Türkiye’de boşuna örgütlenmediğini düşünmenin zamanıdır diye düşünüyorum.
Büyük Hukukçuların Hukukdışı Hareketleri En temel haklardan biri ifade özgürlüğü ve bunu en iyi bilenler de hukukçulardır diye düşünüyor insan. Ama bu sanı yalnız bizim ülkemizde değil pek çok ülkede hukukçuların hak ve hukuk ihlallerine kalkışmadığı sonucunu doğurmuyor.
İçtenlikli bir "toplumsal olarak doğru eylem" arayışında meseleye farklı açılardan bakan tarafların kendi savlarına, "kanlarının son damlasına kadar" sahip çıkmak yerine karşı tarafı anlama ve anladığını onaylamadığında da sonuna kadar eleştirme hakkını kullanması demokrasilerin bir gereği olmalı; karşı tarafın üstüne yürüyüp dövmeler, sövmeler de faşizmin. Toplumsal fayda adına "ya sev ya terket"çi tutum yerine empati, sağduyu ve hoşgörünün desteklenmesi gerek diye düşünüyorum.
TESEV tarafından "Zorunlu Göç ile Yüzleşmek Türkiye’de Yerinden Edilme Sonrası Vatandaşlığın İnşası" adlı kitabın tanıtım toplantısında kitabı yazan araştırmacının babası ve bir vakıf başkanının tartaklanması, şiddet gösteren tarafın eğer varsa bile eleştirilerindeki doğruluk payını bir çırpıda silip süpürmüştür. Türk olmanın da, milliyetçi olmanın da, hukukçu olmanın da benim bilemediğim farklı koşulları olabilir, ama emin olduğum tek kesin koşul "saldırgan ve şiddet yanlısı olma"nın gerekmediğidir.
Kaynak: Referans Gazetesi/Nur Başnur
|