Zarakol İletişim Danışmanlığı’nın kurucusu Necla Zarakol, “Müthiş özgürlükçü bir karakterim var, yönetilmeye gelemiyorum. O yüzden her günüm o başöğretmenle mücadele ederek geçiyor” diyor.
Hani heybetli ağaçlar vardır, kökleri toprağa sıkıca tutunmuş, dallarıyla savurur deli rüzgârları. Kışın kar yüklenir, sonbaharda yağmur... Bir gün tam “kurudu” dersiniz hüzünle, sonra bir bakarsınız çiçek açıverir derken yeşile bürünür, meyve verir. Bu kez yeşili kol kanat gerer yazın sıcağında, gölgesi sığınak olur. Kimi zaman yapraklarının usulca mırıldandığını duyarsınız...
Necla Zarakol, gazeteciliğe başladığı ilk yılları, halkla ilişkilere geçerken çektiği sancıları, siyasetin peşinden gittiği günleri, kriz dönemlerinde düştüğü karanlıkları, kendini anlatırken işte benim zihnimde de o ağaç beliriverdi...
11 yıllık bir TRT geçmişiniz, gazetecilik yaptığınız günler var. O günleri anlatır mısınız? Haber merkezi için de... Fakat sonra 12 Eylül olunca, o koşullar beni çok zorladı. Muammer Yaşar Bostancı’yla birlikte Hürriyet Gazetesi’ne geçmeye karar verdik. O Ankara temsilcisi olacaktı, ben de büro şefi. Fakat o son dakikada Hürriyet’le anlaşamadı ve Yeni Asır’ın Ankara Temsilcisi oldu. Yeni Asır, İzmir’de bir bölge gazetesiydi ve çok iyi gidiyordu. Ben Yeni Asır’da 3 ay çalışabildim. Çok güzel haberler çıkarıyordum ama kimsenin ruhu duymuyordu, gazete Ankara’da satılmıyordu. O beni tatmin etmedi. Gazeteciliği bıraktım. Bir süre sonra Güneş Gazetesi’nde çalışmaya başladım. Sonra bir gecede İstanbul’a taşınmaya karar vermişsiniz... Ankara’da bir gece hava o kadar kirliydi ki, çocuklarla sokağa çıkamadık. Çocukların sağlığı derken paldır küldür İstanbul’a geldik.
İstanbul’da nasıldı hayat? Öyle bir tempoda çalışıyorduk ki sabah yedi akşam 10. Küçüğü 2, büyüğü 7 yaşında iki çocuğum evde. Onları göremiyorum. Bir gün, “Gazetecilik uğruna bu büyük fedakârlığa değer mi?” dedim ve ayrıldım. Okan Holding’in Halkla İlişkiler Müdürlüğü’ne geçtim.
Gazetecilikten vazgeçmek kolay olmamıştır... Bekir Okan’la (Okan Holding’in kurucusu) görüşmeye giderken “Gazeteciliği bırakamam” diye düşündüm aslında. “Çok yüksek bir para isteyeyim ve o da bana hayır desin, ben de gazeteci kalayım” dedim. Güneş’ten 150 bin lira alıyorum o zaman. Bekir Bey, görüşmenin en sonunda “Ne kadar ücret istersiniz?” diye sordu. “350 bin lira” dedim, nasıl olsa hayır diyecek ya... “Odanızı dekoratör mü döşesin, siz mi döşemek istersiniz” dedi. Böylece çalışmaya başladım. Bekir Bey bana çok güvendi. İlk üç ay boş oturdum ama sonra beş yılda bir PR şirketinin 10 yılda yapacağı kadar iş yaptık. İlk kez bir kurum dergisi çıkardık.
Şirketiniz Zarakol İletişim de çok zor günler geçirmiş. Kolay kolay pes etmiyorsunuz galiba. Hiç pes etmem. 2000 krizi beni çok fena etkiledi gerçekten. O sıra çok hızlı büyüyen bir şirkete takıldık, İxir’den bahsediyorum. O batınca bizi de batırdı. Nasıl oldu bilmiyorum ama bir kriz yaşanacağını üç ay önceden öngördüm. Arkadaşlarıma “İş arayın, sizi işten çıkarmak zorunda kalabilirim” dedim. Kimse inanmadı ama sonra onları işten çıkardığım zaman bana kırılmadılar. Çok zor durumda kaldık hakikaten. Çok paniğe kapıldım, çok korktum. Vergi dairesine borçlarım vardı. O dönemde iki kişilik yatağı örtecek bir battaniye ördüm. Örgü konsantrasyonu sağlıyor gerçekten. Her gece, “birikimim nerede işe yarar?”, “kime gitmeliyim?” diye düşündüm. Defterim vardı ve bildiğim konuları, beraber çalışabileceğim şirketleri not ettim. Kuyudan çıktık.
Güçlü bir karakteriniz mi var? Çevremdeki insanlar güçlü bir karakterim olduğunu söylüyor. Ben aslında öyle olmak istemiyorum. Hayat beni öyle yaptı. Benim içimde aslında bir başöğretmen var; sıkı topuzlu, gözlüklü, kolalı gömlekli... O aslında benim karakterim değil, beni öyle yapan TRT. Çok sağlam bir disiplinin içinde 11 yıl geçirdim. 11 yıllık TRT tarihimde işe hiçbir zaman geç kalmadım. Onlardan fazla disipline ettim kendimi, onlar beni disipline etmesin diye. Çünkü müthiş özgürlükçü bir karakterim var, yönetilmeye gelemiyorum. O yüzden her günüm o başöğretmenle mücadele ederek geçiyor. Çok kusur görürüm ama söylememek için kendi kendimi çok zorlarım. 30 yıllık evliyim eşimle de büyük, dramatik kavgalar yapmadık. Çok kızdığım zaman kendimi banyoya kilitliyorum. Böyle zamanlarda kapatırım kendimi, konuşmam. Ağzımdan ne çıkacağını bilmem diye korkarım. Bizim Nurcan (Akad), dışa dönük, güçlü bir karakterdir. Ben kendimi hırpalarım.
Bu benim zaafım, dedirten nedir? Adam atamam işten. Kazanmaktan yanayım, tabii bu da çok zor. Yalan söylerse, saygısızlık, müşteriye karşı bilerek kabalık, yüz kızartıcı bir hareket yaparsa ancak o zaman çıkarırım. “Klasik iyi yönetici” değilim ama birlikte çalıştığım arkadaşların beni sevdiklerini düşünüyorum.
Tüm bu koşuşturmaya bir yerde dur demeyi düşünüyor musunuz? Çok istiyorum. Samimi söylüyorum; tedavi edilmesi gereken bir işkolik oldum. Kendimi yavaşlatmam gerek ama bu hızımı birdenbire kesemem.
Beni Tanıyan Herkesin Rüyasına Girerim Pek çok isimle çalıştınız. Küçük tüyolar verebilir misiniz? Cem Boyner’i çok severim. Onun pazarlama dehası olduğuna inanıyorum. İnsanlarla hem çok yakın arkadaş hem patron olmayı becerebilen biri. Kurum kültürü denen kavramı Bülent Eczacıbaşı sayesinde tanıdım. Çok titiz ve dikkatli. Halis Komili, en sevdiğim insanlardan biri. Çok içten dinleyen bir adam Halis Bey. Söylediğinize o kadar değer veriyor ki en basit konuyu konuşurken bile “Ben acaba çok önemli bir şey mi söylüyorum?” diye düşündürüyor. Adnan Polat, tanıdığım en dürüst insanlardan biri, çok takdir ettiğim bir adam.
Pek çok insanın akıl hocası olduğunuz söyleniyor. Kimseye akıl vermiyorum. Muhakkak herkes benden daha iyi şeyler düşünüyordur ama bana birisi bir soru sorduğu zaman, hakikaten onun yerine bir başkası gibi düşünüyorum. “Bunu yapma” ya da “yap” diyorum. Bu anlamda hapisten çıkıp siyasete başlamadan önce Tayyip (Erdoğan) Bey’e de önerilerde bulundum. O da dinledi ve uyguladı da sanıyorum.
Beni tanıyan herkesin rüyasına girerim bir de. En önemli özelliğim odur. Sizden de bekliyorum böyle bir telefon.
Kaynak: Milliyet İnsan Kaynakları Gazetesi / Betül Yüzüncüyıl Tavlı
|