Atilla Aksoy, reklam sektörünün sayılı duayenlerinden. Works ajansının kurucularından olan Aksoy, aynı zamanda Bilgi Üniversitesi Reklamcılık Bölümü Koordinatörü. 30 yılı aşan meslek hayatında, sektörün kilometre taşları sayılabilecek pek çok kampanyada, pek çok ulusal ve uluslararası başarıda yine onun imzası var. Bu güçlü konumu nedeniyle de Aksoy’un reklama dair her sözü büyük önem taşıyor. Özellikle içinde bulunduğumuz dönemde sektöre bakışı ve saptamaları da merak ediliyor.
Yaşadığımız bu dönemi reklam sektörü açısından nasıl değerlendiriyorsunuz? Türkiye, son 20 yılda önemli ekonomik krizler geçirdiği için bu konuda deneyim sahibi oldu. Bu krizde reklamverenin reklam yatırımlarını azaltması, eski krizlere oranla çok daha makul düzeyde gerçekleşti. Paniğe kapılmadılar. Önemli bir reklamcının tabiri ile “Özellikle belli kategorilerde reklamı kesmek, uçağın havadayken motorlarını durdurması gibidir.”
Reklamcılık sektörü krizi aşma konusunda ne yapmalı? 2001 krizinde Nişantaşı çevresinde canlanma yaratmak için bir kampanya yapmıştım. Çok başarılı olmuştu. “Çıkın, alışveriş edin, fırsat vardır” demiştik. Tüketicinin çok fırsat peşinde olduğu bir dönem değildi. Tüketici belli bir gelecek endişesi içindeydi. Alışveriş yapmak için imkanları olsa bile çekiniyordu, utanıyordu. Biz bir ayakkabıyı ne kadara alacağından çok, o alışverişi yapmanın ekonomiye yarar sağlayacağı olayını gündeme getirdik.
Şimdi bu anlamda yapılan kampanyalar için biraz geç kalındı. Artık krizi aşıyoruz kampanyası yapmak gerekirdi. Mesleki örgütlerin bir araya gelmesi, reklamcıların bu tür konulara daha duyarlı yaklaşması bir ilerleme olduğunu gösteriyor.
Peki o derneklerin, mesleki kuruluşların ne yapması gerekiyor? Reklamın çok önemli sosyal, eğitici bir fonksiyonu da var. Türkiye’de bu zaman zaman birtakım projelerle kullanılmaya başlandı. Ancak bunlar, doğru ve önceliklendirme bakımından anlamlı kanallar tarafından mı veriliyor, bu tartışılır. Şuna da seviniyorum, bu aşamalardan geçerek bir üst basamaklara çıkacağız. Türk reklam endüstrisinde yeni bir aşamanın doğuşuna tanık oluyoruz. Biraz geç kalmış olmakla birlikte yaratıcılık anlayışı değişiyor.
Yaratıcılık hangi anlamda değişimler yaşıyor? Çok daha güçlü, iletişim kurallarını bilen kampanyalar görmeye başladım. Bu sevindirici ama bu tür kampanyalar hala az. Eski reklamcılık, biraz televizyon ve prodüksiyon ağırlıklıydı. Ne kadar büyük prodüksiyon yapıp, televizyonlarda ne kadar yayın yaparsanız markanız o kadar güçlü olur formülü bir ölçüde geçerliydi. Bu formülün geçersiz olduğunu ya da tek formül olmadığını anlamaya başladık.
Buradan yaratıcılık yarışmalarına gelirsek, özellikle Kristal Elma için ne düşünüyorsunuz? Belki derneğin 21 yıldır yaptığı en tutarlı, istikrarlı etkinliği Kristal Elma’dır. Ama şunu unutmayalım, biz sanat yapmıyoruz. Bizim işimiz markaların gücüne, şöhretine katkıda bulunmak. Dolayısıyla bu işleri sırf yaratıcı oldukları için ödüllendirme meselesine yıllardır karşıyım. Bu işler de değerlensin elbette ama başka bir kategori açalım. İsterseniz “yayınlanmamış işler” kategorisi açalım isterseniz “küçük bütçeli işler” kategorisi. Bu kategorileri değerlendirelim ve o yaratıcılığı da alkışlayalım. Kristal Elma’nın ve yaratıcılık yarışmaların bu zaaflardan kurtulması gerekiyor.
Son zamanlarda özellikle büyük reklamverenlerin uluslararası reklam ajanslarıyla değil de yerel ajanslarla çalışma eğiliminde olduğu gözleniyor. Doğru mu? Böyle bir trend dünyada zaten vardı, Türkiye’ye de geldi. Uluslararası network’lere bağlı olmak iş kalitesi bakımından önemli bir knowhow’a sahip olmayı beraberinde getiriyor. Ancak aynı zamanda bir dezavantajı var. Dünya reklamcılığı uzun süredir krizde. Özellikle halka açılmış şirketlerde büyümeler yeterli gelmiyor. Uluslararası network’lerin küçük ofislerinde bile yaratıcı kişiler bulup onlarla çalışma imkanları daralıyor.
Bir kişi almak istiyorsanız, New York’tan izin gerekiyor. Büyük network’lerde daha hantal hale geliyorsunuz. Onun için tüm dünyada kendisi karar verebilen bağımsız ajanslara olan ve tabii ki bu yüzden yaratıcılığı daha gelişmiş olan ajanslara ilgi arttı.
Kaynak: Bu röportaj, www.kobifinans.com.tr için, Capital Dergisi’nden derlenmiştir.
www.capital.com.tr
|