Sermaye sıkıntısı çeken şirketler için alternatif bir yol açan girişim sermayesi (private equity) yatırımları, bu yıl yeniden hız kazanıyor. En basit tanımı ile büyümek isteyen yerel şirketlerin sermaye ihtiyacını hisse alımı veya ortak olma yöntemi ile karşılayan girişim sermeyesi fonları, geniş perspektiften bakıldığında şirketlere, yeni pazarlara açılma, kurumsallaşma ve vizyon gibi pek çok alanda katma değer sağlıyor. Türkiye'de kurulu az sayıda girişim sermayesi şirketinin yanı sıra, bugün 20'ye yakın uluslararası şirket de ofis veya temsilcilik aracılığı ile Türkiye'deki fırsatları değerlendiriyor.
Türkiye'nin yaklaşık 10 yıl önce tanıştığı girişim sermayesi yatırımları, 2008'de başlayan küresel kriz öncesine kadar, gerek işlem sayısı, gerekse sağladığı sermaye miktarı ile şirket satın alma ve birleşme işlemlerinde önemli pay alıyordu. 2009 ise bu açıdan bekleme ve izleme yılı oldu. Krizin yarattığı belirsizlik ortamı, hem yatırımcılar hem de yatırım yapılan şirketler için "kazan kazan" modeli sunan girişim sermayesi yatırımlarını tüm dünyada olduğu gibi Türkiye'de de önemli ölçüde etkiledi. Uluslararası danışmanlık şirketi Ernst&Young’ın yayınladığı son rapora göre, Türkiye'de 2008 yılında 26 adet işlemle 2,4 milyar dolarlık girişim sermayesi yatırımı gerçekleşirken, 2009'da işlem sayısı 10'a düştü. Bu işlemlerin tutarının ise değeri açıklanmayanlarla birlikte 750 milyon dolar olduğu tahmin ediliyor.
Ancak uzmanlara göre, geçtiğimiz yıl yatırımlar gerilemiş olsa da, gerek yerli gereke yabancı girişim sermayesi şirketleri Türkiye'deki birçok şirketle ortaklık ve hisse satın alma üzerine yoğun görüşmeler yaptı. Bu görüşmelerin bir kısmı sonuca bağlandı. Diğerlerinde ise fiyat pazarlıklarının önemli ölçüde etkili olduğu belirtiliyor. Bunun yanında, halka açık şirketlerin düşen piyasa fiyatları ve krizin etkisiyle bozulan performansları, değer kaybı gibi unsurlar fiyat belirlemede de uyumsuzluklar yarattı.
Potansiyel Yüksek Sonuç olarak, girişim sermayesi yatırımları hız kesmiş olsa da, ekonomik istikrar ortamının yeniden sağlanması ile birlikte bu alanın da gelişmesi bekleniyor. NBGI Türkiye Yatırım Direktörü Mete İkiz, Türkiye'nin ekonomik anlamda bölgesel bir güç oluşturduğuna dikkat çekerek, Türk şirketlerinin bölgesel genişlemeye yönelik vizyona sahip olduğunu belirtiyor. Bu nedenle Türkiye'nin girişim sermayesi yatırımları açısından yüksek potansiyel taşıdığını belirten İkiz, uluslararası birçok fonun gelecek dönemde Türk şirketlerine yatırım yapacağı görüşünde... Türkiye'deki girişim sermayesi işlemlerinin sayısının şu anda potansiyelin çok altında olduğunu ifade eden İkiz, orta vadede Türkiye2de bu alandaki yatırımların önce Doğu Avrupa ülkeleri, sonrasında ise Batı ülkeleri standardına ulaşabileceğine dikkat çekiyor.
Carlyle Group Türkiye Genel Müdürü Can Deldağ da Türkiye'nin kriz öncesi potansiyeli taşımaya devam ettiğini ve girişim sermayesi yatırımcıları için cazibesini koruduğunu söylüyor. Deldağ, 2010'un ikinci yarısından itibaren bu alandaki yatırımlarda artış beklediklerini de ekliyor. Turkven Genel Müdürü Seymur Tarı ise konuya biraz daha ihtiyatlı yaklaşıyor. 2009’a göre daha olumlu bir tablo beklediklerini ifade eden Sarı, yine de bu yıl içinde yapılacak yatırımların 2008’deki rakamlar seviyesine ulaşmayacağı görüşünde…
Yeni Projelerde Artış Bekleniyor 2009'un son çeyreğinde gerçekleşen ya da duyurulan işlemler, 2010'da da yeni projelerin gündeme geleceğinin bir göstergesi olarak kabul ediliyor. Son olarak Carlyle Group Medikal Park Hastaneleri'nin yüzde 40'ını satın alırken, Abu Dabi hükümetine ait Invest A Private Equity Partners II isimli özel sermaye fonunun Ekol Lojistik'e 50 milyon euro yatırımla ortak olması da geçtiğimiz yılın sonunda duyurusu yapılan işlemler arasında yer aldı. 2010'un ilk ve önemli girişim sermayesi yatırımı ise İsviçreli finans şirketi Generalli tarafından Mensa Mensucat'a yapıldı. Türkiye'de ilk kez uygulanan, "oydan yoksun pay ihracı" yoluyla gerçekleşen ortaklık, tam olarak girişim sermayesi olarak sayılmasa da özel sermaye yatırımı kategorisinde yer alıyor. 2007'de sıvıyağ üreticisi Yudum Gıda'yı satın alan Kuveytli girişim sermayesi fonu NBK Capital'in Türkiye'de sağlık alanında yeni bir yatırım yapması da gündemde... Şirketin, bu yılın ortasına kadar, Dünya Göz Hastaneleri'nin yüzde 30 hissesine ortak olması bekleniyor. Acıbadem Hastaneleri'nin ortağı Abraaj Capital de Türkiye'de yeni yatırımlar için ilgisinin sürdüğünü açıklayan girişim sermayesi şirketleri arasında. Abraaj Capital İcra Kurulu Üyesi Selçuk Yorgancıoğlu, 2010'un ilk çeyreğinden itibaren yatırımlara hız verildiğini açıkladı. Yönettikleri fon miktarının 8 milyar dolara ulaştığını kaydeden Yorgancıoğlu, bunun 1 milyar dolarını 2 yıl içinde Türkiye'ye aktarmanın mümkün olduğunu belirtiyor. Acıbadem Hastaneleri'ni bölgesel güç yapma hedefi koyan şirket, bu kapsamda Mısır, Suudi Arabistan, Dubai, Romanya ve Rusya'da yatırım yapmayı planlıyor.
Ancak bunun karşısında, girişim sermayesi şirketlerinin de yatırım yapacakları hedef şirketlerden beklentileri var. Zira girişim sermayesi şirketlerinin amacı; yatırım yaptıkları şirketi sahipleri ile birlikte büyütmek, kurumsallaştırıp finansal ve stratejik açıdan daha iyi yönetilebilir hale getirmek ve belli bir süre sonra bu yatırımdan hisselerini satarak çıkmak olarak özetleniyor. Dolayısıyla şirket sahiplerinin beklentilerinin de bu amaçlarla örtüşüyor olması gerekiyor...
Girişim sermayesi şirketleri, gelecekte büyüme potansiyeli olan, sektöründe güçlü tüm şirketlerle ilgileniyor. Ancak bunun yanında, yatırım yapacakları şirketlerde aradıkları bazı temel kriterler var. Bu kriterler arasında; kurumsallaşma, profesyonelleşme, şeffaflık, kayıt içi olma, büyüme ve yatırım vizyonu en üst sıralarda yer alıyor. Bunun yanında, finansal verilere ve mali tablolara ilişkin düzgün raporlama sistemlerinin bulunması da önem taşıyor.
KOBİ’lerde Takipte Girişim sermayesi şirketlerinin bugünlerde ilgilendiği sektörler arasında, başta sağlık olmak üzere perakende, hizmet ve yenilenebilir enerji geliyor. Ancak medya, teknoloji ve telekomünikasyon alanındaki yatırımların da ilerleyen dönemde hız kazanması bekleniyor. Bununla birlikte, Türkiye'de bugüne kadar gerçekleşen girişim sermeyesi yatırımları ağırlıkla orta ve büyük ölçekli olsa da, yatırım şirketlerinin gündeminde önümüzdeki dönemde KOBİ'ler de var. Dolayısıyla yerli ve yabancı girişim sermeyesi şirketleri, büyüme potansiyeli gördükleri şirketleri mercek altına aldı.
Büyüklükten Çok Büyüme Potansiyeli Önemli Yönettiği 90 milyar dolara yakın fon ile dünyanın en büyük girişim sermayesi fonlarından biri olan The Carlyle Group, 2007'den beri İstanbul ofisi ile Türkiye'deki yatırım fırsatlarını izliyor. Grup bugüne kadar Türkiye'de 2 yatırımı hayata geçirdi. 2008'de Gebze Serbest Bölgesi'nde kurulu bulunan ve kimyasal tanker yapımında uzmanlaşan TVK Tersanesi'nin yüzde 50'sini satın alan Carlyle, 2009'da yatırıma devam etti. Türkiye'nin en büyük hastaneler grubu olan Medical Park'ın yüzde 40'nı satın aldı. The Carlyle Group Türkiye Genel Müdürü Can Deldağ, İstanbul ofisinin 500 milyon dolarlık bir fonun parçası olarak faaliyet gösterdiğini, ancak Türkiye'de yapılabilecek yatırımların bu tutar ile sınırlı olmadığını belirtiyor. Türkiye'deki her yatırım fırsatı ile ilgilendiklerini belirten Deldağ, büyüme potansiyeli olan ve cirosu 30 milyon dolar olan tüm şirketlerin ilgi alanlarında olduğunu ifade ederek şöyle devam ediyor: "Carlyle için büyüklükten çok büyüme potansiyeli olan ve değer katabileceğimiz şirketlere yatırım yapmak önem taşıyor. 2010'da Türkiye'de en az 2 yatırım yapmayı hedefliyoruz. Şu anda devam eden ve yılın ikinci yarısında tamamlayabileceğimizi düşündüğümüz 2 ortaklık görüşmemiz var. İncelemekte olduğumuz şirket sayısı ise bir hayli fazla..."
Türkiye'de yapılan girişim sermayesi yatırımlarının çok önemli bir bölümünün büyüme sermayesi yatırımı olduğuna dikkat çeken Deldağ, yatırım yapılan şirketlerin sermaye eksikliğinin giderilerek büyümelerine katkı yaratıldığını söylüyor: "Girişim sermayesi gibi finansal yatırımcıların KOBİ'lere katacağı çok değer olduğunu düşünüyorum. Sağladığımız katkı yalnızca sermaye ile de sınırlı değil, yatırım yaptığımız şirketlerin kurumsallaşmasına ve şeffaflaşmasına da destek sağlıyoruz."
Türkiye’de tüm sektörlerle ilgilendiklerini belirten Deldağ, sağlık, perakende, enerji gibi tüketiciye yakın sektörlerin daha çok ilgilerini çektiğini söylüyor. Bazı üretim şirketlerini de incelediklerini ifade eden Deldağ, değerlendirme kriterleri arasında büyüme potansiyeli dışında şeffaflık ve kurumsallaşma arzusunun önemli olduğunu belirterek, şöyle devam ediyor: "Bizim işimiz, bu özelliklere sahip yönetimlerle bir araya gelmek ve ortak bir değer yaratma projesi oluşturmak... "
KOBİ'lere Yatırım Yapmak İstiyoruz 1999'da Londra'da kurulan NBGI girişim sermeyesi fonu, 2008'in Eylül ayından bu yana Türkiye'de de faaliyet gösteriyor. Ağırlıklı olarak İngiltere'deki KOBİ'lere yönelik yatırım amacıyla kurulmuş olan şirket, NBG'nin Balkan bölgesindeki faaliyetlerinin artması ile etki alanını bu coğrafyaya da yaymış durumda. 920 milyon euro’luk fon büyüklüğüne sahip olan şirket, bu fonun yarısını başta İngiltere ve Fransa olmak üzere Avrupa'ya diğer yarısını ise Türkiye de dahil olmak üzere Balkanlara ayırmış bulunuyor. NBGI Türkiye Yatırım Direktörü Mete İkiz, şirketin Balkanlarla birlikte Türkiye'ye 300 milyon euro’luk fon ayırdığını belirtiyor. Bu fonun haricinde gayrimenkul ve yenilenebilir enerji sektörlerine özel 100'er milyon euro’luk ayrı fonların bulunduğunu belirten İkiz, toplamda Türkiye dahil olmak üzere Balkan bölgesine ayrılan fonun büyü1düğünün 500 milyon Euroyu bulduğunu ifade ediyor. Henüz Türkiye'de bir yatırımlarının bulunmadığım belirten İkiz, bu durumu şöyle açıklıyor: " Faaliyete geçtiğimiz tarihten yaklaşık i 5 gün sonra Lehman Brothers'ın batışı gündeme oturdu. Bu durumda yatırım planları biraz askıya alındı. Ancak 5-6 aylık dönemde birçok şirketi inceleme fırsatımız oldu ve iyi bir hazırlık dönemi geçirdiğimizi söyleyebilirim."
Yaklaşık 5-6 şirketle belli aşamalara gelmiş görüşmelerinin devam ettiğini belirten İkiz, bu yıl içinde 2 veya 3 şirketin işlemini bitirmeyi hedeflediklerini kaydediyor. Türkiye'ye yönelik yatırım planlarında KOBİ'leri ön planda tutuklarım belirten İkiz, girişim sermayesi yatırımlarının şirketler açısından nasıl değer yarattığım da şöyle özetliyor: "NBGI olarak yatırım yaptığımız şirketlerde finansal yapıyı baştan aşağı yeniliyoruz, sağlıklı bir yapıya kavuşturuyoruz. Kurumsal yönetimi tahsis ederek kurumsallaşmalarına olanak tanıyoruz. Avrupa'da kendi alanında belli bir isim yapmış olan profesyonel yöneticileri alıp, yönetim kurullarına dahil ederek, şirketlere yeni bir vizyon kazandırıyoruz. Bununla birlikte NGB’nin Balkanlardaki gücüyle yeni pazarlara açılmalarını kolaylaştırıyoruz.”
Girişim sermayesi yatırımının KOBİ’ler için eskisi kadar yabancı bir kavram olmadığına da dikkat çeken İkiz, 10 yıl içinde bu alandaki değişimi çok net gözlemlediğini ifade ederek şu bilgileri veriyor:”Başlangıçta bizi yalnızca para koyan, para koymanın yanında yönetim kurullarında sessiz ortak olarak oturan bir yatırımcı olarak görüyorlardı. Çok net olarak, bu durumun artık değiştiğini söyleyebilirim. KOBİ’ler artık girişim sermayesi şirketlerini yalnızca bir finansman kaynağı olarak değerlendirmiyor. Yeni pazarlara açan, kurumsal yönetim anlayışı getiren, profesyonel yöneticilerin desteği ile şirketi daha iyi bir yapıya çeken ekipler olarak görüyorlar. Girişim sermeyesi yatırımının kendileri açısından katma değer yarattığını hissediyorlar. Dolayısıyla KOBİ'lerde artık bir bilinç oluştuğunu söyleyebiliriz. Bu nedenle 2010'da bu segmentte çok daha fazla işlem göreceğiz."
Büyüme potansiyeli olan tüm sektörlerle ilgilendiklerini, yalnızca gayrimenkul ve yenilenebilir enerji ile ilgili yatırım fırsatlarını ayrıca değerlendirdiklerini ifade eden İkiz, değerlendirme kriterlerini ise şöyle sıralıyor: "En önemli konumuz denetim felsefesi... Şirketlerin şeffaflığa önem vermesi ve kurumsal yönetimi uygulamaya açık olması gerekiyor. Şu anda belki uygulayamıyor olabilirler. Zira bunları uygulamak da bir anlamda maliyettir. Şeffaflık dediğiniz zaman ön plana çıkan denetim raporudur örneğin... Fakat bizim içeri girişimizden sonra bunu uygulamaya sıcak bakmaları gerekiyor. Diğer önemli bir kriterimiz bölgeye yayılmaya istekli olmaları... Yani yalnızca Türkiye sınırları içerisinde değil, yakın çevrede de aktif olma vizyonuna sahip olmalarını bekliyoruz. Şirketin en azından kendi sektöründe belli bir markalaşma stratejisi olmasını istiyoruz. Bununla birlikte yeni inovatif projelerle büyümeyi sağlayabilecek yapıda olmalarına da dikkat ediyoruz."
Sektör Sınırlamamız Yok Türkiye'nin ilk bağımsız girişim sermayesi fonu olan Turkven, 2000 yılından bu yana sektör ayrımı olmaksızın büyüme potansiyeli olan şirketlere yatırım yapıyor. ilk olarak 2003'te Uno 'ya ortak olarak dikkat çeken şirket, son olarak 2008'de Mavi Jeans'in global hisselerinin yüzde 35'ini satın aldı. Turkven Genel Müdürü Seymur Tarı, şirketin yönlendirdiği 500 milyon Euro fonun yanı sıra, Dünya Bankası ve Avrupa genelindeki kalkınma bankalarından elde edilen kaynak ile birlikte toplam varlık büyüklüğünün 950 milyon Euroyu aştığını ifade ediyor. Bugüne kadar Türkiye’de 11 sermaye ortaklığı yatırımı gerçekleştiren grup, halen 9 şirkette de ortak olarak bulunuyor.
Yatırım tutarı açısından, 20 milyon Euronun üzerinde ciro yapan şirketlere öncelik verdiklerini belirten Tarı, planlarında büyük ölçekli şirketlerin yanı sıra orta ölçekli şirketlerle ortaklığın da yer aldığını ifade ediyor. Bugüne kadar gerçekleşen yatırımlar arasında Pronet ve Provus gibi orta ölçekli şirketlerin bulunduğuna dikkat çeken Tarı, fırsat gördükleri her sektöre yatırım yapabileceklerini belirtiyor: "Yatırım için herhangi bir sektör kısıtlamamız bulunmuyor. Bugüne kadar yaptığımız yatırımlar neticesinde perakende, otomotiv, servis, gıda, dış -kaynak sağlama (outsourcing) hizmetleri ve imalat sanayi konularında da tecrübe edindik."
Şu anda görüşmeleri devam eden birçok yatırım fırsatı olduğunu ifade eden Tarı, Turkven olarak bu yıl içinde 3-4 yatırımı hayata geçirmeyi hedeflediklerini belirtiyor. Tarı, şirketlerin ihtiyaç ve öncelikleri doğrultusunda sermaye yatırımı yaptıklarını ancak bunun yanında uzun vadeli borç, danışmanlık ve uluslararası ortaklıklar ile daha sağlıklı ve hızlı büyüme için elverişli bir ortam sağladıklarına da dikkat çekiyor. Şirketlerin kurumsallaşmalarına da destek olduklarını ifade eden Tarı, yatırını kararını etkileyen en önemli kriterleri büyüme potansiyeli, yönetim kadrosu ve sektörel liderlik olarak sıralıyor.
Kaynak: KobiFinans Dergisi 26. Sayı
www.kobifinans.com.tr/dergi
|