KobiFinans
anasayfa Anasayfa
favorilere ekle Favorilerime Ekle
arkadaşına öner KobiFinans'ı Öner
rss RSS
Detaylı Arama
sub-bg-left
10 Şubat 2012 Cuma
FORUM ÜYE SORGULAMA EĞİTİM MERKEZİ
sub-bg-right
Bayilik ve Franchising
Dış Ticaret
e-Ticaret
Finansman
İnovasyon
İnsan Kaynakları
İş Gezisi Rehberi
İş Yaşamı
Kalite
Kişisel Gelişim
KOBİ Destekleri
Marka
Ofis Teknolojileri
Pazarlama
Risk Yönetimi
Satış
Vergi ve Muhasebe
Yeni Girişim
Yönetim
En Çok Okunanlar
Kitap Tanıtım
Basel Uzlaşılarının Yetersizliği ve Bankalara Alternatif Model
Orhan Ökmen

Yatırımın Dört Temel Taşı
Wıllıam Bernstein – Ali Perşembe


‘Basel II, Bir Anlamda Reel Sektörün Değişimidir’


Oya GÜVERCİNCİ
Finansbank Banka Risk Komitesi Başkanı
Dünya bankacılık sektörü 2007’de Basel II düzenlemesiyle tarihinde yeni bir sayfa açacak. Basel Komitesi’nin geliştirdiği bu yeni düzenleme, Türk bankacılık sektörünün de gündeminde. Bankaların sermaye yeterliliği standartlarını yeniden belirleyen ve risk yönetimini ön plana çıkaran Basel II, müşteriler açısından da kritik bir dönemin başlangıcı… Kredilerin subjektif yöntemlerle ‘iyi’ veya ‘kötü’ olarak belirlenmesi sürecinden, çok farklı unsurların değerlendirildiği ‘çok riskli’ veya ‘az riskli’ olarak belirlendiği bir sürece geçilecek. Kredilerin fiyatlandırılması, firmanın risk derecesine göre oluşturulacak. Risk odaklı kredi fiyatlandırması ise, tüm özel sektörde olduğu gibi, KOBİ’lerin kullanacakları kredilerin de miktarlarını/fiyatlarını olumlu/olumsuz yönde etkileyebilecek bir dönem anlamına geliyor.

Finansbank Banka Risk Komitesi Başkanı Oya Güvercinci ile, Basel II’nin Türkiye ve dünyada açacağı bu yeni sayfa ve KOBİ’lere etkilerini konuştuk.

KF: Bankacılık sektöründe yeni bir dönem açacak olan Basel II düzenlemesinin amacı nedir?
Öncelikle şunu vurgulamakta fayda var: Basel II, yalnızca Türkiye’ye özgü bir düzenleme değil. Başta G-10 ve diğer Avrupa ülkeleri olmak üzere tüm dünyada bankacılık sektörünü ilgilendiren bir gelişme. Biz de AB’ye aday bir ülke olduğumuz için, her konuda uyum koşullarını yerine getirmeye çalıştığımız gibi Basel II düzenlemelerine de uyum sağlamak durumundayız... Basel II esas olarak bankaların sahip olması gereken sermaye miktarını belirlemeye yönelik bir düzenleme. Konuya giriş yapmadan önce, genel olarak mevcut sistemin nasıl çalıştığını ve sermaye ihtiyacının nereden çıktığını ele alalım. Bankalar mevduat toplar ve bu mevduatlarla kredi verirler. Vadesi geldiğinde de krediyi geri alır ve mevduatı sahibine geri verirler. kredi verirken bir risk alıyorlar. Ama kendi paraları ile değil, müşterinin parasını kullanarak risk alıyorlar. Banka doğal olarak her verdiği krediyi geri alamayacak, mutlaka sorunlu kredisi olacaktır. Sorunlu kredi olduğunda ise bunu karşılayacak bir sermaye yapısına sahip olması gerekir. Bankanın sermayesi işte o zaman devreye giriyor, sorunu sermayesi ile çözüyor. Kredi riskleri gerçekleştiğinde banka ayakta kalabilecek mi? Buna yetecek sermayesi var mı? Sistemin böyle işlemesi gerekiyor, bankanın güvenilirliği burada ortaya çıkıyor. Bütün düzenleyici otoritelerin üzerinde durduğu konu bu. Bu nedenle bankaların sahip olmaları gereken asgari sermaye seviyesinin hesaplanması önemli. Basel II de buna yönelik bir düzenleme.

KF: Peki bugüne kadar uygulanan sistem nasıl işliyordu?
Bugüne kadar kullanılan düzenleme kısaca Basel I olarak tanımlanan düzenleme. Basel I, 1988’den beri uygulanıyor. İlk olarak yine G-10 ülkeleri tarafından uygulanmaya başlanan , daha sonra 100’den fazla ülke tarafından uygulanan, Türkiye’nin de 1992’de uygulanmaya başladığı bir düzenleme. Bu düzenlemenin özünde ise şu var: Her 100 liralık nakit kredin için 8 lira sermaye tutuyor olacaksın. Bu yalnızca kredi riski için gerekli sermaye, Konumuz kapsamı dışında olduğu için piyasa riskini hesaba katmıyorum. Bu sermayeyi kredinin geri ödenmemesi riskine karşı tutuyorsunuz. Bu noktada kredinin geri ödenmeme ihtimali kime verildiği ile çok ilgili. Kredibilitesi çok yüksek ya da çok düşük olan tüm firmalara aynı yaklaşımı sergiliyorsunuz. İşte Basel II Basel I’in bu hesaplama yönteminin yanlış olduğu fikrinden çıktı. Çünkü riski ayrıştırmıyor, risk ayarlaması yapmıyor. Sermayenin riske göre hesaplanması gerekiyor. Banka olarak eğer çok riskli bir firmaya kredi veriyorsam, belki de 8 liradan fazla sermaye tutmam gerekecek. Daha az riskli bir firma içinse, tam tersine daha az sermaye tutabilirim. İşte Basel II’nin mantığında bu var. Sermaye ihtiyacı, kredi verilen firmanın riski dikkate alınarak hesaplanıyor.

KF: 2 düzenleme arasında uygulama açısından da önemli farklılıklar var değil mi?
Tabii. En önemli fark Basel II’nin kredinin sorunlu kredi olma ihtimalinin borçlunun kredibilitesi ile ilişkili olduğunu dikkate alması. Basel I’de uygulama çok daha basit. Her 100 lira nakit kredi için 8 lira sermaye bulundurmalısınız. Kredi ipotek karşılığı verilmiş bir kredi ise, sermaye ihtiyacı 4 liraya iniyor. Çünkü kredinin problemli krediye dönüşmesi halinde ipotek, kredinin tahsilatını kolaylaştırıyor. Basel II düzenlemesi ise son derece detaylı yöntemleri içeriyor. 2 ana yöntemi var: Standart yöntem ve içsel derecelendirme esaslı yöntem. Standart yöntemde, borçlunun kredibilitesi bağımsız bir risk derecelendirme kuruluşu tarafından belirleniyor ve banka olarak siz de o risk derecesine göre sermaye ihtiyacı belirliyorsunuz. İçsel derecelendirme esaslı yöntemde ise borçlunun kredilibitesi bankanın kendi kredi derecelendirme sistemleri ile belirleniyor. Türkiye’de uygulama standart yöntem ile başlayacak. İçsel derecelendirme esaslı yöntemler 2009’dan itibaren kullanılacak. Standart yönteme göre krediler de kendi içinde 3 türde sınıflandırılıyor: Kurumsal krediler, perakende krediler ve ikamet amaçlı gayrimenkul ipoteği karşılığı krediler. Bu krediler birbirlerinden farklı risk ağırlığına tabi tutuluyor.

KF: Basel II, müşteriyi, özellikle KOBİ’leri zorlayacak bir düzenleme mi?
Bir bankacı olarak masanın karşı tarafından yorumladığımda bu düzenlemenin uygulanması açısından ‘KOBİ’ diye bir ayrıştırma yapmıyorum. Her türlü firmadan bahsediyorum. Çünkü uygulama verilen tüm krediler için sermaye ihtiyacının farklı hesaplanmasına yönelik. Bu değişiklik finansal yapısı güçlü, kredibilitesi yüksek firmaları olumlu, finansal yapısı zayıf, kredibilitesi düşük firmaları olumsuz etkileyecek. Aynı durum KOBİ’ler için de sözkonusu.

Biraz önce sözünü ettiğimiz 3 tür krediyi tek tek ele alıp değerlendirirsek: Kurumsal kredilerin risk ağırlıkları borçlunun kredi derecesine göre değerlendirilecek. Derecesi olmayan firmalar, standart yönteme göre yüzde 100 risk ağırlığında olacak. Aslında Basel I’de de bu tür riskler yüzde 100 risk ağırlığına tabi olduğundan pek bir fark yokmuş gibi gözükse de, mevcut uygulamada gayrimenkul ipoteği olan bir kredi yüzde 100 yerine yüzde 50 kredi ağırlığı alırken, Basel II’de bu uygulama olmayacak.

İkamet amaçlı konut ipoteği karşılığı olanlar dışında kalan her türlü bireysel kredi ve KOBİ’lere kullandırılan, toplam tutarı 1 milyon euro’yu aşmayan krediler perakende kredi olarak tanımlanıyor. Yıllık cirosu 50 milyon euro’nun altında olan firmalar KOBİ tanımına giriyor.. Bu tür kredilerde risk ağırlığı yüzde 75 olacak. Bugünkü duruma göre bakıldığında bu bir avantaj çünkü bu tür krediler mevcut uygulamada yüzde 100 risk ağırlığında değerlendiriliyor. İpotek konusu bu tür krediler için de geçerli... KOBİ’ler ile ilgili 2. boyut ise şu: Kredi verilen firmanın yıllık cirosu 50 milyon euro’dan azsa bu kredi KOBİ kredisi olarak kabul edilecek. Ancak böyle bir firmanın bir bankadaki nakit ve gayrinakit kredi toplamı 1 milyon euro’dan küçükse o firma perakende KOBİ sayılacak ve yüzde 75 risk ağırlığına tabi olacak. Kredi toplamı 1 milyon euro’dan büyükse ticari KOBİ sayılacak ve derecelendirmesi yoksa yüzde 100 risk ağırlığı alacak.

Konut ipoteği karşılığı krediler ise yüzde 35 risk ağırlığına tabi olacak. Şu anda bu tür krediler yüzde 50 risk ağırlığı alıyor.

KF: O halde, KOBİ’ler açısından değerlendirirsek, ne tür tedbirler almaları gerek?
Şu anda KOBİ kredileri ipoteksiz ise yüzde 100, ipotekli ise yüzde 50 risk ağırlığına tabi. Gelecekte perakende olarak değerlendirilen KOBİ kredileri yüzde 75, kurumsal olarak değerlendirilen KOBİ kredileri yüzde 100 risk ağırlığına tabi olacak. Basel II’nin standart yönteminin uygulandığı ilk yıllarda ipoteğin risk azaltıcı etkisinden faydalanamamaktan başka dezavantaj yok. Ancak İçsel Derecelendirme Esaslı yöntemler devreye girdiğinde firmanın kredibilitesi önem kazanacak... O zaman, her türlü firmanın risk derecesine bakmak gerekecek. Öte yandan bu yöntemlerin düzenleyici otorite tarafından onaylanması gerekiyor. Banka olarak benim sistemim firmaları örneğin A,B,C diye derecelendiriyorsa önce düzenleyici otorite gelip sistemimize bakacak. Doğru ölçüyor mu? Testlerim doğru mu? Bunun için de banka olarak artık şu değerlendirmeyi yapamayacağım; “O firmanın sahibini tanıyorum, çok güvenilir adamdır, işleri çok iyidir, onun için ben onu B olarak derecelendiriyorum.” Herşey mutlaka istatiksel olarak doğrulanmış ve sistematik olacak. İşte bunun için, KOBİ’lerin yaşayacağı en önemli sorun kayıt içi olma gereği, muhasebe sistemleri ve güvenilirlik. KOBİ’nin yüksek derece alması gerekiyor. Yüksek derece alabilmek için de aldığı krediyi geri ödeme kapasitesinin yüksek olması gerekiyor... Nasıl geri öder? Sermayesi yeterli olacak, planları, projeleri olacak, kaliteli insan kaynağı olacak, finansal kaynakları güçlü olacak, kurumsallaşmaya yönelik faaliyetleri olacak. Bankaların disipline olma süreci tamamlandı. Şimdi bu süreç reel sektör için başlıyor. Dolayısıyla bu anlattıklarımız yalnızca KOBİ’ler için değil tüm reel sektör için geçerli.

KF: Anlattıklarınızdan şöyle bir sonuç çıkıyor: İyi bir derecesi olmayan firma, krediyi pahalıya alacak…
Evet, doğru. Beklenen, kredilere uygulanan faiz oranlarının kredilerin riskliliği ile paralel gidecek olması. Örneğin derecesi A olan bir firma yüzde 25 faiz oranıyla bir kredi alabiliyorsa, C olan belki yüzde 28 ile kredi alabiliyor olacak. Riskli olan daha pahalıya kredi kullanacak.

KF: Basel II Avrupa’da 2007’de uygulanmaya başlanacak. Peki Türkiye?
BDDK tarafından yayınlanan Basel II Yol Haritası’na göre Türkiye’de Ocak 2008’den itibaren uygulanmaya başlanacak. Ancak değişimi yurtdışındaki bankaların Basel II’ye geçişi ve Türkiye’deki bankaların Basel II’ye geçişi olarak 2 açıdan değerlendirmekte fayda var. Avrupa bankaları Türkiye’deki bankalara kredi veriyorlar, Ocak 2007’de Avrupa bankaları Türk bankalarına kredi verirken bizim reel sektör için yaptığımız değerlendirmeleri Türk Bankaları için yapıyor olacaklar, dolayısıyla aynı etki burada da  görülecek. Basel I uygulamasında bankalara verilen kredinin risk ağırlığı ‘OECD ülkesi olup olmama ayrımıyla belirleniyor. Türkiye OECD grubunda yer aldığı için Türkiye’deki bankalara verilen kredilerin risk ağırlığı düşük... Basel II’de ise OECD ayrımı kaldırıldı. ‘Bundan sonra ülkenin derecesine bakılacak. Türkiye’nin derecesine baktığımızda ise yüzde 100 risk ağırlığında değerlendiriliyor. Bu ne anlama geliyor? Artık bir banka yurtdışından kredi alırken eskisi gibi düşük risk ağırlığı ile kredi almayacak. Risk ağırlığı artınca kredinin fiyatı yükselecek ve banka da firmalara verdiği kredilere bu farkı yansıtmak zorunda kalacak.

Sonuç olarak reel sektörün hemen işe koyularak Basel II’nin etkilerini değerlendirip değişimi başlatması gerekiyor. Bankalar bu çalışmalara daha önceden başladı çünkü Basel II’nin gerektirdiği risk değerlendirmelerinin yapılabilmesi için inanılmaz derecede veri ihtiyacı var, birçok şeyi istatiksel olarak ifade etmek, uygun bilgi işlem sistemlerini kurmak, geliştirmek gerekiyor.  Firmalar açısından baktığımızda ise daha ucuz kredi kullanmanın tek yolu daha iyi risk derecesine sahip olmak. Daha iyi risk derecesine sahip olabilmek için gereken tedbirleri almaya bir an önce başlamak gerekiyor... KOBİ açısından bakarsak, çok büyük bir kültürel değişiklik gerekecek. Bu işi anlamak, hazmetmek bile çok zaman alıyor. Dolayısıyla uygulamaya geçmek ve bir an önce değişim ihtiyacının farkında olarak kurumsallaşma yolunda adım atmaya başlamak gerekiyor.

Kaynak: KobiFinans Dergisi 7.Sayı
 

 

 

 

 
 
Bu yazı 5279 kez okundu.
Bu yazı hakkında yorum yapılmamış.
“KOBİ’nin İhtiyacı Neyse, Çözümünü Üretiyoruz”
 
Üyelik Girişi
Üye Olmak İstiyorum
ebultenkayit
Aylık KobiFinans E-bülten'e üye olmak için lütfen bilgilerinizi doldurun.
kobifinans “KOBİ’nin İhtiyacı Neyse, Çözümünü Üretiyoruz”
Erkin AYDIN
 
Basel II ve Ekonomiye Etkileri
Vahap BALKAYA

kobifinans Basel II nedir? Basel I’den Farklılıkları Nelerdir?
Yalçın TECİMER
 
footer-left
Bizi Tanıyın Çözüm Ortakları Güvenlik ve Gizlilik Sıkça Sorulan Sorular Reklam Ödüllerimiz
Ana Sayfam Yap Bize Ulaşın Site Haritası
KobiFinans, bir Finansbank Kobi Bankacılığı hizmeti olup her hakkı Finansbank A.Ş.'ye aittir. © 2010